Anasayfa Karar Bülteni AYM | Ramazan Kavak | BN. 2022/27847

Karar Bülteni

AYM Ramazan Kavak BN. 2022/27847

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/27847
Karar Tarihi 23.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Örgüt tespiti kesinleşmiş yargı kararıyla mümkündür.
  • Terör propagandası için şiddete teşvik kastı aranır.
  • Müdahale gerekçeleri ilgili ve yeterli olmalıdır.
  • Kamu görevlilerinin de ifade özgürlüğü hakkı vardır.

Bu karar, ifade özgürlüğü ile terör örgütü propagandası suçu arasındaki ince çizgiyi belirlemesi bakımından hukuken büyük bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, bir oluşumun terör örgütü olduğunun ancak kesinleşmiş bir yargı kararıyla tespit edilebileceğini ve kişilerin bu tarihten önceki eylemleri nedeniyle, örgütün niteliğini bildikleri ispatlanmadan cezalandırılmalarının öngörülebilirlik ilkesine aykırı olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca, salt terör örgütüne ait sembollerin veya ifadelerin paylaşılmasının otomatik olarak propaganda suçunu oluşturmayacağı, bu eylemlerin şiddeti teşvik etme veya meşru gösterme kastıyla yapılıp yapılmadığının derece mahkemelerince somut delillerle gerekçelendirilmesi gerektiği ortaya konmuştur.

Emsal etkisi açısından bu karar, özellikle sosyal medya paylaşımları nedeniyle yargılanan bireyler, dâhil oldukları eylemlerin içeriği ve kamu görevlilerinin ifade özgürlüğü sınırları konusunda mahkemelere önemli bir rehber sunmaktadır. Kamu görevlilerinin sadakat yükümlülüğü bulunsa da siyasi ve toplumsal meselelerde görüş bildirme haklarının tamamen ortadan kaldırılamayacağı teyit edilmiştir. Uygulamada, derece mahkemelerinin mahkûmiyet kararı verirken sadece paylaşımların varlığıyla yetinmemesi, söz konusu ifadelerin terör yöntemlerini nasıl meşrulaştırdığını veya övdüğünü ikna edici ve yeterli bir gerekçeyle açıklaması gerektiği kuralı pekiştirilmiştir. Bu durum, benzer davalarda daha titiz bir nedensellik bağı kurulmasını zorunlu kılmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde öğretmen olarak görev yapan başvurucu, sosyal medya hesabında 2015 yılı içerisinde PYD ve YPG lehine bazı ifadeler kullanmış, ayrıca Nevruz kutlamaları sırasında çekilmiş ve arka planında örgüt lideri ile örgütü simgeleyen pankartların bulunduğu fotoğraflar paylaşmıştır. Bu paylaşımları nedeniyle başvurucu hakkında terör örgütü propagandası yapmak suçlamasıyla ceza davası açılmıştır.

İlk derece mahkemesi, başvurucunun kamu görevlisi olmasını da dikkate alarak, herkese açık sosyal medya hesabından terör örgütünü övücü söylemlerde bulunmasını ve örgüt sembollerini paylaşmasını gerekçe göstererek kendisine 1 yıl 6 ay hapis cezası vermiştir. Kararın Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmesinin ardından başvurucu; eylemlerinin ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını, paylaşımlarında şiddeti teşvik etme amacının bulunmadığını ve aleyhine verilen kararın gerekçesiz olduğunu belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.26 kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü ekseninde değerlendirmiştir. İfade özgürlüğüne yönelik müdahalelerin hukuka uygun olabilmesi için kanunilik, meşru amaç, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük ilkelerini taşıması gerekmektedir. Olayda uygulanan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu m.7 düzenlemesi, terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapmayı suç saymaktadır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir yapının terör örgütü olduğunun tespiti ancak kesinleşmiş bir yargı kararıyla mümkündür. Yargı kararıyla kesinleşmeden ve bilinir hâle gelmeden önceki dönemde yapılan paylaşımlar nedeniyle kişilerin, yapının terör örgütü olduğunu bildikleri ispatlanmadan cezalandırılmaları kanunilik ve öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmaz.

Bunun yanı sıra, terör örgütü propagandası suçunun soyut tehlike suçu olması, ifade özgürlüğü üzerinde baskı oluşturma potansiyeli taşıdığından, mahkemelerin bir ifadenin şiddete teşvik edip etmediğini, terör yöntemlerini meşrulaştırma niyeti taşıyıp taşımadığını titizlikle incelemesi şarttır. Düşünce açıklamasında bulunan kişinin niyeti ve iletmek istediği mesajın terör suçlarına kışkırtma amacı taşıyıp taşımadığı somut olayın koşulları içinde gerekçelendirilmelidir. Kamu görevlilerinin anayasal ödev ve sadakat yükümlülükleri bulunsa dahi, bu durum onların birer birey olarak toplumsal ve siyasi meselelerde görüş bildirme haklarını bütünüyle ortadan kaldırmaz.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun yargılanmasına konu edilen paylaşımlarını tarihleri ve içerikleri itibarıyla ayrıntılı olarak incelemiştir. Başvurucunun 26 Ocak 2015 tarihli PYD/YPG'ye ilişkin paylaşımının yapıldığı dönemde, bu oluşumun terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş bir yargı kararının (21 Mayıs 2015) henüz bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle, başvurucunun anılan tarihte bu yapının bir terör örgütü olduğunu bildiği somut olarak ortaya konulmadan cezalandırılması öngörülebilirlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

Diğer yandan, başvurucunun 27 Haziran 2015 tarihli paylaşımı ile Nevruz kutlamalarında çekilmiş, arka planında örgüt lideri ve örgüt sembolleri bulunan fotoğrafların terör propagandası suçunu oluşturup oluşturmadığı incelenmiştir. İlk derece mahkemesinin, bu paylaşımların terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini ne şekilde meşru gösterdiğini, övdüğünü ya da şiddete teşvik ettiğini somut olarak tartışmadığı ve yalnızca fotoğrafların paylaşılmış olmasını mahkûmiyet için yeterli gördüğü belirlenmiştir. Mahkeme, başvurucunun kalabalık bir etkinlikte çekilen ve arka planda tesadüfen yer aldığını savunduğu pankarttaki yazıların, terörizmi ve şiddeti kışkırtma niyetiyle paylaşılıp paylaşılmadığını hiçbir şekilde irdelememiştir.

Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin salt paylaşımların varlığına dayanarak, şiddeti övme veya teşvik etme bağını kurmaksızın verdikleri mahkûmiyet kararlarının ilgili ve yeterli gerekçeden yoksun olduğunu tespit etmiştir. İfade özgürlüğüne yönelik bu müdahalenin, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğunun ikna edici bir biçimde ortaya konulamadığı kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, başvurucunun Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: