Anasayfa Karar Bülteni AYM | Alim Polat | BN. 2021/36012

Karar Bülteni

AYM Alim Polat BN. 2021/36012

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/36012
Karar Tarihi 12.06.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Sanığın aleyhe tanığı sorgulama hakkı güvence altındadır.
  • Belirleyici tanık beyanı duruşmada sanıkça sınanabilmelidir.
  • Sorgulanmayan tanık beyanı tek başına mahkûmiyet temeli olamaz.
  • Yüzleşme imkânı verilmemesi adil yargılanma hakkını ihlal eder.

Bu karar, ceza yargılamalarında sanığın savunma haklarının özünü oluşturan tanık sorgulama hakkının sınırlarını ve yargı makamlarının bu konudaki anayasal yükümlülüklerini çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, sanığın yokluğunda dinlenen ve beyanları mahkûmiyet hükmüne belirleyici ölçüde esas alınan bir tanığın, daha sonra sanık tarafından duruşma salonunda bizzat veya sesli ve görüntülü bilişim sistemleri gibi teknik vasıtalar aracılığıyla sorgulanamamasının adil yargılanma hakkını doğrudan zedelediğine hükmetmiştir. Karar, bir delilin tek veya belirleyici olmasının sadece mahkûmiyet kararı verilmesi yönünden değil, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşarak daha ağır şekilde belirlenmesi açısından da titizlikle dikkate alınması gerektiğini hukuken tescil etmektedir.

Benzer ceza davalarındaki emsal etkisi bakımından bu karar, ilk derece mahkemelerine tanıkların dinlenmesi usulünde son derece katı ve tavizsiz bir standart getirmektedir. Yargılama makamları, herhangi bir aleyhe tanığı mahkemede hazır edemedikleri durumlarda bunun geçerli ve makul nedenlerini açıkça ortaya koymak ve sanığa mutlaka dengeleyici hukuki güvenceler sunmak zorundadır. Özellikle silahlı terör örgütü üyeliği gibi ciddi ve ağır yaptırımlar öngören suçlamaların yer aldığı dosyalarda, tanık beyanlarının tutarlılığının ve güvenilirliğinin bizzat sanık tarafından test edilebilmesi, silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkelerinin mutlak bir gereği olarak uygulamanın tam merkezine yerleşmektedir. Bu güçlü içtihat, sanığın gıyabında alınan, sınanmamış ifadelerin mahkûmiyete tek başına veya belirleyici ölçüde dayanak yapılmasını zorlaştırarak ceza adalet sistemindeki adil yargılanma standartlarını önemli ölçüde yükseltmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bireysel başvuruya konu uyuşmazlık, silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla yargılanan başvurucunun, hakkındaki hapis cezası mahkûmiyet kararının adil ve hakkaniyete uygun olmayan bir yargılama süreci sonucunda verildiği iddiasına dayanmaktadır. Başvurucu hakkında yürütülen ceza davasında, aleyhine çok ciddi iddialarda bulunan ve örgüt hiyerarşisi içindeki rolünü anlatan temel bir tanık, başvurucunun ve avukatının bulunmadığı bir ara duruşmada mahkeme heyeti tarafından dinlenmiştir. Mahkeme, bu tanığın mahkûmiyet ve cezanın ağırlığı için belirleyici nitelikte olan beyanlarını, daha sonraki asıl duruşmada başvurucuya sadece tutanaktan okumakla yetinmiştir. Bu usul nedeniyle başvurucuya, söz konusu tanığa doğrudan soru sorma, iddialarına anında itiraz etme veya onunla mahkeme huzurunda yüzleşme imkânı hiçbir şekilde tanınmamıştır. Hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün bu şekilde eksik, çelişmeli yargılama ilkesine aykırı ve hatalı bir usulle kurulan karara dayandığını belirten başvurucu, olağan kanun yollarından olan istinaf ve Yargıtay nezdindeki temyiz süreçlerinden de hukuki bir netice alamamıştır. Bütün bu süreçlerin sonunda başvurucu, aleyhine ifade veren kilit tanığı bizzat sorgulayamadığı ve savunma hakkının telafisi imkânsız şekilde kısıtlandığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespitini ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasını talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın en mühim unsurlarından biri olan tanık sorgulama hakkı üzerinde titizlikle durmuştur. Ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ayrılmaz, ertelenemez bir parçasıdır. Yüksek Mahkeme yerleşik içtihatları doğrultusunda, bir ceza davasında yargılamanın adilliğini ve tanık beyanlarının kullanımının hukuka uygunluğunu değerlendirmek için üç aşamalı ve katı bir test uygulamaktadır.

Uygulanan bu testin ilk aşamasında, tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli, mantıklı ve haklı bir nedene dayanıp dayanmadığı detaylıca incelenir. İkinci olarak, sanığın duruşma sırasında sorgulama veya soru sorma imkânı bulamadığı tanık beyanının, kurulan mahkûmiyet hükmünün dayandığı tek veya en belirleyici delil olup olmadığı derinlemesine değerlendirilir. Bu kritik aşamada, bir delilin belirleyici nitelikte olması yalnızca mahkûmiyet kararı verilmesi açısından ele alınmaz; aynı zamanda verilecek temel cezanın kanuni alt sınırdan uzaklaşılarak daha ağır şekilde tayin edilmesi yönünden de büyük önem taşır.

Üçüncü ve son aşamada ise, sanığın aleyhindeki tanığı sorgulayamaması nedeniyle yargılama sürecinde maruz kaldığı eşitsiz ve dezavantajlı durumu telafi edecek düzeyde, mahkeme tarafından karşı dengeleyici usule ilişkin güvencelerin sağlanıp sağlanmadığına bakılır. Hükme ulaşılırken sorgulanmamış olan bu tanığın beyanını her türlü şüpheden uzak bir biçimde destekleyen başka sağlam doğrulayıcı delillere dayanılması, tanıkların ses ve görüntü nakleden bilişim sistemleri (SEGBİS) vasıtasıyla eş zamanlı olarak dinlenmesi veya sanığa uyuşmazlığa dair kendi delillerini sunma ve olayın kendi versiyonunu anlatma imkânı tanınması bu hukuki telafi edici güvenceler arasında sayılmaktadır. Şayet bir mahkûmiyet kararı büyük ölçüde sanık tarafından sorgulanamayan bir tanık beyanına dayandırılıyorsa ve sanığa yeterli telafi edici dengeleyici güvenceler mahkemece sunulmamışsa, sanığın adil yargılanma hakkının özünden zedelendiği ve doğrudan ihlal edildiği hukuken kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda ilk derece mahkemesinin yürüttüğü yargılama sürecini tanık sorgulama hakkı kriterleri ve anayasal güvenceler çerçevesinde detaylı bir şekilde masaya yatırarak önemli incelemelerde bulunmuştur. Mahkemenin, başvurucu aleyhine beyanda bulunan ilgili tanığı, sanığın ve müdafiinin bulunmadığı bir ara celsede dinlediği ve alınan bu beyanı daha sonraki asıl duruşma sırasında başvurucu ile müdafiine sadece tutanaktan okumakla yetindiği tespit edilmiştir. İncelemede, ilk derece mahkemesinin, söz konusu tanığın neden başvurucunun bizzat hazır bulunduğu bir celsede dinlenemediğine veya ses ve görüntü bilişim sistemleri (SEGBİS) gibi modern teknik imkânlar aracılığıyla neden doğrudan yüzleştirme yapılamadığına dair dosyaya yansıyan geçerli, somut ve ikna edici hiçbir yasal gerekçe sunmadığı açıkça görülmüştür.

Ayrıca, başvurucu aleyhine kurulan mahkûmiyet kararının dayandırıldığı deliller incelendiğinde, her ne kadar dosyada banka hesap hareketleri ve HTS iletişim kayıtları gibi çeşitli veriler bulunsa da, başvurucunun terör örgütü hiyerarşisindeki spesifik konumu, yürüttüğü faaliyetler ve üstlendiği iddia edilen rol hakkındaki en temel ve vurucu bilginin ağırlıklı olarak söz konusu tanığın ifadesine dayandığı saptanmıştır. Yüksek Mahkeme, tanığın bu ifadelerinin sadece mahkûmiyet kararının verilmesinde değil, aynı zamanda mahkeme tarafından sanığa verilecek temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak ve artırılarak belirlenmesinde de son derece belirleyici nitelikte bir delil olduğunu kesin olarak kabul etmiştir.

Bununla birlikte, yargılama sürecinin bütününe bakıldığında başvurucuya olayları kendi bakış açısına göre anlatma ve savunma yapma imkânı verilmiş olsa da, bu durumun temel bir tanığı sorgulama imkânından mahrum bırakılmanın savunma tarafında yarattığı ağır dezavantajı gidermeye ve telafi etmeye kesinlikle yetmediği vurgulanmıştır. Başvurucu, tanık beyanda bulunurken fiziksel veya sistemsel olarak orada olmadığı için tanığın sorulara verdiği anlık tepkileri gözlemleyememiş, yönelteceği sorularıyla onun anlattıklarının güvenilirliğini test edememiş ve mahkeme heyetinin dikkatini bu çelişkili noktalara çekme fırsatından tamamen mahrum bırakılmıştır. Doğal olarak mahkemenin kendisi de tanığın çapraz sorgusu sırasındaki anlık reaksiyonlarını doğrudan değerlendirme imkânı bulamamıştır. Tüm bu sürecin neticesinde, güvenilirliği hiçbir şekilde sanık tarafından sınanmamış bir tanık beyanının hükme belirleyici delil olarak temel yapıldığı ve savunmanın karşılaştığı bu büyük usule ilişkin güçlükleri dengeleyecek yeterli güvencelerin mahkemece sağlanmadığı saptanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, beyanları mahkûmiyette belirleyici ölçüde esas alınan tanığın duruşmada sanık tarafından sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: