Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Sertaç Kılıçarslan (2) Kararı 2021/1145 B.

Anayasa Mahkemesi Sertaç Kılıçarslan (2) Kararı 2021/1145 B.

Bu karar, Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce verilmiş olan bir ihlal kararının ardından, derece mahkemelerince yapılan yeniden yargılamanın anayasal sınırlarını ve delil değerlendirme yetkisinin kapsamını net bir şekilde ortaya koyması bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. İhlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği denetlenirken, mahkemenin tanık sorgulama hakkındaki usuli eksiklikleri ne ölçüde giderdiğine odaklanılmıştır. Yeniden yargılama sürecinde belirleyici tanığın mahkeme huzurunda dinlenmesi ve sanığa doğrudan soru sorma imkânının verilmesi, önceki ihlale neden olan eksikliğin telafi edildiği anlamına gelmektedir. Tanığın sonradan değiştirdiği çelişkili beyanları arasında hangi ifadeye üstünlük tanınacağı hususu ise açık bir keyfîlik barındırmadığı sürece tamamen derece mahkemesinin takdir yetkisi dâhilinde kabul edilmiştir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2021/1145
Karar Tarihi 25.03.2025
Taraf Sertaç Kılıçarslan (2)
Karar Sonucu İhlal Olmadığı
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Anayasa Mahkemesi kararlarının gereği eksiksiz yerine getirilmelidir.
  • gavel Yeniden yargılamada çelişen beyanların takdiri mahkemeye aittir.
  • gavel Tanık sorgulama imkânının tanınması ihlal sonucunu giderir.
  • gavel Derece mahkemesinin delil takdiri kural olarak denetlenemez.

Bu karar, Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce verilmiş olan bir ihlal kararının ardından, derece mahkemelerince yapılan yeniden yargılamanın anayasal sınırlarını ve delil değerlendirme yetkisinin kapsamını net bir şekilde ortaya koyması bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. İhlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği denetlenirken, mahkemenin tanık sorgulama hakkındaki usuli eksiklikleri ne ölçüde giderdiğine odaklanılmıştır. Yeniden yargılama sürecinde belirleyici tanığın mahkeme huzurunda dinlenmesi ve sanığa doğrudan soru sorma imkânının verilmesi, önceki ihlale neden olan eksikliğin telafi edildiği anlamına gelmektedir. Tanığın sonradan değiştirdiği çelişkili beyanları arasında hangi ifadeye üstünlük tanınacağı hususu ise açık bir keyfîlik barındırmadığı sürece tamamen derece mahkemesinin takdir yetkisi dâhilinde kabul edilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar, yeniden yargılama yapan ilk derece mahkemelerinin anayasal ve usuli güvenceleri sağladıktan sonra esasa ilişkin delil takdirinde bağımsız olduklarını güçlü bir şekilde tescil etmektedir. Anayasa Mahkemesi, kendi rolünün davayı baştan sona yeniden görmek veya delillerin inandırıcılığını bizzat tartmak olmadığını, yalnızca tespit edilen ihlalin sonuçlarının giderilmesi için gerekli olan adil yargılanma güvencelerinin sağlanıp sağlanmadığını denetlemek olduğunu açıkça vurgulamıştır. Uygulamada, özellikle yeniden yargılama aşamasında tanıkların beyan değiştirmesi sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Bu içtihat, derece mahkemelerinin olayın bütününü gözeterek tanığın eski ifadelerine itibar etmesinin tek başına yeni bir hak ihlali doğurmayacağını göstermesi açısından yol gösterici temel bir kılavuz niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, daha önce yargılandığı ceza davasında mahkûmiyetine temel teşkil eden ve aleyhine ifade veren tanığı duruşmada bizzat sorgulayamadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuş ve tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine dair karar almıştır. Bu ihlal kararı üzerine ilk derece mahkemesi yargılamanın yenilenmesine karar vermiş, ilgili tanığı duruşmada Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla dinleyerek başvurucuya soru sorma imkânı tanımıştır. Ancak tanık, yeniden yargılama aşamasında başvurucuyu suçlayan önceki beyanlarından kısmen dönmüştür. Buna rağmen mahkeme, tanığın ilk ifadelerine üstünlük tanıyarak başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmünü yeniden onaylamıştır. Başvurucu, yeniden yapılan yargılamada tanığın yalnızca şeklen dinlendiğini, beyanlarındaki çelişkilerin usulünce giderilmediğini ve talep ettiği bazı araştırmaların yapılmadığını ileri sürerek Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereğinin tam olarak yerine getirilmediğini iddia etmiş, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle yeniden bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak tanık sorgulama hakkı ve mahkeme kararlarının bağlayıcılığı ilkelerini temel almıştır. Anayasa'nın 153. maddesi ile 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.50 uyarınca, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları dâhil olmak üzere tüm idari makamları ve kişileri bağladığı genel kuralı hatırlatılmıştır.

Bu bağlamda, ihlal kararının ardından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.311 ve devamı maddelerinde düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak, 6216 sayılı Kanun m.50 gereğince mahkemelerin yeniden yargılama yapma konusunda kabule değerlik incelemesi veya takdir yetkisinin bulunmadığı, derhâl ihlalin sonuçlarını gidermek üzere işlemlere başlaması gerektiği belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkının yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulamaktadır. İlk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeni olup olmadığına, ikinci olarak sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanık beyanının mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığına, son olarak ise savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde dengeleyici güvenceler sağlanıp sağlanmadığına bakılmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, tanık sorgulama hakkı, sanığa aleyhine olan tanığı duruşmada sorgulama fırsatı verilmesini zorunlu kılar. Ancak bu hak, tanığın duruşmadaki yeni beyanlarına mutlak surette üstünlük tanınması gerektiği yönünde bir güvence içermez. Savunma tarafına tanığı sorgulama fırsatı tanındığı ve sanığın usuli haklarına saygı gösterildiği sürece, tanığın farklı yargılama evrelerindeki çelişen beyanlarından hangisine itibar edileceği meselesi kural olarak esası inceleyen mahkemenin takdir yetkisi kapsamındadır. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemesinin delilleri değerlendirme yetkisine ancak açık bir keyfîlik veya bariz bir takdir hatası bulunması durumunda müdahale edebilir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut başvuruda öncelikle önceki ihlal kararının gereklerinin derece mahkemesi tarafından tam anlamıyla yerine getirilip getirilmediğini detaylı bir şekilde incelemiştir. Önceki ihlal kararı, mahkûmiyete temel teşkil eden belirleyici iddia tanığının doğrudan sorgulanmaması ve savunmanın karşılaştığı dezavantajlı durumu telafi edecek dengeleyici usuli güvencelerin sağlanmaması sebebine dayanmaktadır.

Yeniden yapılan yargılamada ilk derece mahkemesinin, söz konusu tanığı Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmada hazır ettiği, hem başvurucuya hem de müdafiine bu tanığa doğrudan soru sorma imkânı tanıdığı tespit edilmiştir. Üstelik mahkeme, bununla yetinmeyerek savunmanın talebi üzerine başvurucunun olay tarihinde başka bir bölgede olduğuna dair şahitlik yapması istenen diğer bir tanığı (M.Y.) da duruşmada dinlemiştir. İddia tanığı, yeniden yargılamada önceki suçlayıcı beyanlarından kısmen dönmüş olsa da mahkeme, olayın üzerinden geçen uzun süreyi, tanığın önceki ayrıntılı beyanlarının müdafi huzurunda ve yüzleştirme esnasında verilmiş olmasını dikkate alarak yeni beyanları sanığı cezadan kurtarmaya yönelik bulmuş ve ilk ifadelere üstünlük tanımıştır. Aynı şekilde savunma tanığının beyanları da mahkemece inandırıcı bulunmamıştır.

Anayasa Mahkemesi, çelişen beyanların hangisine itibar edileceğinin takdirinin, keyfîlik içermemek kaydıyla derece mahkemelerine ait olduğunu vurgulamıştır. İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararında, hangi nedenlerle önceki beyanlara itibar edildiğinin açıkça tartışıldığı ve bu değerlendirmede bariz bir takdir hatası veya açık bir keyfîlik bulunmadığı saptanmıştır. Başvurucuya aleyhindeki tanığı sorgulama, çelişkileri ortaya koyma ve yeni tanık dinletme fırsatı etkin bir şekilde sunulmuş olup, önceki ihlale neden olan tüm usuli eksiklikler giderilmiştir. Anayasa Mahkemesi, kendi görevinin yargılamanın sonucunu tayin etmek değil, anayasal adil yargılanma güvencelerinin usulünce sağlanıp sağlanmadığını denetlemek olduğunu bir kez daha güçlü biçimde yinelenmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Aleyhime konuşan tanığa mahkemede soru sorma hakkım var mı? expand_more
Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında, sanığın aleyhine ifade veren tanığı bizzat duruşmada sorgulama fırsatına sahip olması temel anayasal bir haktır. Mahkemeler, özellikle mahkûmiyete temel teşkil eden belirleyici tanıkları duruşmada bizzat veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi yöntemlerle hazır etmeli ve savunma tarafına doğrudan soru sorma, çelişkileri ortaya koyma imkânı tanımalıdır. Bu imkânın sağlanmaması, tanık sorgulama hakkının ve dolayısıyla adil yargılanma hakkının ihlaline yol açar.
Tanık mahkemede ifadesini değiştirirse hakim eski ifadeyle ceza verebilir mi? expand_more
Evet, verebilir. Sanığa tanığı sorgulama hakkı verilmesi, tanığın mahkemedeki yeni beyanlarına mutlaka üstünlük tanınmasını garanti etmez. Sanığa, aleyhindeki tanığı sorgulama ve ifadelerdeki çelişkileri ortaya çıkarma fırsatı usulünce verildiği sürece; tanığın farklı yargılama evrelerinde verdiği çelişkili ifadelerinden hangisine itibar edileceğini belirlemek esası inceleyen hakimin takdirindedir. Mahkeme, olay üzerinden geçen süreyi veya tanığın sanığı kurtarmaya yönelik hareket ettiğini gerekçelendirerek, açık bir keyfîlik olmaksızın tanığın önceki suçlayıcı ifadelerine dayanarak ceza verebilir.
Anayasa Mahkemesi hakimin delilleri değerlendirmesine karışır mı? expand_more
Kural olarak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin delilleri nasıl değerlendirdiğine ve davada esasa ilişkin vardıkları kararlara müdahale etmez. Anayasa Mahkemesinin görevi, davayı baştan sona yeniden görmek, sonucunu tayin etmek veya hangi delilin daha inandırıcı olduğunu tartmak değildir. Yüksek Mahkeme yalnızca, adil yargılanma güvencelerinin sağlanıp sağlanmadığını denetler; ancak mahkemenin delil takdirinde bariz bir takdir hatası veya açık bir keyfîlik bulunması durumunda müdahalede bulunabilir.
AYM ihlal kararı verince yerel mahkeme mutlaka beraat mi vermelidir? expand_more
Hayır, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı vermesi, yerel mahkemenin doğrudan beraat kararı vereceği anlamına gelmez. İhlal kararı sonrası ilk derece mahkemesi, derhâl yeniden yargılama işlemlerine başlamak ve adil yargılanma güvencelerini zedeleyen usuli eksiklikleri (örneğin dinlenmeyen tanığı dinlemek gibi) gidermekle yükümlüdür. Mahkeme, bu anayasal usul güvencelerini yerine getirdikten sonra dosyadaki mevcut delilleri yeniden değerlendirmekte serbesttir ve kendi bağımsız takdiriyle tekrar mahkûmiyet kararı dahi verebilir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir