Karar Bülteni
AYM Salihe Aydeniz BN. 2020/38026
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/38026 |
| Karar Tarihi | 17.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok / Kabul Edilemez |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Orantılı güç kullanımı kötü muamele sayılmaz.
- Direnci kırmak için zor kullanmak hukuka uygundur.
- Kamera kayıtlarıyla aydınlatılan olayda takipsizlik verilebilir.
- Münferit polis müdahaleleri toplantı hakkını engellemez.
Bu karar, toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında meydana gelen taşkınlıklar veya kolluk görevlilerinin hukuka uygun müdahalelerine karşı gösterilen direnişlerde polisin zor kullanma yetkisinin sınırlarını net bir şekilde çizmesi bakımından hukuken büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kolluk görevlilerince muhafaza altına alınan bir şahsı kurtarmaya yönelik fiziki eylemlere karşı orantılı bir bedensel güç kullanılmasının, doğrudan kötü muamele yasağının ihlali anlamına gelmeyeceğini açıkça vurgulamıştır. Müdahalenin sırf toplantıyı dağıtmak için değil, kargaşayı önlemek ve hukuka uygun şekilde alıkonulan kişiyi muhafaza etmek amacıyla yapılması hukuka uygun eylem olarak kabul edilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, kolluğun zor kullanma yetkisini aşmadığı ve salt direnişi kırmaya yönelik orantılı müdahalelerinin kötü muamele olarak nitelendirilemeyeceği yönünde güçlü bir içtihat oluşturmaktadır. Ayrıca, yürütülen cezai soruşturmalarda yalnızca kamera görüntülerinin incelenerek olayın aydınlatılmasının yeterli kabul edilmesi ve başkaca delil toplanmaksızın verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların eksik soruşturma sayılamayacağı yönündeki tespit, uygulamada savcılıkların hukuki dayanağını sağlamlaştırmaktadır. Toplantı hakkı yönünden ise, toplantı alanındaki trafik ihlalleri veya kişisel taşkınlıklara yapılan münferit kolluk müdahalelerinin, toplantının bütününe yönelik bir müdahale olarak yorumlanamayacağı prensibi pekiştirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, Diyarbakır'da düzenlenen bir açık hava toplantısı sırasında başvurucunun, polis aracına bindirilen danışmanını araçtan çıkarmaya çalışması üzerine gelişen olaylara dayanmaktadır. İlgili tarihte valiliğin yasak kararına rağmen toplanan gruptan dağılmaları istenmiş, bu esnada trafiği aksatan aracını çekmeyen başvurucunun danışmanı polis tarafından muhafaza altına alınmıştır.
Başvurucu, bu duruma itiraz ederek polis aracına binmiş ve danışmanını dışarı çıkarmaya çalışmıştır. Yaşanan arbede sırasında bir polis amiri, başvurucuyu kolundan tutarak araçtan dışarı çekmiş, bu müdahale sonucunda başvurucunun kolunda basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek sıyrık ve morluklar oluşmuştur. Başvurucu, polislerin orantısız güç kullandığını ve şikâyeti üzerine başlatılan ceza soruşturmasında takipsizlik kararı verilerek olayın örtbas edildiğini iddia etmiş, ayrıca bu müdahalenin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını haksız yere engellediğini öne sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın bütünlüğü ile kötü muamele yasağını ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.34 kapsamında düzenlenen önceden izin almadan silahsız ve barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını temel dayanak olarak almıştır.
Yerleşik anayasal içtihat prensiplerine göre, güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, kesin olarak gerekli olan durumlarda fiziksel güce başvurmaları veya kitlesel bir kargaşayı bastırmak amacıyla kaçınılmaz olarak zor kullanmaları kural olarak Anayasa'nın ihlali sonucunu doğurmaz. Ancak kolluk tarafından kullanılan gücün aşırıya kaçması veya amaca ulaşmak için kullanılan güç ile durum arasında adil bir orantı bulunmaması hâlinde doğrudan kötü muamele yasağının ihlalinden söz edilebilir. Yakalama veya muhafaza altına alma işlemine karşı aktif bir direnme söz konusu olduğunda kolluk görevlilerinin bedensel güç kullanması anayasal yönden meşru bir eylem olarak kabul edilir.
Kötü muamele iddialarına karşı yürütülecek usul yükümlülükleri bakımından Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.5 ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 birlikte yorumlandığında, devletin derhâl etkili bir ceza soruşturması başlatması, tüm delilleri toplaması ve sorumluları tespit etmesi gerekmektedir. Soruşturma makamlarının olayı aydınlatacak tüm işlemleri yapması zorunlu olmakla birlikte, olayın oluş şekli kamera görüntüleri gibi somut ve kesin delillerle açıkça anlaşılabiliyorsa, mağdurun başkaca her türlü delil toplanması talebinin mutlaka karşılanması zorunluluğu bulunmamaktadır.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı bakımından ise, güvenlik güçlerinin doğrudan toplantının bütününe değil de, toplantı esnasında meydana gelen trafik ihlali veya kolluğa mukavemet gibi münferit olaylara müdahale etmesi, toplantı hakkına yönelik sistematik bir engelleme olarak değerlendirilemez.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını incelerken öncelikle kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarını detaylıca değerlendirmiştir. Somut olayda başvurucunun, kolluk görevlileri tarafından güvenlik amacıyla muhafaza altına alınan şahsı polis aracının etki alanından çıkarmaya çalışarak bizzat kargaşaya sebebiyet verdiği tespit edilmiştir. Başvurucunun bu müdahalesi karşısında kolluk görevlilerinin etki alanlarını korumak ve şahsı muhafaza etmek amacıyla bedensel güç kullanmasının kesin olarak gerekli ve kaçınılmaz olduğu anlaşılmıştır. Müdahalenin amacı ve başvurucuda meydana gelen yaralanmanın yalnızca basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikteki morluklardan ibaret olması dikkate alındığında, uygulanan gücün başvurucunun eylemiyle orantılı olduğu ve aşırıya kaçılmadığı kanaatine varılmıştır.
Usul yükümlülüğü yönünden yapılan incelemede ise, Cumhuriyet Başsavcılığının suç duyurusu üzerine ivedilikle harekete geçtiği, olay anına ait objektif kamera görüntülerini temin ederek resmi çözümlerini yaptırdığı görülmüştür. Olayın sadece bu görüntüler vasıtasıyla tereddüde yer bırakmayacak şekilde aydınlatılması üzerine başkaca bir soruşturma işlemine gerek duyulmadan doğrudan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinin, soruşturmada bir eksiklik veya etkisizlik olduğu anlamına gelmeyeceği açıkça vurgulanmıştır.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına müdahale iddiası bağlamında, polis müdahalesinin toplantının engellenmesine veya dağıtılmasına yönelik olmadığı belirlenmiştir. Yapılan müdahalenin, salt başvurucunun danışmanının aracını trafiği aksatacak şekilde kasten park etmesi ve akabinde başvurucunun gözaltı işlemine mukavemet göstermesi üzerine yaşanan bağımsız ve münferit bir asayiş olayından ibaret olduğu tespit edilmiştir. Nitekim toplanan grubun olayların ardından basın açıklaması yaptığı ve hiçbir polis engeliyle karşılaşmadan olaysız şekilde dağıldığı saptanmıştır. Bu nedenle somut olayda toplantı hakkına yönelik herhangi bir engellemenin veya hukuka aykırı müdahalenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edilmediği ve toplantı ile gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olduğu yönünde karar vermiştir.