Anasayfa Karar Bülteni AYM | Sefer Yıldız | BN. 2021/46525

Karar Bülteni

AYM Sefer Yıldız BN. 2021/46525

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 2. Bölüm
Başvuru No 2021/46525
Karar Tarihi 25.06.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Propaganda suçu somut bir tehlike yaratmalıdır.
  • Şiddeti teşvik etmeyen açıklamalar cezalandırılamaz.
  • Müdahaleler zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamalıdır.
  • Mahkûmiyet kararları ilgili ve yeterli gerekçe içermelidir.

Bu karar, ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerde propaganda suçunun sınırlarını ve yargı makamlarının hukuki gerekçelendirme yükümlülüklerini net ve somut bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, terör örgütü propagandası suçunun maddi unsurlarının oluşabilmesi için yalnızca örgüt sembollerinin bulundurulmasının veya taşınmasının yeterli olmadığını, eylemin şiddeti meşru gösterecek, övecek veya teşvik edecek nitelikte olması gerektiğini kesin bir dille vurgulamıştır. Yargı mercilerinin, sanığın fiilinin terör suçlarının işlenmesi tehlikesine nasıl yol açtığını ikna edici bir biçimde ortaya koymakla yükümlü olduğu ifade edilmiştir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, propaganda suçlamalarıyla açılan ceza davalarında derece mahkemelerinin soyut tehlike varsayımlarından uzaklaşarak somut ve detaylı inceleme yapmalarını zorunlu kılmasıdır. Yargılamayı yapan mahkemelerin, ele geçirilen materyallerin niteliğini, içeriğini ve sanık tarafından ne şekilde teşhir edildiğini açıkça gerekçelendirmesi hayati önem taşımaktadır. İlgili ve yeterli olmayan, eksik veya yetersiz açıklamalarla verilen mahkûmiyet kararlarının demokratik toplum düzeninin gereklerine bütünüyle aykırı olacağı ve temel hak olan ifade özgürlüğünü ihlal edeceği, yargısal uygulama açısından bağlayıcı bir standart hâline gelmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, siyasi parti yöneticisi olan başvurucunun katıldığı bir nevruz kutlaması sonrasında içinde bulunduğu araçta yapılan aramada ele geçirilen pankart ve flamalar nedeniyle terör örgütü propagandası yapmak suçundan cezalandırılmasına ilişkindir.

Olay günü kolluk kuvvetleri, kutlamanın sona ermesinin ardından başvurucunun da içinde yer aldığı aracı durdurarak detaylı bir arama yapmış ve araçta sekiz adet pankart ile iki adet flama ele geçirmiştir. Bu materyaller doğrudan gerekçe gösterilerek başvurucu ile diğer araçtakiler hakkında ceza davası açılmıştır. Yerel mahkeme, sanığın söz konusu afiş ve pankartları araçta bulundurmasını terör örgütü propagandası olarak değerlendirmiş ve neticesinde adli para cezasına hükmetmiştir. Başvurucu ise, ele geçirilen eşyaların şiddeti teşvik etmediğini, araçta bulunmasının suç teşkil etmeyeceğini ve mahkeme kararının gerekçesiz olduğunu belirterek ifade özgürlüğü ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.26 kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü ilkelerini temel dayanak olarak ele almıştır. Müdahalenin kanuni dayanağını oluşturan temel kural, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu m.7/2 hükmüdür. Bu madde uyarınca, terör örgütünün propagandasını yapan kişi cezalandırılmakla birlikte, suçun oluşması için örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek nitelikte fiilî bir durumun varlığı kesin olarak aranmaktadır.

Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, propaganda suçu kural olarak soyut bir tehlike suçu olarak kabul edilse de, anayasal hak ve özgürlükler üzerinde doğrudan bir baskı oluşturmaması adına her olayın kendi somut şartlarında belirli bir tehlikeye neden olup olmadığının açıkça gösterilmesi zorunludur. İçinde şiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadeler yer almayan, terör suçlarının işlenmesi tehlikesine doğrudan yol açmayan eylemler, yalnızca ideolojik, rahatsız edici veya katı bulunmaları sebebiyle terörizmin propagandası olarak nitelendirilemez.

Ayrıca, ceza yargılaması süreçlerinde adil yargılanma hakkının önemli bir unsuru olan gerekçeli karar hakkı da büyük önem taşır. Yargı mercileri, temel haklara yapılan müdahaleyi haklı kılan zorunlu bir toplumsal ihtiyacın varlığını ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya koymak zorundadır. Sanığın açıkladığı düşüncelerle veya gerçekleştirdiği fiiliyle kişileri terör suçlarının işlenmesine nasıl teşvik ettiğinin şüpheye yer bırakmayacak ve ikna edici bir biçimde kanıtlanması, demokratik bir toplumda ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamaların meşruiyetini belirleyen en temel hukuk kuralıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasındaki kalabalık içindeki eylemlerinden değil, gösteri tamamen bittikten sonra içinde bulunduğu araçta ele geçirilen materyaller nedeniyle cezalandırıldığını tespit etmiştir. Bu nedenle şikâyetler bir bütün olarak ifade özgürlüğü ihlali iddiası kapsamında değerlendirilmiştir.

Yerel mahkemenin gerekçeli kararında, başvurucunun içinde bulunduğu araçta usulüne uygun yapılan aramada terör örgütünü övücü pankart ve flamaların bulunduğu salt bir tespit olarak belirtilmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, söz konusu mahkûmiyet gerekçesinde, ele geçirilen flamalarda ve pankartlarda tam olarak hangi amblemlerin kullanıldığına, pankart içeriklerinde somut olarak nelerin yazdığına ve bunların kişileri şiddete teşvik edip etmediğine dair hiçbir somut ve detaylı açıklamaya yer verilmediğini saptamıştır. Üstelik başvurucunun toplantı esnasında bu flama ve posterleri teşhir ettiğine dair iddia makamının herhangi bir suçlaması ve mahkemenin kabulü bulunmadığı hâlde, toplantı sonrasında araçta bulunan bu materyallerin başvurucu tarafından ne suretle terör örgütü destekçisi olduğunu belli edecek şekilde asıldığı veya taşındığı da kararda izah edilmemiştir.

Araçta yapılan aramadan önce, söz konusu pankart ve flamaların başvurucu tarafından herkesin görebileceği şekilde teşhir edildiğine veya bir eylemde kullanıldığına dair kolluk tutanağı yahut mahkeme tespiti de bulunmamaktadır. Dolayısıyla, başvurucunun mahkûmiyetine esas alınan somut eylemin gerçekte ne olduğu, terör örgütünün şiddet ve tehdit yöntemlerini nasıl meşru gösterdiği veya bu yöntemlere başvurmayı ne surette teşvik ettiği hususları ilk derece mahkemesinin kararından hiçbir şekilde anlaşılamamıştır. Yargı makamları, başvurucunun cezalandırılmasının demokratik toplumda zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiğini ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya koyamamıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: