Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Ali İnedi ve Diğerleri | BN. 2021/18662

Karar Bülteni

AYM Ali İnedi ve Diğerleri BN. 2021/18662

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/18662
Karar Tarihi 12.06.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Ölümcül güç kullanımı ayaklanmanın bastırılması için zorunludur.
  • Soruşturmadaki bazı eksiklikler etkili soruşturma yükümlülüğünü zedelemez.
  • Kamu görevlilerinin güç kullanımı mutlak zorunlu olmalıdır.
  • Yaşam hakkına müdahalenin kanuni dayanağı bulunmalıdır.

Bu karar, terörle mücadele operasyonları kapsamında meydana gelen sivil veya örgüt mensubu ölümlerinde devletin yaşam hakkına ilişkin pozitif ve negatif yükümlülüklerinin sınırlarını çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, silahlı çatışma ortamında güvenlik güçlerinin kanunun verdiği yetkiye dayanarak ve meşru müdafaa sınırları içinde gerçekleştirdiği güç kullanımının, anayasal istisnalar kapsamında kaldığına hükmetmiştir. Ölüm olayını çevreleyen şartlar değerlendirildiğinde, olayın yaygın terör şiddeti ve silahlı bir ayaklanmanın bastırılması amacına matuf olduğu vurgulanmıştır.

Benzer davalar ve terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlardaki güç kullanımına ilişkin iddialar açısından bu karar, oldukça güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Karar, çatışma alanlarında olay yeri incelemesinin yapılamaması veya bazı tanıklarla yüzleştirme yapılmaması gibi eksikliklerin, eldeki diğer kuvvetli delillerin (gizli tanık beyanları, telsiz kayıtları vb.) varlığı hâlinde soruşturmanın etkililiğine tek başına zarar vermeyeceğini ortaya koymaktadır. Uygulamada, savcılıkların güvenlik güçlerinin müdahalesini zorunluluk ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde objektif olarak değerlendirmesinin, ihlal iddialarını bertaraf etmekte kilit rol oynadığı bir kez daha teyit edilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, Şırnak'ın Cizre ilçesinde 2015 ve 2016 yıllarında yaşanan, kamuoyunda "hendek olayları" olarak bilinen terör olayları ve ilan edilen sokağa çıkma yasakları sırasında başvurucuların yakını olan A.İ.'nin hayatını kaybetmesi üzerine ortaya çıkmıştır. Başvurucular, A.İ.'nin herhangi bir terör örgütüyle bağlantısı olmayan sivil bir vatandaş olduğunu ve sokağa çıkma yasağı sürerken güvenlik güçleri tarafından haksız yere öldürüldüğünü iddia ederek şikâyetçi olmuşlardır. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ceza soruşturmasında ise ölen kişinin silahlı terör örgütü üyesi olduğu ve yaşanan şiddetli silahlı çatışmalar sırasında güvenlik güçlerinin meşru müdafaa hakkı ile kanun emrini yerine getirme kapsamında hareket ederken öldürüldüğü belirtilerek takipsizlik kararı verilmiştir. Başvurucular, olay yerinde yeterli inceleme yapılmadığını, tanıkların dinlenmediğini, toplanan delillerin eksik ve yanlı olduğunu belirterek soruşturmanın etkisiz yürütüldüğünü ve yakınlarının yaşam hakkının açıkça ihlal edildiğini ileri sürerek dava açmışlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan kural, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 ile güvence altına alınan yaşama, maddi ve manevi varlığı koruma hakkıdır. Anayasa, devletin yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme yönünde temel bir negatif yükümlülüğü bulunduğunu açıkça belirtir. Ancak Anayasa m. 17/4 uyarınca; meşru müdafaa hâli, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması gibi durumlarda yetkili merciin verdiği emrin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu hâllerde meydana gelen ölümler, yaşam hakkının ihlali olarak kabul edilmemektedir.

Ayrıca, devletin doğal olmayan her ölüm olayında, sorumluların belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek şeklinde usule ilişkin bir pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Soruşturma makamları, olaya karışmış kişilerden tamamen bağımsız olmalı, derhâl ve resen harekete geçmeli ve ölüm olayını aydınlatacak tüm delilleri makul bir özen ve süratle toplamalıdır.

Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, terörle mücadele operasyonları kapsamında kamu görevlilerinin ölümcül güç kullanımı değerlendirilirken, olayın bütün aşamaları, planlanması ve yaratılan tehlikenin niteliği göz önünde bulundurulur. Özellikle silahlı bir ayaklanmanın veya isyanın bastırılması bağlamında güvenlik güçlerinin kullandığı gücün, karşılaşılan ağır saldırıyla orantılı olup olmadığı ve mutlak bir zorunluluk taşıyıp taşımadığı hususları titizlikle irdelenir. Kamu düzenini ciddi şekilde tehdit eden yaygın terör olaylarında devletin, kanunların verdiği yetki sınırları içinde kalarak toplumu koruma görevi esastır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda yürütülen ceza soruşturmasını hem usul hem de esasa ilişkin yükümlülükler çerçevesinde detaylı olarak incelemiştir. Soruşturma aşamasında, olay yerinde derhâl inceleme yapılamaması ve cenazeyi hastaneye getiren kişi ile ölenin annesi arasında bazı tanık yüzleştirmelerinin eksik bırakılması gibi birtakım usuli eksiklikler tespit edilmiştir. Ancak, bu eksikliklerin soruşturmanın genel etkililiğini zedeleyecek nitelikte olmadığı belirlenmiştir. Nitekim olayın gerçekleştiği bölgede yaşanan yoğun silahlı çatışmalar, güvenlik güçlerine yönelik ağır silahlı saldırılar ve el yapımı patlayıcılar nedeniyle oluşan fiziki imkânsızlıklar ışığında olay yeri incelemesinin yapılamaması makul karşılanmıştır.

A.İ.'nin ölümüyle ilgili toplanan deliller, telsiz kayıtları, gizli tanık beyanları ve örgüte müzahir haber ajanslarındaki yayınlar ile kişinin geçmiş terör suçları kayıtları birlikte değerlendirildiğinde, maktulün silahlı terör örgütü üyesi olduğu ve olay sırasında güvenlik güçlerine karşı aktif olarak silahlı eylemlerde bulunduğu kesin olarak saptanmıştır. Bu bağlamda, Cumhuriyet Başsavcılığının maktulün meşru müdafaa ve silahlı bir ayaklanmanın bastırılması kapsamında kanunun verdiği yetki sınırları içinde güç kullanımı sonucu öldürüldüğüne yönelik tespiti isabetli bulunmuştur.

Mahkeme, güvenlik güçlerinin güç kullanımının planlanması ve icrası aşamalarında, terör eylemlerinin ağır niteliği ve yarattığı büyük tehlike göz önüne alındığında, gerçekleştirilen silahlı müdahalenin zorunlu ve orantılı olduğunu değerlendirmiştir. Eldeki kanıtlar ışığında, devletin ölüm olayını aydınlatma ve etkili soruşturma yürütme usul yükümlülüğünün yerine getirildiği, maddi anlamda da yaşam hakkına yönelik bir ihlalin oluşmadığı tespiti yapılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna, ancak Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: