Karar Bülteni
AYM 2019/11991 BN.
Anayasa Mahkemesi | Mehmet Dağkıran | 2019/11991 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2019/11991 |
| Karar Tarihi | 03.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Yargı kararları çelişkiden uzak olmalıdır.
- Farklı mahkeme kararları özenle gerekçelendirilmelidir.
- Esaslı iddialar mutlaka kararda karşılanmalıdır.
- Ceza davası sonuçları idari yargıyı etkiler.
Bu karar, idari yargı ile diğer yargı kolları arasındaki uyuşmazlıklarda tespit edilen vakıaların birbirleriyle çelişmemesi gerektiği yönünde oldukça kritik bir anlama sahiptir. Anayasa Mahkemesi, aynı maddi olaya ilişkin olarak farklı yargı mercilerinin farklı sonuçlara ulaşması durumunda, bu çelişkinin nedenlerinin tatmin edici ve rasyonel bir biçimde gerekçelendirilmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Özellikle bir yargı merciinin birey lehine verdiği kararın veya tespit ettiği idari kusur durumunun, bir diğer mahkeme tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeden tümüyle göz ardı edilmesi, Anayasa ile korunan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından olan gerekçeli karar hakkını doğrudan zedelemektedir.
Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi bakımından bu karar, derece mahkemelerine iddia ve savunmaları kalıplaşmış şablon ifadelerle geçiştirmeme yükümlülüğünü en güçlü şekilde hatırlatmaktadır. Bireylerin yargılamanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı argümanları, özellikle de kesinleşmiş yargı kararlarına, resmî bilirkişi raporlarına veya sürmekte olan ceza davalarına dayanıyorsa, mahkemeler tarafından derinlemesine ve titizlikle incelenmelidir. Bu yaklaşım, hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez bir gereği olarak hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin güvence altına alınmasına da büyük ölçüde hizmet edecektir. Mahkemelerin aynı maddi vakıa hakkında herhangi bir makul gerekçe göstermeksizin zıt kararlar vermesi, vatandaşların yargıya ve adalete olan güvenini derinden sarsabileceği için, bu Anayasa Mahkemesi kararı mahkemelerin gerekçe oluşturma standartlarını ve yargısal kalitesini yükseltici çok önemli bir emsal niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, askerlik görevini ifa ettiği sırada mühimmat taşırken el bombası fünyesinin patlaması sonucu yaralanmış ve bedensel fonksiyon kaybı yaşayarak terhis edilmiştir. Yaşanan bu kaza nedeniyle kalıcı olarak engelli hâle gelen başvurucu, kendisine vazife malullüğü aylığı bağlanması talebiyle Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurmuştur. Ancak kurum, olayın başvurucunun kendi kusurlu davranışından kaynaklandığını belirterek talebi reddetmiştir.
Başvurucu, kazanın yaşanmasında komutanlarının denetim ve nezaret eksikliği olduğunu, nitekim askerî idari yargıda açtığı tam yargı davasında da idarenin kusurlu bulunduğunu belirterek ret işleminin iptali için idare mahkemesinde dava açmıştır. İdare mahkemesi ise başvurucunun fünyeyi kurcalayarak kendi yaralanmasına sebep olduğu gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Uyuşmazlık, başvurucunun diğer mahkeme kararlarını ve komutanların ceza aldığı dosyaları sunmasına rağmen, mahkemenin bu esaslı delilleri dikkate almadan davasını reddetmesinden kaynaklanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, mahkemelerin verdikleri kararların gerekçeli olmasını da zorunlu kılmaktadır. Anayasa'nın 141. maddesinde belirtildiği üzere, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmalıdır. Gerekçeli karar hakkı, mahkemelerin önüne getirilen her iddiaya uzun uzadıya cevap vermesini gerektirmese de davanın sonucunu etkileyebilecek, hükmün yönünü değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların makul, mantıklı ve yeterli bir gerekçe ile karşılanmasını mecburi kılar.
Uyuşmazlığın temelini oluşturan 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu m.45 hükmü uyarınca, iştirakçilerin görevlerini yaptıkları sırada doğan malullük hâlleri vazife malullüğü olarak tanımlanmaktadır. Ancak aynı Kanun'un ilgili dönemde yürürlükte olan hükümlerine göre, vazife malullüğüne neden olan olayın personelin kanun, tüzük ve emir dışında hareket etmesinden kaynaklanması durumunda vazife malullüğü hükümleri uygulanmamaktadır.
Hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak yargı organları, aynı maddi veya hukuki vakıalarla ilgili olarak birbiriyle çelişen kararlar vermekten kaçınmalıdır. Bir yargı kolunda birey lehine tespit edilen maddi vakıalar, diğer bir yargı kolunda tam aksi yönde değerlendirilecekse, bunun hukuki temelleri kararda çok net bir biçimde tartışılmalıdır. Eğer kişilerin kusur oranlarına etki edecek bir ceza davası veya yargı kararı bulunuyorsa, idari yargı mercilerinin maddi gerçeği tespit ederken bu durumu göz ardı etmemesi, ileri sürülen ve yargılamanın sonucunu etkileyebilecek nitelikteki savunmaları kararda açıkça tartışması adil yargılanma hakkının ana prensibidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun vazife malullüğü aylığı bağlanması talebinin reddine yönelik idari yargı sürecini adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelemiştir. Başvurucu, olay sırasında kendi kusurunun vazife malullüğü hakkını ortadan kaldıracak boyutta olmadığını, nitekim Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde açılan tam yargı davasında amirlerin denetim ve gözetim görevini ihmal ettikleri tespit edilerek lehine tazminata hükmedildiğini yargılama aşamasında ileri sürmüştür.
Ayrıca başvurucu, olaya ilişkin tutanağı düzenleyen komutanlar hakkında görevi kötüye kullanma ve yalan tanıklık suçlarından ceza davası açıldığını ve mahkûmiyet kararı verildiğini dosya kapsamında sunmuştur. Gerçekten de ceza mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda, mühimmat taşınması esnasında hiçbir rütbelinin olay yerinde bulunmadığı, karakol komutanının baskısıyla mühimmat sandıklarına dokunulmaması emri verilmiş gibi gerçeğe aykırı tutanak tutulduğu tespit edilmiş ve ilgililer cezalandırılmıştır. Ancak İdare Mahkemesi, başvurucunun uyarıları dinlemeyerek el bombası fünyesini kurcaladığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesi, idare mahkemesinin ve kanun yolu mercilerinin, başvurucunun davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki bu çok önemli iddialarını kararlarında hiçbir şekilde tartışmadığını tespit etmiştir. Tazminat davasında idarenin kusurlu olduğunun tespit edilmesi ve ceza davasında olayın meydana geliş şekline ilişkin tutanakların gerçeğe aykırı olduğunun saptanması, idari davanın kaderini doğrudan etkileyecek hususlardır. Mahkemelerin, bu maddi vakıaları göz ardı ederek ve aynı olaya ilişkin diğer yargı mercilerinin ulaştığı sonuçlardan neden farklı bir sonuca ulaştıklarını açıklamayarak verdikleri ret kararı, makul bir gerekçeden yoksundur. Yargısal mercilerin, başvurucunun ileri sürdüğü esasa etkili iddiaları ve ceza yargılamasının sonuçlarını değerlendirmemesi, yargılamanın bir bütün olarak hakkaniyetini zedelemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.