Anasayfa Karar Bülteni AYM | Mehmet Savur ve Diğerleri | BN. 2020/5509

Karar Bülteni

AYM Mehmet Savur ve Diğerleri BN. 2020/5509

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2020/5509
Karar Tarihi 03.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Resmî makamlara yazılan dilekçeler denetime tabi tutulamaz.
  • Mahpusların ifade özgürlüğü kanuni dayanaksız sınırlandırılamaz.
  • Kanunun açık lafzına aykırı müdahaleler anayasal ihlal doğurur.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların resmî makamlara gönderdikleri dilekçelerin ve mektupların mahremiyeti ile ifade özgürlüğü bağlamında son derece kritik bir hukuki anlam taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kanun koyucunun açıkça denetim dışı bıraktığı resmî yazışmaların cezaevi idaresi tarafından okunmasını ve içeriği gerekçe gösterilerek disiplin cezası verilmesini kanunilik ilkesine aykırı bulmuştur. Karar, idarenin kanunen yetkisiz kılındığı bir alanda işlem tesis etmesinin, Anayasa ile güvence altına alınan temel haklara doğrudan bir müdahale niteliğinde olduğunu ve anayasal hak ihlali doğuracağını açıkça ortaya koymaktadır.

Benzer davalar ve infaz hukuku uygulamaları açısından bu kararın emsal etkisi oldukça güçlüdür. Ceza infaz kurumu idarelerinin, mahpusların devletin yetkili organlarına şikâyet, talep veya görüş bildirme amacıyla yazdıkları dilekçeler üzerinde içerik denetimi yapma ve bir nevi sansür uygulama pratiklerinin önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Bu yönüyle karar, idarenin sınırlarını net bir biçimde çizmekte olup mahpusların resmî mercilere hiçbir idari baskı ve etki altında kalmadan, özgürce ulaşabilme hakkını teminat altına almaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İzmir 3 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda terör örgütüne üye olma suçundan hükümlü olarak bulunan başvurucular, Cumhurbaşkanlığına ve Adalet Bakanlığına hitaben Barış Pınarı Operasyonu hakkında değerlendirmeler içeren bir dilekçe yazarak gönderilmesi için cezaevi idaresine teslim etmiştir. Cezaevi idaresi, bu dilekçeleri okuyup inceledikten sonra dilekçe içeriğinin örgüt propagandası niteliğinde olduğunu öne sürerek başvurucular hakkında disiplin soruşturması başlatmıştır. Soruşturma sonucunda başvuruculara on bir gün hücreye koyma disiplin cezası verilmiştir. Başvurucular, resmî kurumlara gönderilmek üzere hazırlanan dilekçelerin denetlenemeyeceğini ve bu yazılar nedeniyle disiplin cezası verilemeyeceğini belirterek kararı infaz hâkimliğine ve ağır ceza mahkemesine taşımış ancak itirazları reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucular, anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü, demokratik toplum düzeninin işleyişi için yaşamsal bir öneme sahiptir. Herkes gibi ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlüler de Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanındaki temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Elbette ceza infaz kurumunda bulunmanın doğası gereği kurum güvenliğinin ve disiplininin sağlanması amacıyla bu haklara bazı sınırlamalar getirilebilmektedir. Ancak bu sınırlamaların Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca mutlaka kanuni bir dayanağının bulunması gerekmektedir.

Bu bağlamda uyuşmazlığın temel hukuki dayanağını oluşturan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.68 hükmü son derece açıktır. İlgili kanun maddesinin dördüncü fıkrasında, mahpuslar tarafından resmî makamlara gönderilen mektup, faks ve telgrafların denetime tabi olmadığı sarih bir biçimde düzenleme altına alınmıştır. Bu kuralın yegâne amacı, ceza infaz kurumlarında bulunan kişilerin devletin yetkili mercilerine, cezaevi idaresinin herhangi bir baskısı, yönlendirmesi veya sansürü altında kalmaksızın özgürce ulaşabilmelerini ve düşüncelerini iletebilmelerini sağlamaktır.

Bir müdahalenin kanunilik şartını sağlayabilmesi için derece mahkemelerinin veya idarenin yorumlarının kanunun açık lafzıyla çelişmemesi gerekir. Kanunun açık metni ile çelişen veya bireyler tarafından öngörülmesi mümkün olmayan idari ve yargısal yorumlar sonucunda temel haklara yapılan müdahalelerin hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla, kanun koyucunun özellikle denetim dışı bıraktığı bir iletişim yönteminin idare tarafından denetlenmesi ve yaptırıma bağlanması, ifade özgürlüğüne yönelik kanunsuz bir sınırlandırma anlamına gelmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda başvurucular, düşüncelerini açıklama aracı olarak Cumhurbaşkanlığına ve Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere hazırladıkları dilekçeleri ceza infaz kurumu yetkililerine teslim etmiştir. Dilekçelerin gönderilmek istendiği mercilerin devletin en üst düzey resmî makamları olduğu hususunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır. Yukarıda anılan yasal düzenlemeler uyarınca, ceza infaz kurumu idaresinin bu dilekçeleri içerik bakımından herhangi bir denetime tabi tutmaksızın doğrudan ilgili kurumlara sevk etmesi yasal bir zorunluluktur.

Ancak olayda cezaevi idaresi, kanunun kendisine vermediği bir yetkiyi kullanarak söz konusu dilekçeleri okumuş, içerik denetimi yapmış ve dilekçe metnindeki ifadeleri suç örgütü propagandası kapsamında değerlendirerek başvurucular hakkında disiplin cezası uygulamıştır. Kanunun açık hükmü gereği idarenin bu dilekçeleri okuma yetkisi dahi bulunmazken, içeriğinden hareketle yaptırım uygulaması açık bir yetki aşımıdır ve hukuki dayanaktan yoksundur.

Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin ve infaz hâkimliklerinin bu kanunsuz müdahaleyi onamasını anayasal güvencelerle bağdaştırmamıştır. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin kanuni dayanağının bulunmaması, diğer ölçütler olan meşru amaç ve demokratik toplum düzeninde gereklilik gibi adımların incelenmesine dahi gerek bırakmaksızın doğrudan ihlal sonucunu doğurmaktadır. Mahpusların, hak arama hürriyeti ve ifade özgürlüğü kapsamında resmî makamlara gönderdikleri yazıların kanunun emredici kuralına aykırı şekilde incelenip cezalandırma aracına dönüştürülmesi hiçbir şekilde meşru görülemez.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, kanunun açık hükmüne aykırı olarak gerçekleştirilen bu denetim ve uygulanan disiplin cezası nedeniyle başvurucuların Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılmasına hükmederek başvurucuların manevi tazminat taleplerini kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: