Anasayfa Karar Bülteni AYM | Mehmet Çelebi ve Diğerleri | BN. 2018/8276

Karar Bülteni

AYM Mehmet Çelebi ve Diğerleri BN. 2018/8276

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2018/8276
Karar Tarihi 24.12.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Örgüt adına suç işleme düzenlemesi öngörülemezdir.
  • Toplantı hakkına müdahale kanunilik şartını sağlamalıdır.
  • Belirsiz ceza kuralları hak ihlaline yol açar.
  • Yasal boşluk temel hakları kısıtlamak için kullanılamaz.

Bu karar, bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılan kişilerin, terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan ağır hapis cezalarına mahkûm edilmelerinin anayasal hakları ve demokratik toplum düzenini nasıl zedelediğini çok çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, daha önce verdiği pilot kararlara ve genel iptal kararlarına atıf yaparak, ilgili ceza normunun kişilerin hangi eylemlerinin suç teşkil edeceğini önceden öngörebilmelerine hiçbir şekilde imkân tanımayacak derecede belirsiz olduğunu ve idarenin keyfîliğine zemin hazırladığını vurgulamıştır. Hukuk devletinin en temel gereklerinden biri olan kanunların öngörülebilirliği ilkesinin ihlali, bu kararla somut bir hak ihlali tespiti üzerinden bir kez daha teyit edilmiş olmaktadır.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi son derece büyüktür ve bağlayıcıdır. Özellikle örgüt adına suç işleme bağlamında geçmişte verilen mahkûmiyetlerin, yasal düzenlemelerin Anayasa'ya uygun olmaması ve şeklî bir kanun olmanın ötesinde maddi kanunilik şartını taşımaması nedeniyle doğrudan yeniden yargılamaya konu olacağının altı açıkça çizilmektedir. Uygulamada, temel haklardan olan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını kullanan vatandaşların, salt protestolara katılmaları sebebiyle ağır ve sınırları belirsiz cezai yaptırımlarla karşılaşmaması gerektiği yönünde çok güçlü bir yargısal güvence sağlanmıştır. Ceza adaleti sisteminde yer alan mahkemelerin, bu tür iddiaları incelerken Anayasa Mahkemesinin norm iptal kararlarını ve yasanın belirsizliğinden kaynaklanan yapısal sorunları dikkate alarak beraat veya ihlali ortadan kaldıracak yeniden yargılama yoluna gitmeleri hukuki bir zorunluluk hâline gelmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, geçmiş yıllarda farklı tarihlerde düzenlenen çeşitli gösteri yürüyüşlerine ve kitlesel toplantılara katılmışlardır. Bu eylemleri nedeniyle kolluk kuvvetleri ve savcılıklar tarafından haklarında ceza davaları açılmış, başvurucular hem katıldıkları yürüyüşlerde kanuna aykırı davrandıkları iddia edilen fiillerinden dolayı ilgili ceza kanunları uyarınca cezalandırılmış hem de bu eylemleri doğrudan terör örgütü adına işledikleri kabul edilerek ayrıca ciddi hapis cezalarına mahkûm edilmişlerdir. Başvurucuların bu yöndeki mahkûmiyet kararları, itiraz ve temyiz gibi olağan kanun yollarından geçerek onanmış, kesinleşmiş ve cezaların infaz aşamasına geçilmiştir. Uyuşmazlığın temelinde, başvurucuların barışçıl toplanma özgürlüğü kapsamındaki fiillerinin, yasada sınırları tam olarak çizilmemiş ve belirsiz bir hüküm olan örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçu kapsamında değerlendirilmesi yatmaktadır. Başvurucular, salt bir gösteriye katılmaları sebebiyle böylesine ağır bir suçlamayla cezalandırılmalarının, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını haksız yere kısıtladığını ve ihlal ettiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılmasını talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken özellikle Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile bağlantılı olarak ceza hukukunun temel taşı olan kanunilik ilkesine dayanmaktadır. Başvurucuların mahkûmiyetine dayanak olan temel kural, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.220 fıkra 6 hükmünde yer alan "örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme" fiilidir. Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihatlarında, temel hak ve özgürlüklere yapılacak müdahalelerin öncelikle mutlaka kanunla öngörülmesi gerektiğini, bu kanunun da şeklen var olmasının ötesinde içerik olarak erişilebilir, öngörülebilir ve kesin nitelikte olmasının zorunlu olduğunu şiddetle vurgulamaktadır.

Daha önce verilen emsal nitelikteki pilot kararda Anayasa Mahkemesi, 5237 sayılı Kanun'un ilgili hükmünün içerik, amaç ve kapsam itibarıyla oldukça belirsiz olduğunu, kişilere yasal bir koruma sağlamadığını ve yargı makamlarının dahi keyfî müdahalelerine zemin hazırladığını açıkça tespit etmiştir. Terör örgütü üyeliğini düzenleyen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.314 maddesi kapsamında aranan eylemlerde süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gibi katı ispat kurallarının, örgüt adına suç işleme suçunda hiç aranmaması, sıradan gösteri hakkı kullanımlarının ağır terör suçları kapsamına sokulmasına neden olmaktadır.

Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin norm denetimi kapsamında verdiği kararlarda, kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarını önleyecek nitelikte olmayan bu düzenlemeler Anayasa'nın 38. maddesindeki suçta ve cezada kanunilik ilkesine tümüyle aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Kanun koyucunun iptal kararları sonrasında ilgili kanunlara eklediği yeni fıkralar da aynı belirsizlik sorunlarını taşıdığı gerekçesiyle yine iptal edilmiş olup, bu tür fiillerin cezalandırılmasında anayasal güvencelere uygun, demokratik toplum düzenine yaraşır ve öngörülebilir yeni bir yasal çerçevenin bulunmadığı kural olarak ortaya konulmuştur. Bu durum temel haklara yapılacak her türlü müdahalenin asgari standartlarını zedeleyen yapısal bir hukuki boşluk yaratmıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların bir gösteri yürüyüşüne veya protesto toplantısına katılmaları nedeniyle haklarında uygulanan hürriyeti bağlayıcı ceza yaptırımlarını, doğrudan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik ağır bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Bir temel hakka yapılan müdahalenin anayasal ölçütlere uygun kabul edilebilmesi için öncelikle ve ivedilikle kanunilik şartını tam anlamıyla sağlaması gerektiği detaylı bir şekilde incelenmiştir. Dosya kapsamındaki mahkûmiyet kararlarının yasal dayanağını oluşturan ceza normunun, Anayasa Mahkemesinin daha önce başka dosyalarda pilot kararla tespit ettiği tüm yapısal sorunları aynen barındırdığı görülmüştür.

Yüksek Mahkeme, başvurucuların cezalandırılmasına doğrudan dayanak olan kuralın, kamu makamlarının keyfî ve aşırı yorumlara dayalı uygulamalarını engelleyecek bir açıklıkta kesinlikle olmadığını tespit etmiştir. Örgüt adına suç işleme kavramının derece mahkemelerince ve yerleşik içtihatlarca aşırı geniş yorumlanmasının, bireylerin toplanma özgürlüğü ve ifade özgürlüğü gibi temel demokratik hakları üzerinde çok güçlü bir caydırıcı etki yarattığını saptamıştır. İlgili pilot karar sonrasında kanun koyucu yasama organı tarafından Anayasa'ya uygun, sınırları belirli, öngörülebilir ve kesin yeni bir yasal düzenleme yapılmamış olması, başvurucuların anayasal haklarına yapılan müdahalenin kanuni dayanaktan tümüyle yoksun kalmasına yol açmıştır.

Sonradan yürürlüğe giren ve sorunu çözmesi beklenen yeni yasal düzenlemelerin de Anayasa Mahkemesince tekrar iptal edildiği gerçeği dikkate alındığında, başvurucuların cezalandırılmalarına temel oluşturan hukuksal yapının temel anayasal güvenceleri ve hukuk devleti ilkelerini taşımadığı açıkça anlaşılmıştır. Mevcut ceza normunun sorunlu lafzı ve bu lafzın yargı organlarınca yapılan aşırı geniş yorumları, sıradan vatandaşların hangi masumane toplantı veya protesto eylemlerinin en ağır terör suçlamalarına yol açacağını öngörmelerini tamamen imkânsız kılmaktadır. Bu itibarla, başvuruculara uygulanan ceza yaptırımının öngörülebilirlik ve kesinlik standartlarını karşılayan geçerli, öngörülebilir ve net bir kanun hükmüne dayanmadığı tespit edilmiş ve hakkın özüne dokunulduğu kanısına varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucuların Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: