Karar Bülteni
AYM Muharrem Dağıstan Ve Ersin Can BN. 2022/60547
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/60547 |
| Karar Tarihi | 24.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Muvazaalı işlemlerde sendika bildirim şartı esnetilmelidir.
- Asıl işveren işçisi sayılmanın sonuçları korunmalıdır.
- Kusurlu işverene bildirim şartı koşulması makul değildir.
- Toplu iş sözleşmesinden yararlandırılmama sendikal ihlaldir.
Bu karar, alt işveren ile asıl işveren arasında muvazaalı bir ilişki tespit edilen durumlarda işçilerin sendikal haklarının korunması açısından son derece kritik bir hukuki anlam taşımaktadır. Mahkemelerin, işçinin baştan itibaren asıl işverenin işçisi sayılması kuralını işletirken, toplu iş sözleşmesinden yararlanma koşullarını katı ve şekilci bir yaklaşımla değerlendirmemesi gerektiği güçlü bir biçimde vurgulanmıştır. Özellikle muvazaaya dayalı işlemlerle işçiyi kasten alt işveren bünyesinde gösteren ve bu suretle kusurlu hareket eden asıl işverene, yasal sendika üyeliği bildiriminin yapılması şartının koşulması, hakkın özünü bütünüyle zedeleyen ve işçiyi çaresiz bırakan bir yaklaşım olarak kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi bu tespitiyle çalışma hayatında hakkaniyetin tesisi için önemli bir adım atmıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu yenilikçi içtihat muvazaa iddialı davalarda işçilerin geriye dönük toplu iş sözleşmesi alacaklarını talep edebilmelerinin önündeki katı usuli engelleri tamamen kaldırmaktadır. Uygulamada, ilk derece iş mahkemelerinin sırf sendika üyeliğinin resmi olarak asıl işverene bildirilmediği gerekçesine sığınarak işçilerin meşru alacak taleplerini reddetme eğilimi bu kararla birlikte kesin olarak son bulacaktır. İşverenin kendi muvazaalı eylemine, yani kendi kusuruna dayanarak işçinin hak kaybına uğratılamayacağı yönündeki evrensel hukuk prensibi, sendika hakkı bağlamında da en üst düzeyde anayasal korumaya kavuşturulmuştur. Bu yönüyle karar, sendikal örgütlenmenin önündeki muvazaa engelini aşan ve işçi haklarını fiilen genişleten ciddi bir güvence mekanizması işlevi görecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi konumunda olmalarına rağmen, çalışma hayatında sıkça karşılaşılan kâğıt üzerinde kurgulanmış muvazaalı bir işlem neticesinde alt işverenin işçisi olarak gösterilmişlerdir. Bu durumun düzeltilmesi ve asıl işverenin fiilen taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan parasal ve sosyal alacaklarının yasal faiziyle birlikte kendilerine ödenmesi talebiyle yetkili iş mahkemesinde alacak davası açmışlardır. Yargılamayı titizlikle yürüten mahkeme, taraflar arasındaki asıl işveren ile alt işveren ilişkisinin gerçekten de muvazaalı ve hukuka aykırı olduğunu, bu sebeple işçilerin hukuken asıl işverenin çalışanı sayılması gerektiğini açıkça tespit etmiştir. Ancak aynı mahkeme, işçilerin sendika üyeliklerinin asıl işverene resmi usullerle bildirilmediği gerekçesini öne sürerek toplu iş sözleşmesinden kaynaklı hak ve alacak taleplerini reddetme yoluna gitmiştir. Başvurucular, kendi kusurları olmayan ve tamamen asıl işverenin yarattığı muvazaalı durumdan kaynaklanan bu bildirim eksikliğinin kesinlikle bir hak kaybına yol açmaması gerektiğini ısrarla belirterek, anayasal sendika haklarının ihlal edildiği iddiasıyla doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın hukuki zemininde çözüme kavuşturulmasında Anayasa Mahkemesi tarafından dikkate alınan temel hukuki kuralların en başında iş hukukumuzdaki katı muvazaa yasağı ve sendikal hakların özgürce kullanımına ilişkin anayasal ve yasal düzenlemeler gelmektedir. 4857 sayılı İş Kanunu m.2 hükmü uyarınca, asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. İlgili Kanun, aksi yöndeki işlemleri geçersiz kılarak bu tür muvazaalı işlemlere dayanan alt işveren ilişkilerinde, alt işveren işçilerinin başlangıçtan itibaren doğrudan asıl işverenin işçisi sayılarak işlem göreceğini son derece emredici bir kural olarak düzenlemiştir. Kanun koyucu, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren zorunlu işler dışında asıl işin keyfi olarak bölünerek alt işverenlere verilmesini hukuken kesin surette yasaklamıştır.
Öte yandan, sendikal hakların kullanımını düzenleyen 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.39 uyarınca, kural olarak toplu iş sözleşmesinden taraf işçi sendikasının kendi üyeleri yararlanmaktadır. İlgili kural, toplu iş sözleşmesinin imzalanmasından sonra sendikaya üye olanların, üyeliklerinin taraf işçi sendikasınca ilgili işverene usulüne uygun şekilde bildirildiği tarihten itibaren bu sözleşmesel haklardan yararlanacağını açıkça hüküm altına almıştır.
Anayasa Mahkemesinin konuyla ilgili yerleşik içtihat prensipleri gereğince, muvazaalı işlemin tarafı olan ve hukuka aykırı durum yaratan işverenin kendi kusurundan faydalanarak işçinin anayasal sendika haklarını kısıtlaması evrensel hukuk ilkeleriyle kabul edilemez. Muvazaalı olduğu yetkili mahkeme kararıyla kesinleşen özel durumlarda, baştan itibaren asıl işverenin işçisi sayılan mağdur kişilerin toplu iş sözleşmesi haklarından yararlanması için, bizatihi kusurlu işlem yaratan asıl işverene üyelik bildiriminin yapılması şartının şekilci ve katı bir şekilde uygulanması, Anayasa ile korunan hak arama özgürlüğü ve sendika hakkı ile hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Doktrin tanımlarında da sıkça ifade edildiği üzere, bu tür istisnai durumlarda her zaman işçi lehine yorum ilkesi gözetilerek anayasal sosyal hakların etkin bir biçimde korunması adaletin temel esasıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların iddialarını incelerken öncelikle ilk derece mahkemelerinin tespit ettiği muvazaa olgusuna odaklanmıştır. Başvurucuların başlangıçtan itibaren hukuken asıl işverenin işçisi oldukları, sadece kâğıt üzerinde alt işveren işçisi olarak gösterilmelerinin kanuna aykırı ve muvazaalı bir işlem olduğu yargısal kararla net olarak ortaya konulmuştur. Buna rağmen, asıl işverenin taraf olduğu ve işçilere önemli kazanımlar sağlayan toplu iş sözleşmesinin hukuki, mali ve sosyal haklarından başvurucuların hiçbir surette faydalandırılmaması anayasal denetime tabi tutulmuştur.
Yüksek Mahkeme, daha önce benzer koşullar altında verdiği ve emsal niteliği taşıyan Murat Tokar Genel Kurul kararındaki temel ilkelere atıf yaparak, muvazaalı olduğu yargısal mercilerce kesinleşmiş bir iş sözleşmesi ilişkisinde işçinin toplu iş sözleşmesinden yararlanamamasının birey üzerinde son derece ağır, haksız ve ölçüsüz bir külfete yol açtığını detaylıca belirtmiştir. Muvazaaya dayalı kusurlu bir hukuki işlem tesis ederek hak ihlali yaratan asıl işverene, kanunda yazılı olan sendika üyeliğinin bildirilmesi koşulunun sıkı sıkıya aranması, mevcut şartlar altında makul ve öngörülebilir bulunmamıştır. İşverenin kendi hukuka aykırı ve kusurlu eyleminin doğrudan bir sonucu olan alt işverenlik kurgusu, esasında işçinin yasal bildirim yükümlülüklerini olağan ve zamanında yerine getirmesini imkansız kılan asıl sebeptir. Bu nedenle, işçinin elinde olmayan ve tamamen işverenin kurgusundan doğan şekli bir bildirim eksikliğinin, işçinin anayasal sendikal haklarının özünü zedeleyecek şekilde aleyhine yorumlanması açıkça hukuka aykırıdır.
Anayasa Mahkemesi, somut eldeki başvuruda da söz konusu Murat Tokar kararında belirlenen adil ilkelerden ayrılmayı gerektirecek herhangi bir istisnai farklılık veya yön görmemiştir. Başvurucuların açıkça muvazaalı işlem mağduru oldukları mahkemece sabitken, sırf sendika bildirim koşulunun harfiyen gerçekleşmediği gerekçesine sığınılarak meşru haklarının reddedilmesi anayasal güvenceleri tamamen işlevsiz kılmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, Anayasa’nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.