Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Mehmet Evelek Kararı 2020/27829 B.

Anayasa Mahkemesi Mehmet Evelek Kararı 2020/27829 B.

Bu karar, terör ve terörle mücadele olayları neticesinde evlerini terk etmek zorunda kalan ve evleri yıkılan vatandaşların, idareden manevi tazminat talep etmeleri noktasında sosyal risk ilkesinin nasıl yorumlanması gerektiğine dair çok kritik bir hukuki çerçeve sunmaktadır. Olayların bölgedeki herkesi etkilemiş olması, evini kaybeden mağdurun yaşadığı derin manevi yıkımın ve mülkünün yok olmasının "sıradan" veya "olağan" kabul edilmesi için geçerli bir hukuki gerekçe olamaz. Mahkemelerin, idarenin aldığı koruyucu tedbirleri gerekçe göstererek zararın özel ve olağan dışı niteliğini yitirdiğini kabul etmesi, hakkaniyet ilkesini zedeleyen bariz bir takdir hatası olarak nitelendirilmiştir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2020/27829
Karar Tarihi 03.10.2024
Taraf Mehmet Evelek
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Sosyal risk ilkesinde zararın olağan dışılığı şarttır.
  • gavel Zararın sıradanlaşması değerlendirmesi bariz takdir hatasıdır.
  • gavel Terör olaylarında mağdurun zararı olağan dışı kabul edilmelidir.
  • gavel Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı keyfîliği yasaklar.

Bu karar, terör ve terörle mücadele olayları neticesinde evlerini terk etmek zorunda kalan ve evleri yıkılan vatandaşların, idareden manevi tazminat talep etmeleri noktasında sosyal risk ilkesinin nasıl yorumlanması gerektiğine dair çok kritik bir hukuki çerçeve sunmaktadır. Olayların bölgedeki herkesi etkilemiş olması, evini kaybeden mağdurun yaşadığı derin manevi yıkımın ve mülkünün yok olmasının "sıradan" veya "olağan" kabul edilmesi için geçerli bir hukuki gerekçe olamaz. Mahkemelerin, idarenin aldığı koruyucu tedbirleri gerekçe göstererek zararın özel ve olağan dışı niteliğini yitirdiğini kabul etmesi, hakkaniyet ilkesini zedeleyen bariz bir takdir hatası olarak nitelendirilmiştir.

Benzer davalarda emsal etkisi son derece yüksek olan bu içtihat, idari yargı mercilerinin sosyal risk ilkesini aşırı dar yorumlayarak mağdurların tazminat haklarını haksız yere sınırlandırmalarının önüne geçmektedir. Nitekim terör olayları yüzünden yaşam alanından ve evinden koparılmanın yarattığı yoğun stres, kaygı ve ıstırap durumu kesinlikle olağan dışı bir zarardır. Anayasa Mahkemesi, bu zararın toplumun diğer güvenli bölgelerinde yaşayan bireyleriyle aynı ölçüde gerçekleştiği yönündeki bir yorumun adalet, insaf ve sağduyu ile hiçbir şekilde bağdaşmayacağını vurgulayarak, bireylerin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının sınırlarını güçlü bir biçimde güvence altına almıştır. Uygulamadaki bu yenilikçi ve özgürlükçü yaklaşım, terör mağduru vatandaşların adil bir tazminata erişimini kolaylaştıracak, mahkemelerin keyfî yorumlarını engelleyecek ve idarenin hukuki sorumluluğunu daha net ve adil hatlarla çizecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Mehmet Evelek, 2015 yılında bölücü terör örgütü mensupları ile güvenlik güçleri arasında yaşanan hendek operasyonları ve şiddetli çatışmalar sebebiyle sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgesindeki evini terk etmek zorunda kalmıştır. Bu zorlu süreçte başvurucunun evi tamamen yıkılmış ve eşyaları kullanılamaz hâle gelmiştir. Yaşadığı göç ve evinin yıkılması nedeniyle büyük bir stres ve üzüntü yaşayan başvurucu, manevi zararının karşılanması amacıyla önce valiliğe başvurmuş, talebinin reddedilmesi üzerine de İçişleri Bakanlığı ile valiliğe karşı tam yargı davası (tazminat davası) açmıştır. İlk derece mahkemesi manevi tazminat talebini kısmen kabul edip 20.000 TL tazminata hükmetmişken, istinaf mahkemesi idarenin aldığı tedbirlerin doğal bir sonucu olduğunu belirterek zararın özel ve olağan dışı olmadığı gerekçesiyle bu tazminat kararını kaldırmış ve davayı tamamen reddetmiştir. Uyuşmazlığın temel konusu, bu manevi tazminatın ödenip ödenmemesi gerektiği etrafında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma ilkesini temel almıştır. Uyuşmazlığın çözümünde dayanılan ana kural, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun hükümleri ve bu kapsamda idare hukukunda yerleşik bir içtihat olan sosyal risk ilkesidir.

Yerleşik içtihatlara göre, devletin sosyal risk ilkesi kapsamında sorumluluğunun doğabilmesi için üç temel şartın bir arada bulunması gerekmektedir: Birincisi, zararın terör eylemleri veya terörle mücadele amacıyla yürütülen faaliyetler kapsamında gerçekleşmesi; ikincisi, zarar görenin bu olayların ortaya çıkmasında herhangi bir kusur veya katkısının bulunmaması; üçüncüsü ise meydana gelen zararın kişiye özgü, özel ve olağan dışı olmasıdır.

Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı, mahkemelerin delilleri değerlendirirken ve hukuk kurallarını yorumlarken adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan bariz takdir hatalarından veya keyfîlikten kaçınmalarını zorunlu kılar. Devletin anayasal ödevleri gereği vatandaşların can ve mal güvenliklerini korumak için bazı idari tedbirler alması, sokağa çıkma yasakları ilan etmesi veya tahliyeler gerçekleştirmesi, kişilerin yaşadığı manevi yıkımı ve evini kaybetmesinden doğan özel zararı "olağan" bir duruma dönüştürmez. Anayasa Mahkemesi, bu ilkenin yorumlanmasında hukukun genel prensiplerinin ve sosyal hukuk devleti anlayışının gereği olarak, terör olaylarının mağduru olan bireylerin yaşadığı yoğun stres, kaygı ve ıstırabın, toplumun diğer kesimlerindeki bireylerle eşit ölçüde olduğu şeklindeki bir yaklaşımın kabul edilemeyeceğini kural altına almıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olaydaki ihlal iddialarını incelerken ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesinin karar gerekçelerini derinlemesine değerlendirmiştir. Başvurucunun yaşadığı bölgede 2015 yılında terör örgütü tarafından hendekler kazılmış, barikatlar kurulmuş ve ardından güvenlik güçlerince gerçekleştirilen operasyonlar nedeniyle yoğun çatışmalar yaşanmıştır. Bu süreçte başvurucunun evini terk etmek zorunda kaldığı, evinin yıkıldığı ve eşyalarının zarar gördüğü idari makamlarca da kabul edilen tartışmasız bir gerçektir. İlk derece mahkemesi bu zararı sosyal risk ilkesi kapsamında değerlendirerek hakkaniyet gereği manevi tazminata hükmetmiştir.

Ancak istinaf incelemesini yapan Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi, idarenin aldığı tedbirlerin doğal bir sonucu olarak zararın doğduğunu, dolayısıyla meydana gelen zararın sosyal risk ilkesinin aradığı "özel ve olağan dışı" olma şartını taşımadığını belirterek davanın reddine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, somut olaya ilişkin bu yorumun makul olup olmadığını değerlendirirken, olayların tüm toplumu belli ölçüde etkilemiş olmasının, evini ve düzenini kaybeden bir bireyin yaşadığı zararı sıradanlaştıramayacağını vurgulamıştır. Toplumun diğer bireyleri güvende yaşamaya devam ederken, evinden kopmak zorunda kalan, mülkünü kaybeden ve bu nedenle yoğun bir ıstırap, stres ve kaygı yaşayan başvurucunun durumunun diğer bireylerle aynı kabul edilmesi hukuken ve vicdanen hatalıdır.

Anayasa Mahkemesi, devletin vatandaşlarını korumak için sokağa çıkma yasağı ilan etmesi veya tahliye gibi tedbirler almasının, başvurucunun uğradığı manevi zararı özel ve olağan dışı olmaktan çıkarmayacağını net bir şekilde ifade etmiştir. İstinaf mahkemesinin, başvurucunun uğradığı zararın özel ve olağan dışı olmadığı yönündeki yorumu adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan bariz bir takdir hatası olarak değerlendirilmiştir. Bu yorum, başvurucuyu manevi tazminat hakkından haksız yere mahrum bırakmış ve yargılamanın hakkaniyetini temelden zedelemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere başvuruyu kabul etmiştir.

Terör olaylarında evim yıkıldı, devletten tazminat alabilir miyim? expand_more
Evet, alabilirsiniz. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, terör ve terörle mücadele olayları neticesinde evinizi terk etmek zorunda kalmanız ve mülkünüzün zarar görmesi durumunda, "sosyal risk ilkesi" kapsamında devletin hukuki sorumluluğu doğmaktadır. Bu ilke çerçevesinde, zararın terör eylemleri kapsamında gerçekleşmesi, sizin bu zarara kendi kusurunuzla sebep olmamanız ve zararın size özgü, özel ile olağan dışı olması şartlarıyla idareden tam yargı davası yoluyla maddi ve manevi tazminat talep etme hakkınız bulunmaktadır.
Mahkeme "zarar bölgedeki herkes için olağan" deyip davayı reddetti, bu yasal mı? expand_more
Hayır, bu hukuka aykırı ve adaleti zedeleyen keyfî bir yorumdur. Anayasa Mahkemesi'nin emsal kararına göre, terör olaylarının bölgedeki herkesi belli ölçüde etkilemiş olması, evini kaybeden bir mağdurun yaşadığı derin manevi yıkımın ve mülk kaybının "sıradan" veya "olağan" kabul edilmesi için geçerli bir hukuki gerekçe olamaz. Toplumun diğer güvenli bölgelerindeki bireylere kıyasla sizin evinizden koparılmanız ve mülkünüzü kaybetmeniz nedeniyle yaşadığınız yoğun ıstırap kesinlikle olağan dışı bir zarardır; mahkemenin bu durumu sıradanlaştırması hakkaniyete uygun yargılanma hakkının açık bir ihlali ve bariz bir takdir hatasıdır.
Sokağa çıkma yasağı gibi devlet tedbirleri yüzünden zarar gördüm, hak iddia edemez miyim? expand_more
Kesinlikle hak iddia edebilirsiniz. Devletin anayasal ödevleri gereği vatandaşların can ve mal güvenliklerini korumak amacıyla sokağa çıkma yasakları ilan etmesi veya tahliyeler gerçekleştirmesi, sizin uğradığınız manevi yıkımı ve mülkünüzü kaybetmekten doğan özel zararı olağan bir duruma dönüştürmez. Anayasa Mahkemesi, idarenin aldığı bu meşru ve koruyucu tedbirlerin doğal bir sonucu olduğu gerekçesiyle zararın özel ve olağan dışı niteliğini yitirdiğinin asla kabul edilemeyeceğini net bir şekilde kural altına almıştır.
Terör yüzünden yaşadığım psikolojik çöküntü için manevi tazminat kazanır mıyım? expand_more
Evet, kazanabilirsiniz. Anayasa Mahkemesi, terör olayları nedeniyle yaşam alanından ve evinden zorla koparılmanın, bireyler üzerinde yarattığı yoğun stres, kaygı ve ıstırap durumunun kesinlikle olağan dışı bir zarar teşkil ettiğini ve mutlaka tazmin edilmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır. İstinaf veya idari yargı mercilerinin, sosyal risk ilkesini aşırı dar yorumlayarak bu derin psikolojik çöküntüyü göz ardı etmeleri ve tazminat taleplerini reddetmeleri, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının sınırlarını ihlal eden haksız bir uygulamadır. Sosyal hukuk devleti anlayışı gereğince bu yoğun manevi zarar idare tarafından karşılanmalıdır.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir