Karar Bülteni
AYM Salihe Aydeniz BN. 2020/38250
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2020/38250 |
| Karar Tarihi | 16.05.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Orantısız güç şikâyetlerinde soruşturma izni aranmaz.
- Kötü muamele iddiaları resen ve derhâl soruşturulmalıdır.
- Hatalı hukuki nitelendirme soruşturma yükümlülüğünü kaldırmaz.
Bu karar, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yapılan müdahaleler sırasında ortaya çıkan kötü muamele iddialarının soruşturulma usulü açısından kritik bir öneme sahiptir. Kolluk kuvvetlerinin orantısız güç kullandığına dair somut şikâyetlerin, savcılıklar tarafından "görevi kötüye kullanma" gibi farklı ve daha hafif suç tipleri altında nitelendirilerek idari izne tabi tutulması, Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça hukuka aykırı bulunmuştur. Karar, devletin bireylerin vücut bütünlüğüne yönelik ihlal iddialarında derhâl ve resen harekete geçme yükümlülüğünü, memur yargılama usullerinin arkasına sığınılarak bertaraf edemeyeceğini net bir biçimde ortaya koymaktadır.
Uygulamadaki emsal etkisi ve önemi değerlendirildiğinde, bu karar savcılık makamlarının kötü muamele ve işkence şikâyetlerindeki ilk reflekslerini doğrudan değiştirecek niteliktedir. Emniyet güçlerinin eylemlerine yönelik kasten yaralama ve bedensel bütünlüğe saldırı şikâyetlerinin, idari amirlerin iznine bağlı kılınmadan doğrudan genel hükümlere göre soruşturulması gerektiği bir kez daha teyit edilmiştir. Böylece, kamu görevlilerine sağlanan bürokratik koruma zırhının temel hak ihlallerini örtbas etmek veya adli süreci yavaşlatmak için kullanılamayacağı, yargı makamlarının maddi gerçeği ortaya çıkarmak için gerekli özeni göstermek zorunda olduğu güçlü bir içtihat olarak pekiştirilmiştir. Avukatlar ve mağdur vatandaşlar için bu tür hak ihlali iddialarının failin amirlerinin iznine tabi tutulmasına karşı çok önemli bir hukuki dayanak teşkil etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, Diyarbakır'da belediye başkanlıklarına kayyım atanmasını protesto etmek amacıyla düzenlenen bir oturma eylemine katılmak istemiştir. Diyarbakır Valiliğinin daha önceden aldığı on beş günlük toplantı ve gösteri yürüyüşü yasağı kararına istinaden, kolluk görevlileri toplanan grubun dağılmasını istemiştir. Yaşanan arbede sırasında başvurucu, kolluk görevlilerinin kendisine karşı orantısız güç kullandığını ve yaralandığını belirterek genel adli muayene raporu almış; ilgili memurlar hakkında kasten yaralama ve görevi kötüye kullanma suçlarından savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, şikâyeti genel hükümlere göre soruşturmak yerine görevi kötüye kullanma suçu kapsamında değerlendirerek polisler hakkında soruşturma izni verilmesi için dosyayı Valiliğe göndermiştir. Valiliğin soruşturma izni vermemesi üzerine bu karara yapılan itiraz, bölge idare mahkemesi tarafından süre aşımı gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucu, orantısız güç kullanan memurlar hakkında etkili bir adli soruşturma yürütülmemesi sebebiyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken temel olarak Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen "kötü muamele yasağı" kurallarına ve bu yasağın devlete yüklediği usuli yükümlülüklere dayanmıştır. İnsan onurunun korunmasını merkeze alan bu temel kural, devletin bireylere karşı her türlü haksız bedensel müdahaleden kaçınmasını ve olası ihlallerde etkili, hızlı ve tarafsız bir soruşturma yürütmesini emreder. Etkili soruşturma yükümlülüğü, iddia makamlarının kötü muamele şikâyetlerini derhâl, resen ve olaya karışan kişilerden tamamen bağımsız bir şekilde incelemesini zorunlu kılmaktadır.
Uyuşmazlığın usul boyutunun çözümlenmesinde dikkate alınan en temel kanuni düzenleme 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun m.2 hükmüdür. Anılan yasanın ilgili istisna hükümleriyle birlikte değerlendirildiğinde, kolluk görevlilerinin güç kullanımından kaynaklanan kasten yaralama ve orantısız güç gibi ağır şikâyetler idari makamların soruşturma iznine tabi değildir. Bu tür ciddi iddiaların varlığı hâlinde iddia makamlarının idari izin prosedürünü hiçbir şekilde işletmeden, genel ceza muhakemesi hükümlerine göre doğrudan ve ivedilikle adli soruşturma başlatması esastır.
Bunun yanı sıra yerleşik Anayasa Mahkemesi ve uluslararası insan hakları içtihatlarına göre, savcılık makamının şikâyete konu eylemi kasıtlı veya sehven hatalı hukuki nitelendirmeye tabi tutarak (örneğin fiziksel şiddet ve kasten yaralama eylemini basit bir görevi kötüye kullanma olarak değerlendirerek) dosyayı idari izne bağlaması, usul güvencelerini boşa düşürür. Bu durum, anayasal bir güvence olan kötü muamele yasağının usul boyutunun zedelenmesi anlamına gelmekte olup adil bir hukuk sisteminde kabul edilemez bir uygulamadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı kötü muamele yasağının usul boyutu açısından çok yönlü ve detaylı bir şekilde incelemiştir. Başvurucunun, kolluk görevlilerinin toplantı ve gösteri yürüyüşüne müdahalesi sırasında orantısız güç kullanımı sonucunda yaralandığına dair resmî tıbbi darp raporu alarak derhâl savcılığa başvurduğu dosya kapsamından tespit edilmiştir. İddiaların ciddiyeti ve sunulan sağlık raporu gibi somut deliller karşısında, savcılığın kasten yaralama ve kötü muamele şikâyetlerini genel hükümlere göre resen soruşturması gerekirken, olayı hatalı bir şekilde "görevi kötüye kullanma" olarak nitelendirip idari makamların iznine bırakması açık ve kabul edilemez bir usul eksikliği olarak değerlendirilmiştir.
Mahkeme, şikâyete konu eylemin 4483 sayılı Kanun kapsamında memur suçları iznine tabi olmadığını, kolluğun güç kullanımından kaynaklı şikâyetlerin hiçbir amirin iznine tabi olmaksızın doğrudan bağımsız savcılıklarca soruşturulması gerektiğini vurgulamıştır. Savcılığın bu hatalı nitelendirme pratikleri, olaydaki maddi gerçeğin araştırılmasını fiilen engellemiş, mağdurun iddialarının aydınlatılması için atılması gereken adımların atılmamasına yol açmıştır. Ayrıca, dosyanın işlemden kaldırılmasına yönelik idari kararda itiraz süresi ve mercii gibi kanuni yolların gösterilmemesi nedeniyle başvurucunun itirazının idare mahkemesince süre aşımından reddedilmesi de Anayasa Mahkemesi tarafından başvuru yolunun tüketilmesinde bir noksanlık olarak görülmemiş, idarenin yaptığı hata doğrudan vatandaşa yüklenmemiştir.
Anayasa Mahkemesi, soruşturma makamlarının resen ve derhâl hareket etme yükümlülüğüne açıkça aykırı davrandığını, maddi gerçeğin objektif ve tarafsız bir şekilde ortaya çıkarılması için gereken özenin gösterilmediğini ve böylece etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğini saptamıştır. Güç kullanımının gerçekleşme koşulları yetkili adli makamlarca tam olarak araştırılmadığından, Yüksek Mahkeme iddiaların esasına girerek kötü muamele yasağının maddi boyutu yönünden bir inceleme yapamamıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.