Anasayfa Karar Bülteni AYM | Gülcan Çelik | BN. 2022/29963

Karar Bülteni

AYM Gülcan Çelik BN. 2022/29963

KARARIN KÜNYESİ

Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/29963
Karar Tarihi 06.01.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Örgütün nihai amacı bilinmeden sorumluluk yüklenemez.
  • Yasal faaliyetler tek başına suç delili olamaz.
  • Suçta ve cezada kanunilik ilkesi dar yorumlanamaz.
  • Sempati düzeyindeki eylemler örgüt üyeliği sayılmaz.

Bu karar, terör örgütü üyeliği suçlamalarında suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ne derece hassas uygulanması gerektiğini göstermesi bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, bir kişinin terör örgütü üyesi olarak cezalandırılabilmesi için, örgütün nihai ve yasa dışı amacını bildiğinin ve bu amaca sürekli bir irade ile katkı sağladığının somut delillerle ortaya konulması gerektiğini bir kez daha vurgulamıştır. Sadece yasal çerçevede faaliyet gösteren kurumlarda çalışmak, sendika üyesi olmak veya dini sohbetlere katılmak gibi eylemler, kişinin örgütün asıl yüzünü bildiğini kanıtlamaya tek başına yetmemektedir.

Uygulamadaki emsal etkisine bakıldığında, bu karar derece mahkemeleri için önemli bir rehber niteliği taşımaktadır. FETÖ/PDY yargılamalarında, örgütün operasyonel yüzünün kamuoyunca bilinir hale geldiği tarihlerden önceki faaliyetlerin değerlendirilmesinde mahkemelerin daha titiz bir inceleme yapması gerekecektir. Bireylerin suç işleme kastı olmadan, yasal olduğunu düşündükleri sivil toplum veya inanç faaliyetleri nedeniyle cezalandırılmaları, öngörülebilirlik ve kanunilik ilkelerine aykırı bulunmuştur. Karar, benzer durumdaki binlerce dosya için suçun manevi unsurunun tespitinde katı kriterler getirmekte ve hukuki belirliliği artırmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Gülcan Çelik, kapatılan özel bir eğitim kurumunda öğretmen olarak çalışmaktayken hakkında FETÖ/PDY terör örgütüne üye olma suçlamasıyla soruşturma başlatılmış ve ardından dava açılmıştır. Yargılama sürecinde başvurucunun üniversite yıllarında örgüte ait öğrenci evlerinde kaldığı, ev ablalığı ve bölge talebe mesullüğü yaptığı, örgütle bağlantılı kurumlarda çalıştığı ve sohbetlere katıldığı iddia edilmiştir. Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun bu eylemlerini örgüt üyeliği için yeterli görerek hapis cezası vermiştir. İstinaf ve Yargıtay süreçlerinden de sonuç alamayan başvurucu, yasal faaliyetlerinin suç delili olarak kullanıldığını ve cezalandırılmasının öngörülemez olduğunu belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 38'de güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesini temel almıştır. Bu ilkeye ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 2'ye göre, hangi fiillerin suç oluşturduğu ve bunlara verilecek cezalar kanunda hiçbir şüpheye yer bırakmayacak biçimde açıkça gösterilmeli, kuralın anlaşılır ve sınırlarının belirli olması gerekmektedir. Yargı organlarının, fiillerin suç oluşturup oluşturmadığını değerlendirirken, özellikle terör suçları bağlamında, kanunilik ilkesini anlamsız kılacak genişletici veya öngörülemez yorumlardan kaçınması hukuk devleti olmanın zorunlu bir şartıdır.

Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, bir kimsenin silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sorumlu tutulabilmesi için failin örgütün terör niteliğini ve yasa dışı amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı açıkça istediği ve bu amaçların gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığı kesin delillerle ortaya konmalıdır. İlgili Yargıtay kararlarına atıf yapılarak, örgütün nihai amacının kamuoyunca bilinir hale geldiği dönemden önce gerçekleştirilen; sendika veya dernek üyeliği, dini sohbetlere katılma, örgütle irtibatlı yasal kurumlarda çalışma veya öğrenci evlerinde kalma gibi eylemlerin tek başına örgüt üyeliği suçunu oluşturmayacağı açıkça vurgulanmıştır.

Söz konusu eylemlerin mahkûmiyet için geçerli bir suç delili olarak kullanılabilmesi için, bunların gizlilik içinde ve örgütsel bir faaliyet bağlamında gerçekleştirildiğinin, kişinin bu yapının bir terör örgütü niteliği taşıdığını bilerek ve isteyerek hareket ettiğinin somut, şüpheden uzak bir biçimde kanıtlanması gerekmektedir. Suçun manevi unsuru olan kastın varlığı ortaya konulmadan kişiye doğrudan cezai sorumluluk yüklenmesi, hukuki öngörülebilirlik ve kanunilik ilkeleriyle açıkça çelişmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun durumunu incelerken derece mahkemesinin mahkûmiyet gerekçelerini detaylıca ele almıştır. Mahkeme, başvurucunun üniversite öğrencisiyken öğrenci evlerinde kalmasını, ev ablası ve bölge talebe mesullüğü yapmasını ve örgütle irtibatlı kurumlarda çalışmasını örgüt üyeliği suçunun sübutu için yeterli görmüştür. Ancak Anayasa Mahkemesi, bu eylemlerin gerçekleştirildiği dönemde başvurucunun söz konusu yapının terör örgütü olduğunu ve nihai yasa dışı amacını bildiğine dair derece mahkemesinin ilgili ve yeterli bir gerekçe sunamadığını tespit etmiştir.

Başvurucunun katıldığı sohbetlerin örgütsel bir gizlilik veya özellik taşıyıp taşımadığı, örgüte bilerek ve isteyerek devamlı bir iradeyle katkı sağlayıp sağlamadığı hususları derece mahkemesi kararında aydınlatılmamıştır. Başvurucunun yasal bir sivil toplum kuruluşu veya dini bir cemaat faaliyeti düşüncesiyle hareket edip etmediği yargılama sürecinde tartışılmadan, failin doğrudan terör örgütü üyesi kabul edilmesi eksik bulunmuştur. Yargıtay içtihatlarında da açıkça belirtildiği üzere, örgütün operasyonel yüzünün ortaya çıkmasından önceki dönemde gerçekleştirilen ve sempati düzeyinde kalan eylemlerin, kişinin örgütün nihai amacını bildiğini kanıtlamadan suç sayılması kanunilik ilkesine aykırıdır.

Somut olayda, yargı organları tarafından delil olarak kabul edilen faaliyetlerin yasal boyutta kaldığı ve başvurucunun bu eylemleri gerçekleştirirken cezai bir sorumluluk altına gireceğini makul olarak öngöremeyeceği belirlenmiştir. Mahkemenin uyguladığı yorum tarzı, terör örgütü üyeliği suçunun kapsamını failin aleyhine olacak şekilde ve öngörülemez biçimde genişletmiş, sonuç olarak keyfi bir cezalandırmaya yol açmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: