Karar Bülteni
AYM 2020/20048 BN.
Anayasa Mahkemesi | Ayşe Derya Okçelik | 2020/20048 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/20048 |
| Karar Tarihi | 12.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Çevresel uyuşmazlıklarda devletin pozitif yükümlülüğü bulunur.
- ÇED kararlarında ilgili tarafların etkin katılımı sağlanmalıdır.
- Teknik uyuşmazlıklarda mahkemelerce makul gerekçe sunulmalıdır.
- Bilirkişi raporlarındaki eksiklikler mahkemece mutlaka giderilmelidir.
Bu karar, çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) raporlarına karşı açılan iptal davalarında idari yargı mercilerinin ne tür usuli güvenceler sağlaması gerektiğini netleştiren oldukça önemli bir adımdır. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı bağlamında, bireylerin yaşadıkları doğal çevreyi doğrudan etkileyen altyapı ve enerji projelerinde devletin temel pozitif yükümlülükleri bulunduğu açıkça vurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesi, idari yargılama makamlarının teknik bilgi ve uzman incelemesi gerektiren çevresel uyuşmazlıklarda, yetersiz buldukları bilirkişi raporlarını basitçe bir kenara bırakarak idare lehine hüküm kuramayacağını ortaya koymaktadır. Karar, yargılama sürecinde taraflarca ortaya atılan iddiaların, özellikle teknik ve bilimsel boyutları olan itirazların, yeterli araştırmayla aydınlatılmasını ve makul gerekçelerle karşılanmasını zorunlu tutmaktadır.
Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, çevresel projelere itiraz eden vatandaşların usuli haklarının idari yargı pratiğinde nasıl korunması gerektiğine dair çok güçlü bir hukuki standart çizmektedir. ÇED iptal davalarında Danıştay ve idare mahkemelerinin, teknik inceleme süreçlerini titizlikle işletmek ve uzman görüşlerindeki her türlü eksikliği gidermekle yükümlü olduğu kesinleşmiştir. Uygulamadaki önemi itibarıyla, mahkemelerin hükme esas alacakları bilirkişi raporlarını eksik veya çelişkili buldukları durumlarda, davanın doğrudan reddine karar vermeden önce mutlaka eksiklikleri tamamlatacak yeni bir teknik inceleme yoluna gitmeleri gerekecektir. Bu içtihat, çevre koruması temelinde açılan davalarda idare karşısında vatandaşın etkin katılımını, menfaatlerin titizlikle değerlendirilmesini ve adil yargılanma şansını güçlü bir şekilde teminat altına almaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
İzmir'in Karaburun ilçesinde ikamet eden ve bölgede tarım ile hayvancılıkla uğraşan başvurucular, özel bir şirket tarafından bölgede yapılması planlanan Karaburun Rüzgar Enerji Santrali Projesi için verilen "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu" kararının iptal edilmesi talebiyle idareye karşı dava açmıştır. Başvurucular, kurulacak rüzgar türbinlerinin bölgenin bitki ve hayvan çeşitliliğini olumsuz etkileyeceğini, kuş türlerini tehlikeye atacağını, tarım alanları ile meralara zarar vereceğini ve en önemli geçim kaynakları olan hayvancılık faaliyetlerini bitireceğini ileri sürmüştür.
İlk derece mahkemesi yaptırdığı bilirkişi incelemesi neticesinde planlanan dokuz türbinin bölgenin flora ve fauna yapısına zarar vereceğini tespit ederek ÇED raporunu iptal etmiştir. Ancak kararın idare tarafından temyiz edilmesi üzerine Danıştay, alınan bilirkişi raporunu eksik ve çelişkili bularak ilk derece mahkemesinin kararını bozmuş ve yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmadan davayı kesin olarak reddetmiştir. Başvurucular, uyuşmazlığın teknik bir konu olmasına rağmen yeni inceleme yapılmadan davanın reddedilmesi nedeniyle haklarının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa m. 20 kapsamında güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı kurallarına ve içtihatlarına dayanmıştır. Mahkemenin yerleşik kararlarına göre, bir tesis, işletme veya endüstriyel faaliyet sonucu ortaya çıkan muhtemel çevresel etkiler ile bireylerin özel hayata saygı hakkı arasında sıkı bir bağ bulunduğu durumlarda anayasal güvenceler doğrudan harekete geçmektedir.
Çevresel meseleler bağlamında devletin temel pozitif yükümlülüğü, olumsuz çevresel etkileri önlemek veya en aza indirmektir. Bu amacın ve yükümlülüğün sağlıklı bir şekilde yerine getirilebilmesi için ilgili tarafların karara bağlanacak sürecin başından itibaren etkin bir şekilde katılımının sağlanması şarttır. Yargısal prensipler gereğince, tarafların çevresel konulardaki menfaatlerinin mahkemeler önünde titizlikle ve özenle değerlendirilmesi gerekmektedir. İdari yargı mercilerinin, özellikle çevreyi ilgilendiren ve teknik bilgi gerektiren idari işlemlere karşı yürütülen yargılamalarda, anayasal güvenceleri gözeterek ulaştıkları sonuçları konuyla ilgili, ayrıntılı ve yeterli gerekçelerle açıklaması zorunludur.
Teknik uyuşmazlıkların çözümünde mahkemelerin uzman bilgisine, yani bilirkişi incelemesine başvurması en temel usul kurallarından biridir. Yargılama sürecinde hükme esas alınan bilirkişi raporlarının teknik açıdan yetersiz, eksik veya çelişkili bulunması hâlinde, bu durum adil bir karara varılmasını doğrudan engelleyecektir. Devletin çevrenin korunması yönündeki anayasal pozitif yükümlülüğü, eksik bırakılan veya çelişkili bulunan teknik tespitlerin, yeni bir bilirkişi incelemesi veya ek uzman raporu alınması yoluyla mutlaka tamamlatılmasını emreder. Mahkemeler ancak bu şekilde bilimsel temeller üzerinde makul gerekçeler inşa edebilir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların Karaburun Rüzgar Enerji Santrali Projesi'nin çevresel etkilerinden doğrudan etkilenebilecek bir bölgede ikamet edip tarım ve hayvancılıkla uğraştıklarını dikkate alarak meselenin Anayasa kapsamında özel hayata saygı hakkı ekseninde değerlendirilmesi gerektiğini tespit etmiştir. İlgili projenin ülkeye ekonomik yarar sağlama yönündeki meşru kamusal amacı açık olmakla birlikte, başvurucuların iddialarının doğrudan yaban hayatının, kuş türlerinin, tarım ve mera alanlarının göreceği zararlara dair teknik ve bilimsel bir temele dayandığı vurgulanmıştır.
İlk derece mahkemesi sürecinde yapılan keşif ve bilirkişi raporuna göre ÇED raporu hukuka aykırı bulunarak kısmen iptal edilmiştir. Ancak Danıştay, bu bilirkişi raporunu eksik ve çelişkili bulmuş, raporun idarenin olumsuz etkileri en aza indirmek için sunduğu taahhütleri yeterince irdelemediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozarak davanın kesin olarak reddine hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesi, temyiz aşamasında Danıştay'ın hükme esas alınan bilirkişi raporunu yetersiz bulmasına rağmen, söz konusu çelişki ve eksiklikleri giderecek yeni bir teknik bilirkişi incelemesi yaptırmadığını, bu eksikliğin tamamlanmamasının nedenini de makul ve kabul edilebilir bir gerekçeyle izah etmediğini açıkça tespit etmiştir.
ÇED raporlarının, projelerin çevreye olan kümülatif etkilerinin değerlendirildiği son derece teknik konular içerdiği ve idari yargılamalarda bilirkişi incelemelerinin bu raporların hukuka uygunluğunu denetlemede en elverişli yol olduğu ortadadır. Başvurucuların uyuşmazlığın çözümü için esaslı olan teknik bilgiye dayalı itirazları, Danıştay kararında tatmin edici bir şekilde karşılanmamıştır. Bilirkişi raporundaki eksiklikler tamamlanmadan, yeni bir rapor alınmadan ve idarenin işleminin neden hukuka uygun olduğu bilimsel argümanlarla ayrıntılı biçimde açıklanmadan verilen bu kesin ret kararı, devletin çevrenin korunmasına dair sahip olduğu pozitif yükümlülüklere açık bir aykırılık teşkil etmektedir. Yargılamada konunun önemini gözeten özenli bir inceleme yapılmamıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, devletin pozitif yükümlülüklerini ihlal etmesi sebebiyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması yönünde başvuruyu kabul etmiştir.