Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Selviye Canseven ve Diğerleri Kararı 2021/9400 B.

Anayasa Mahkemesi Selviye Canseven ve Diğerleri Kararı 2021/9400 B.

Bu karar hukuken, devam eden bir yargılama sürecine kanun koyucu tarafından sonradan müdahale edilerek kişilerin alacaklarını tahsil etme imkânının ortadan kaldırılmasının, mülkiyet hakkı ve bu hakla bağlantılı olan etkili başvuru hakkının açık bir ihlali anlamına geldiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Vatandaşların yargı mercileri önünde hak arayışlarını sürdürürken, davanın esasına etki edecek ve hakkın özünü zedeleyecek nitelikte kanuni düzenlemelerin yapılması, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleriyle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Anayasa Mahkemesi, bu kararı ile kanun koyucunun yasama yetkisini ve takdir hakkını, bireylerin mahkemeye erişim ile mülkiyet haklarını tahsil etme güvencelerini ihlal edecek veya anlamsız kılacak şekilde kullanamayacağını kesin bir dille ifade etmiştir.
search

Anayasa Mahkemesi
Selviye Canseven ve Diğerleri Kararı 2021/9400 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2021/9400
Karar Tarihi 16.05.2024
Taraf Selviye Canseven ve Diğerleri
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
Kanunla alacak hakkının engellenmesi mülkiyeti ihlal eder.
Tahsil imkânını kaldıran yasa etkili başvuruya aykırıdır.
Devam eden davalara kanunla müdahale edilmesi hukuka aykırıdır.
Mahkemeye erişimi anlamsız kılan düzenlemeler hak ihlalidir.

Bu karar hukuken, devam eden bir yargılama sürecine kanun koyucu tarafından sonradan müdahale edilerek kişilerin alacaklarını tahsil etme imkânının ortadan kaldırılmasının, mülkiyet hakkı ve bu hakla bağlantılı olan etkili başvuru hakkının açık bir ihlali anlamına geldiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Vatandaşların yargı mercileri önünde hak arayışlarını sürdürürken, davanın esasına etki edecek ve hakkın özünü zedeleyecek nitelikte kanuni düzenlemelerin yapılması, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleriyle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Anayasa Mahkemesi, bu kararı ile kanun koyucunun yasama yetkisini ve takdir hakkını, bireylerin mahkemeye erişim ile mülkiyet haklarını tahsil etme güvencelerini ihlal edecek veya anlamsız kılacak şekilde kullanamayacağını kesin bir dille ifade etmiştir.

Benzer davalarda emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, bilhassa şirketlere yatırılan paraların iadesi sürecinde sıkça karşılaşılan yasal engellemeler yönünden kritik ve yol gösterici bir içtihattır. Daha önce benzer konularda verilen kararlarda benimsenen anayasal ilkelerin bu dosyada da istikrarlı bir şekilde uygulanması, Anayasa Mahkemesinin yasal düzenlemelerle yargısal süreçlerin sonuçsuz bırakılmasına karşı geliştirdiği güçlü hukuki korumayı pekiştirmektedir. Uygulamada, bu tür uyuşmazlıklarda derece mahkemelerinin sadece sonradan çıkarılan kanunlara göre şeklî bir ret kararı vermemesi, anayasal mülkiyet güvencelerini de gözeterek değerlendirme yapması veya Anayasa'ya aykırılık iddialarını ciddiyetle ele alması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu durum, hukuki yolları işleten vatandaşların hak arama hürriyetinin kâğıt üzerinde kalmamasını ve pratikte gerçekten sonuç doğurmasını sağlayacak en temel güvencelerden biri olarak hukuk dünyamıza yön verecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, geçmiş yıllarda faaliyet gösteren bir şirkete belirli miktarlarda para yatırmış ve daha sonra bu paranın kendilerine iadesini sağlamak amacıyla hukuki yollara başvurarak ilgili şirket aleyhine alacak davaları açmışlardır. Yargılama süreçleri olağan seyrinde devam ederken, söz konusu alacakların tahsil edilmesini veya bu tür davaların vatandaş lehine sonuçlanmasını fiilen engelleyen yeni bir kanuni düzenleme yürürlüğe girmiştir.

Açılan davalarda başvurucuların temel talebi, kendi birikimleri olan ve şirkete yatırdıkları paranın yargı yoluyla kendilerine iade edilmesinin sağlanmasıdır. Ancak yargılama sürerken yapılan bu kanun değişikliği, mahkemelerin başvurucular lehine karar vermesini ve alacakların icra yoluyla fiilen tahsil edilmesini hukuken imkânsız hâle getirmiştir. Bunun üzerine başvurucular, yasal yollara başvurarak haklarını aradıkları sırada çıkarılan bir yasa ile paralarını geri alma haklarının ve mahkemeye erişim imkânlarının ellerinden alındığını, bu durumun mülkiyet ve adil yargılanma haklarını ciddi şekilde zedelediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı karara bağlarken mülkiyet hakkı ve bu hakla doğrudan bağlantılı olan etkili başvuru hakkına ilişkin temel anayasal normları ile yerleşik içtihat prensiplerini esas almıştır. Uyuşmazlığın değerlendirilmesindeki temel dayanak noktası, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 uyarınca herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu ve bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği kuralıdır. Anayasal anlamda mülkiyet hakkı sadece mevcut malları ve fiziksel varlıkları değil, meşru bir beklentiye veya haklı bir temele dayanan alacak haklarını ve ekonomik değer taşıyan her türlü menfaati de güvence altına almaktadır.

Bununla birlikte, uyuşmazlığın çözümünde en kritik rolü oynayan tamamlayıcı kural, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 40 çerçevesinde güvenceye alınan etkili başvuru hakkıdır. Anayasal hakları ihlal edilen herkesin, yetkili makamlara gecikmeden başvurma imkânının sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Etkili başvuru hakkı, bireylere sadece şeklen bir mahkemeye dava açabilme imkânı verilmesini değil, aynı zamanda bu davanın sonucunda hakkın fiilen elde edilmesini sağlayacak nitelikte başarı şansı sunan mekanizmaların varlığını da içermektedir.

Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı daha önce karara bağladığı emsal nitelikteki kararlar bağlamında değerlendirmiş ve istikrar kazanmış yerleşik içtihat prensiplerini somut olaya uygulamıştır. Doktrinde ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarında, kişilerin alacaklarını tahsil etmek amacıyla uygun hukuki yollara başvurmalarına rağmen, sırf yargılama sırasında yürürlüğe giren yeni bir kanuni düzenleme nedeniyle bu mekanizmaları işletme imkânından mahrum bırakılmaları, hakkın özüne dokunan ve ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirilmektedir. Zira kanun koyucunun, devam eden davalara doğrudan etki edecek şekilde kural ihdas ederek mahkemeye erişimi işlevsiz kılması, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerini zedelediği gibi, mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerin de açık bir ihlali anlamına gelmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü tarafından yapılan detaylı incelemede, başvurucuların şirkete yatırdıkları paranın iadesi amacıyla açtıkları davaların ve yargılamanın olağan akışı içinde kanun koyucu tarafından yapılan müdahalenin etkileri üzerine odaklanılmıştır. İnceleme neticesinde, başvurucuların iddialarının özünün, alacağın tahsili için uygun yasal mekanizmalara başvurulmasına rağmen sonradan yapılan bir kanuni düzenleme sebebiyle bu hukuki yolların anlamsız ve işlevsiz hâle gelmesi olduğu tespit edilmiştir.

Somut olayda, başvuru süreci devam ederken bazı başvurucuların (Bekir Akbulut, Ayhan Erdoğan, Metin Toprak, Hatice Erdoğan, Nahit Ceviz, Nesrin Sertel, Nasuf Majdı, Recep Güçlü ve Ali Özdemir) verdikleri dilekçelerle bireysel başvurularından açıkça feragat ettikleri anlaşılmıştır. Mahkeme, ilgili kanun hükümleri ve İçtüzük kuralları uyarınca feragat eden bu başvurucular yönünden kabul edilebilirlik şartları incelenmeksizin başvurunun düşmesine karar vermiştir.

Feragat etmeyen diğer başvurucular yönünden ise Anayasa Mahkemesi, daha önce benzer nitelikteki uyuşmazlıklar için belirlediği ilkeleri somut olaya uyarlamıştır. Emsal kararlarda ortaya konulan anayasal ilkeler doğrultusunda, alacaklıların haklarını elde etmek için hukuki mekanizmalara başvurdukları sırada, devletin yasama organı aracılığıyla yaptığı bir yasal düzenlemenin, açılan davaların pratikteki başarı şansını ve tahsil imkânını doğrudan ortadan kaldırdığı açıkça vurgulanmıştır. Başvurucuların açtıkları alacak davası, söz konusu kanuni düzenleme nedeniyle tamamen işlevsiz kalmış ve yargılama makamları uyuşmazlığın esasına girerek adil ve hakkaniyete uygun bir karar verme imkânından bütünüyle yoksun bırakılmıştır.

Bu önemli tespitler ışığında Mahkeme, teorik düzeyde etkili bir yol olduğu tespit edilen dava yolunun, yapılan kanuni düzenleme sebebiyle pratikteki başarı sunma kapasitesini ve etkililiğini tamamen yitirdiğine kanaat getirmiştir. Anayasa Mahkemesi, kanuni müdahale sebebiyle başvurucuların iddialarının esasına ilişkin bir inceleme yapılamadığını, bu durumun başvurucuların mülkiyet haklarını koruma ve bu uğurda etkili bir yargısal yola başvurma haklarını zedelediğini belirterek, zararın giderilmesi ve esasa ilişkin hukuki inceleme yapılabilmesi için yargılamanın yenilenmesinde zorunluluk bulunduğuna işaret etmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için dosyayı ilgili mahkemelere göndererek başvuruyu kabul etmiştir.

Dava açtıktan sonra çıkan bir yasa alacağımı tahsil etmemi engelleyebilir mi? expand_more
Hayır, hukuken engellememesi gerekir. Anayasa Mahkemesinin emsal kararına göre, devam eden bir yargılama sürecine kanun koyucu tarafından sonradan müdahale edilerek kişilerin alacaklarını tahsil etme imkânının ortadan kaldırılması, mülkiyet hakkı ve etkili başvuru hakkının açık bir ihlalidir. Kanun koyucu, devam eden davalara doğrudan etki edecek ve mahkemeye erişimi işlevsiz kılacak şekilde kurallar koyamaz.
Şirketten paramı istemek için açtığım dava yeni kanun yüzünden boşa mı gider? expand_more
Mahkemeler sadece sonradan çıkarılan kanunlara göre şeklî bir ret kararı vermemeli, anayasal mülkiyet güvencelerini de gözetmelidir. Şirkete yatırdığınız paranın iadesini yargı yoluyla talep ettiğiniz sırada çıkarılan bir yasa ile hakkınızın fiilen elinizden alınması anayasaya aykırıdır. Anayasa Mahkemesi, bu şekilde anlamsız ve işlevsiz hâle getirilen davalarda yeniden yargılama yapılması gerektiğine hükmetmektedir.
Anayasa Mahkemesine başvurduktan sonra dilekçeyle davamdan vazgeçersem ne olur? expand_more
Bireysel başvuru süreciniz devam ederken dilekçe vererek açıkça davanızdan feragat ederseniz, talebiniz ilgili kanun ve İçtüzük kuralları uyarınca işleme alınır. Bu durumda Anayasa Mahkemesi, dosyanızın kabul edilebilirlik şartlarını veya esasına yönelik iddialarınızı incelemeksizin doğrudan başvurunuzun düşmesine karar verir.
Meclisin çıkardığı yasa yüzünden mahkemede hakkımı alamazsam ne yapmalıyım? expand_more
Yasama organı aracılığıyla yapılan bir yasal düzenleme, açtığınız davanın pratikteki başarı şansını ve tahsil imkânını ortadan kaldırıyorsa bireysel başvuru yoluna gidebilirsiniz. Anayasa Mahkemesi, bu tür durumlarda yargılamanın esasına girilmesini engelleyen yasaların mülkiyet ve etkili başvuru hakkınızı ihlal ettiğini tespit ederek zararın giderilmesi için ilgili mahkemelerden yeniden yargılama yapılmasını talep etmektedir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir