Karar Bülteni
AİHM FARMANYAN VE DİĞERLERİ BN. 15998/11
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 5. Bölüm |
| Başvuru No | 15998/11 |
| Karar Tarihi | 18.09.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Ölümcül güç kullanımı mutlak zorunluluk taşımalıdır.
- Kolluk kuvvetlerinin orantısız gücü yaşam hakkını ihlal eder.
- Devletler ölüm olaylarını etkili bir şekilde soruşturmalıdır.
- Toplumsal olaylarda göz yaşartıcı gaz dikkatli kullanılmalıdır.
- Devletler mahkeme ile işbirliği yapma yükümlülüğü altındadır.
Bu karar, devletin kolluk kuvvetleri aracılığıyla toplumsal olaylara müdahale ederken yaşam hakkına saygı gösterme yükümlülüğünün sınırlarını net bir biçimde çizmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kitlesel gösterilerin dağıtılması sırasında kolluk kuvvetlerinin kullandığı ölümcül gücün "mutlak zorunluluk" testini geçememesi halinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesi kapsamında yaşam hakkının ihlal edildiğini açıkça ortaya koymuştur. Karar, aynı zamanda ölümle sonuçlanan olaylarda devletin derhal, bağımsız ve etkili bir soruşturma yürütme yönündeki usuli yükümlülüğünün önemine dikkat çekmektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi bakımından bu karar, güvenlik güçlerinin toplumsal olayları kontrol altına alırken başvurduğu araçların –özellikle göz yaşartıcı gaz bombaları ve gerçek mermilerin– orantısız ve kuralsız kullanımının doğrudan devletin sorumluluğunu doğuracağını pekiştirmektedir. Uygulamadaki önemi, devletlerin yalnızca olay anındaki müdahalelerini değil, aynı zamanda müdahale planlamasını, personel eğitimini ve sonrasında yürütülecek hukuki süreçleri Sözleşme standartlarına uygun hale getirmeleri gerektiği yönündeki güçlü mesajında yatmaktadır. Ayrıca, devletin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gerekli belge ve bilgileri sunmaktan kaçınmasının Sözleşme'nin 38. maddesi uyarınca ayrı bir ihlal oluşturacağının vurgulanması, uluslararası yargı mekanizmalarıyla işbirliğinin ciddiyetini hatırlatmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Ermenistan'da 19 Şubat 2008 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından, seçim sonuçlarına itiraz eden muhalefet destekçileri başkent Erivan'da kitlesel protestolar düzenlemiştir. 1 ve 2 Mart 2008 tarihlerinde, polis ve askeri birliklerin Özgürlük Meydanı ve çevresindeki göstericilere müdahalesi sonucunda şiddet olayları patlak vermiş, olaylar sırasında başvuranların akrabası olan dokuz kişi hayatını kaybetmiştir. Ölenlerin sekizi sivil, biri ise askerlik hizmetini yapmakta olan bir güvenlik görevlisidir. Başvuranlar, yakınlarının polis güçleri tarafından mutlak zorunluluk olmaksızın orantısız ve aşırı güç (göz yaşartıcı gaz bombaları ve gerçek mermi) kullanılması sonucu öldürüldüğünü iddia ederek Ermenistan devletine karşı dava açmıştır. Ayrıca başvuranlar, olayların ardından yetkililerin söz konusu ölümlerle ilgili olarak bağımsız, tarafsız ve etkili bir soruşturma yürütmediklerini ileri sürmüştür.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkeme, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.2 (yaşam hakkı) hükümlerine dayanmıştır. AİHS'nin 2. maddesinin ilk fıkrası, devletin yalnızca kasten ve hukuka aykırı olarak yaşamı sona erdirmekten kaçınmasını değil, aynı zamanda egemenliği altındaki kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli adımları atmasını emreder. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise, ölümcül güç kullanımının ancak bir kişinin yasa dışı şiddete karşı korunması, yasal bir tutuklamanın gerçekleştirilmesi veya bir ayaklanmanın bastırılması gibi durumlarda "mutlak zorunlu" olması halinde haklı görülebileceğini düzenlemektedir. Bu zorunluluk, güç kullanımının orantılı ve planlı olmasını şart koşar.
Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, Sözleşme'nin 2. maddesi, kolluk kuvvetlerinin güç kullanımını düzenleyen uygun bir yasal ve idari çerçevenin ulusal düzeyde oluşturulmasını gerektirir. Devletlerin, keyfiliğe ve gücün kötüye kullanılmasına karşı yeterli ve etkili güvenceler sağlayan, önleyici bir sistem kurması zorunludur. Ölümle sonuçlanan olaylarda, operasyonun planlanması ve kontrolü büyük bir titizlikle incelenmeli, yaşam riskini asgari düzeye indirecek önlemlerin alınıp alınmadığı değerlendirilmelidir.
Ayrıca, Sözleşme'nin 2. maddesi pozitif bir usuli yükümlülük de içerir; devlet ajanlarının güç kullanımı sonucu meydana gelen ölümlerde derhal, bağımsız, tarafsız ve etkili bir resmi soruşturma yürütülmelidir. Bu soruşturma, olayların tüm koşullarını aydınlatmaya, sorumluların tespit edilip cezalandırılmasına ve mağdur yakınlarının sürece katılımını sağlamaya elverişli olmalıdır.
Bununla birlikte uyuşmazlığın çözümünde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.38 kuralları da dikkate alınmıştır. Bu kural uyarınca, devletler Mahkeme'nin davanın etkin bir şekilde incelenmesi için talep ettiği tüm bilgi ve belgeleri sağlama ve hiçbir engelleme yapmaksızın iyi niyetle işbirliği yapma yükümlülüğü altındadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Mahkeme, olaylar sırasında meydana gelen ölümleri maddi ve usuli boyutlarıyla detaylı bir biçimde incelemiştir. Maddi boyut açısından yapılan değerlendirmede, dokuz kurbandan yedisinin doğrudan devletin kolluk kuvvetleri tarafından kullanılan ölümcül güç (gerçek mermiler ve kitlesel alanlarda uygunsuz olarak ateşlenen göz yaşartıcı gaz bombaları) sonucunda hayatını kaybettiği tespit edilmiştir. Mahkeme, polis operasyonunun yaşam riskini en aza indirecek şekilde planlanmadığını, kolluk kuvvetlerinin yetersiz bir hazırlıkla, eğitim eksikliğiyle ve açık kurallar olmaksızın müdahalede bulunduğunu saptamıştır. Kalabalık kontrol silahlarının amacı dışında, uygunsuz açılarla doğrudan göstericilerin üzerine ateşlenmesi ve rastgele gerçek mermi kullanılması, orantısız bulunmuş ve "mutlak zorunluluk" ilkesini ihlal etmiştir. Bu nedenle yedi kurban yönünden yaşam hakkının maddi boyuttan ihlal edildiğine karar verilmiştir. Ancak diğer iki kurban (Samvel Harutyunyan ve Zakar Hovhannisyan) yönünden, ölümlerin doğrudan devlet görevlilerinin mutlak zorunluluk dışındaki güç kullanımından kaynaklandığına dair kesin delil bulunamadığından maddi boyuttan ihlal saptanmamıştır.
Usuli yönden yapılan incelemede ise, yetkililerin olayların hemen ardından tarafsız ve bağımsız bir soruşturma başlatmadığı, soruşturmanın siyasi saiklerle muhalefet üyelerini suçlamaya odaklandığı ve polis güçlerinin olası sorumluluğunu aydınlatmaktan uzak olduğu belirlenmiştir. Gerekli adli ve balistik incelemelerin bizzat polis yetkililerince yapılması, kilit kanıtların toplanmaması ve bazı video kayıtlarının yok edilmesi gibi ağır eksiklikler nedeniyle, dokuz kurbanın tamamı için yaşam hakkının usuli boyutunun ihlal edildiği tespit edilmiştir.
Ayrıca, hükümetin olaylara ve soruşturmaya ilişkin kritik belgeleri Mahkeme'ye sunmaktan kaçınması ve şeffaf bir işbirliği sergilememesi, Sözleşme'nin 38. maddesinin ihlali olarak değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yedi maktul yönünden yaşam hakkının esastan, dokuz maktul yönünden ise usulden ihlal edildiğine ve devletin Mahkeme ile işbirliği yükümlülüğüne uymadığına hükmederek başvuruyu kabul etmiştir.