Karar Bülteni
YARGITAY 22. HD 2017/12885 E. 2018/10450 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 22. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2017/12885 |
| Karar No | 2018/10450 |
| Karar Tarihi | 03.05.2018 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Ön inceleme öncesi tanık listesi istenemez.
- Tensip zaptında verilen tanık süresi geçersizdir.
- Tanık listesi ön inceleme sonunda istenmelidir.
- Savunma hakkı ve ispat hakkı kısıtlanamaz.
Bu karar, hukuk yargılamalarında tanık deliline dayanılan davalarda tanık listesinin mahkemeye hangi usuli aşamada sunulması gerektiğine dair çok net ve bağlayıcı bir usul kuralı ortaya koymaktadır. Karar, yerel mahkemelerin tensip zaptı hazırlarken sıklıkla düştüğü bir usul hatasını düzeltmekte olup, tarafların hukuki dinlenilme ve adil yargılanma haklarının korunması bakımından büyük bir hukuki önem taşımaktadır. İş hukuku yargılamalarında ve genel hukuk davalarında, uyuşmazlık konularının tespit edildiği ön inceleme duruşması tamamlanmadan taraflardan tanık listesi sunmalarının beklenemeyeceği kesin olarak karara bağlanmıştır.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, mahkemelerin davanın en başında tensip zaptı ile taraflara kesin süre vererek tanık listesi istemesi uygulamasının hukuken geçersiz olduğunu vurgulamasıdır. Uygulamadaki kritik önemi, uyuşmazlık noktaları tam olarak tespit edilmeden delil sunma yükümlülüğünün başlatılamayacağını göstermesinden gelir. Böylece, henüz ön inceleme yapılmadan tanık bildirme zorunluluğu getiren ve bu geçersiz süreye uyulmadığı gerekçesiyle tanık dinletme taleplerini reddeden yerel mahkeme kararlarının doğrudan usulden bozma sebebi sayılacağı Yargıtay tarafından tescillenmiştir. Tarafların ispat haklarının şekli ve hatalı usul kurallarıyla kısıtlanmasının önüne geçilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu uyuşmazlık, özel bir şirkette servis şefi olarak görev yapan bir işçi ile kendisini haksız yere işten çıkardığını iddia ettiği işveren şirket arasında yaşanmıştır. İşçi, çalışmakta iken görev branşının haksız ve nedensiz yere değiştirildiğini, bu durumu kabul etmemesi üzerine iş sözleşmesinin işveren tarafından tek taraflı olarak feshedildiğini belirtmiştir. Ayrıca çalıştığı süre boyunca kendisine mobbing uygulandığını iddia etmiştir. Bu nedenlerle kıdem ve ihbar tazminatı, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile mobbing tazminatının kendisine ödenmesini talep ederek dava açmıştır.
Buna karşılık davalı işveren, işçinin iddialarının gerçeği yansıtmadığını ve iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. Yerel mahkeme, yargılama aşamasında işverenin tanık dinletme talebini reddederek işçinin davasını kısmen kabul etmiştir. Yargıtay aşamasına taşınan temel uyuşmazlık konusu, işverenin tanık dinletme talebinin mahkemece reddedilmesinin usul kurallarına uygun olup olmadığıdır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, önündeki uyuşmazlığı incelerken temel olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ön inceleme ve ispat kurallarını merkeze almıştır.
Medeni usul hukukumuzda yargılama aşamaları belirli bir sıraya ve nizama tabidir; bu sıra adil yargılanma ve ispat hakkının temelini oluşturur. 6100 sayılı Kanun m.140 ve m.320 hükümleri gereğince, yargılamanın ön inceleme aşamasında mahkemenin öncelikle tarafların iddia ve savunmalarını değerlendirip, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit etmesi zorunludur. Uyuşmazlık noktaları tam olarak netleşmeden tarafların hangi vakıayı hangi delille ispat edeceğini önceden öngörmesi ve belirlemesi hukuken ve fiilen mümkün değildir.
Kanunun 240. maddesi taraf olmayan kişilerin tanık olarak gösterilmesini, 243. maddesi ise tanık listesi için kesin süre verilmesini düzenler. Ancak kanunda tanık listesi sunulması için kesin sürenin tam olarak hangi aşamada verileceğine dair açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Yargıtay'ın bu yasa boşluğunu dolduran yerleşik içtihat prensiplerine göre; taraflar arasındaki ihtilaf konularının belirlenmesinden önceki bir aşamada, davanın hemen başında hazırlanan tensip zaptı ile tarafların tanık listesi sunmalarını beklemek doğru değildir.
Hukuk doktrininde ve yargısal uygulamalarda kabul edildiği üzere, dilekçesinde tanık deliline dayanmış ancak henüz tanık listesi sunmamış olan tarafa, listesini sunması için kesin sürenin mutlaka ön inceleme duruşmasının sonunda verilmesi gerekir. Bu emredici kurala uyulmadan, henüz uyuşmazlık konuları saptanmadan tensip zaptı ile verilen kesin süre hukuki hiçbir sonuç doğurmaz.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, dosya üzerindeki incelemesinde işçinin iddiaları ve tazminat kalemlerinin esasına girmeden önce, davalı işveren vekilinin tanık dinletme talebinin yerel mahkeme tarafından reddedilmesine ilişkin ara kararın hukuka uygun olup olmadığını değerlendirmiştir. İnceleme sonucunda, davalı tarafın mahkemeye sunduğu dilekçelerinde iddialarını ispatlamak amacıyla açıkça tanık deliline dayandığı tespit edilmiştir.
Buna rağmen yerel mahkemenin, yargılamanın en başında tensip zaptı hazırlarken taraflara tanık listesi sunmaları için kesin bir süre verdiği, ön inceleme aşaması dahi tamamlanmadan verilen bu kesin süreye uyulmadığı gerekçesiyle de davalı işverenin tanık dinletme taleplerini usulden reddettiği görülmüştür. Yüksek Mahkeme, uyuşmazlık noktalarının tek tek tespit edilmesi gereken ön inceleme duruşmasından önce böyle bir süre verilmesinin medeni usul kurallarına tamamen aykırı olduğunu belirtmiştir.
Davalının en başından itibaren tanık deliline dayanmış olması karşısında, doğru hukuki prosedür gereğince ön inceleme duruşmasının sonunda uyuşmazlık konuları belirlendikten sonra tanık listesini sunması için davalı tarafa kesin süre verilmesi gereklidir. Mahkemenin bu zorunlu usuli adımı atlaması ve tensip zaptında yer alan, hukuki geçerliliği olmayan kesin süreye dayanarak davalının savunma ve ispat hakkını elinden alması ağır bir usul hatası olarak değerlendirilmiştir. Tanıkların usulüne uygun şekilde dinlenmeden eksik inceleme ile davanın esası hakkında karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, davalı işverenin ispat hakkının usule aykırı şekilde kısıtlandığı ve tanık dinletme talebinin haksız olarak reddedildiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.