Karar Bülteni
AYM Veysel Kızıl ve Diğerleri BN. 2022/54205
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/54205 |
| Karar Tarihi | 16.09.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Muvazaalı işlemde asıl işverene bildirim şartı aranamaz.
- Muvazaa tespiti işçiyi başlangıçtan itibaren asıl işçisi yapar.
- Sendikal hakların kullanımında aşırı şekilcilikten kaçınılmalıdır.
- Kusurlu işverene bildirim yükümlülüğü yüklemek öngörülebilir değildir.
Bu karar, iş hukuku ve sendikal haklar bağlamında son derece kritik bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, asıl işveren ile alt işveren arasında işçilerin haklarını kısıtlamaya yönelik muvazaalı (danışıklı) bir ilişki kurulması durumunda, işçilerin şeklî bildirim yükümlülüklerinden sorumlu tutulamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. İşçilerin, gerçek işverenin gizlendiği bir tabloda asıl işverene sendika üyeliğini bildirmemesinin toplu iş sözleşmesi haklarından mahrumiyet için bir gerekçe yapılamayacağı vurgulanmıştır. Kendi kusurlu ve hukuka aykırı eylemiyle muvazaalı bir sistem kuran işverenin, işçinin bildirim eksikliğinden faydalanarak hukuki bir menfaat elde etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Uygulamadaki emsal etkisine bakıldığında bu karar, alt işverenlik adı altında yürütülen ancak yargı kararıyla muvazaalı olduğu kesinleşen tüm iş ilişkilerinde sendikal hakların geriye dönük olarak kullanılabilmesinin yolunu açmaktadır. Derece mahkemeleri, muvazaanın tespit edildiği dosyalarda artık sendika üyeliğinin asıl işverene bildirilmediği gibi katı şekilci gerekçelerle işçilerin toplu iş sözleşmesinden doğan alacak taleplerini reddedemeyecektir. Daha önce verilen Murat Tokar Genel Kurul kararının izinden giden bu güncel içtihat, taşeron işçilerin asıl işveren bünyesindeki sendikal haklara ve mali imkânlara kavuşmasındaki en büyük engellerden birini ortadan kaldırmış, işçi sendikalarının örgütlenme özgürlüğünü güçlü bir anayasal koruma zırhı altına almıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, çalıştıkları işyerinde asıl işveren ile alt işveren arasında muvazaalı bir ilişki kurulduğunu ve aslında başından beri asıl işverenin işçisi olduklarını belirterek dava açmışlardır. Yargılama sonucunda mahkemeler bu muvazaayı tespit etmiş ve başvurucuların asıl işverenin işçisi olduğunu kabul etmiştir. Bunun üzerine başvurucular, asıl işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesi haklarından yararlanmak ve geçmişe dönük sendikal alacaklarını tahsil etmek amacıyla yeni bir hukuki süreç başlatmışlardır. Ancak yerel mahkemeler, muvazaa tespit edilmesine rağmen, işçilerin sendika üyeliklerini asıl işverene bildirmedikleri gerekçesiyle toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan alacak taleplerini reddetmiştir. Başvurucular, bu kararın haksız olduğunu, sendikal haklarının engellendiğini ve ayrıca yargılamanın çok uzun sürdüğünü belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan hukuki kuralların başında alt işverenlik ve muvazaa kurumunu düzenleyen 4857 sayılı İş Kanunu m.2 gelmektedir. Anılan kanun maddesine göre; asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz. Eğer asıl işveren ile alt işveren arasındaki ilişkinin muvazaalı işleme dayandığı tespit edilirse, alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. Bu kural, işçilerin hak kayıplarını önlemek ve işverenlerin yasal yükümlülüklerden kaçınmasını engellemek amacıyla getirilmiştir.
Diğer yandan, sendikal haklardan yararlanma koşulları 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.39 kapsamında düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, toplu iş sözleşmesinden kural olarak taraf işçi sendikasının üyeleri yararlanır. İlgili kanun, sözleşmenin imzalanmasından sonra sendikaya üye olanların sözleşmeden yararlanabilmesini, bu üyeliğin taraf işçi sendikasınca işverene bildirilmesi şartına bağlamıştır. Toplu iş sözleşmesinin tarafı olan işçi sendikasına üye olmayanlar ise dayanışma aidatı ödeyerek bu haklardan faydalanabilmektedir.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına ve bilhassa bu konudaki ilkesel duruşu belirleyen önceki Genel Kurul kararlarına göre, muvazaalı bir biçimde alt işverenin işçisi gösterilmesine karşın başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılacağı kanuni kuralı ortadayken, muvazaalı işlemin tarafı olan ve bu durumu baştan itibaren gizleyen işverene ayrıca bir sendika üyeliği bildirilmesi koşulunun aranması hukuka uygun bulunmamaktadır. İşverenlerin kendi kusurlu ve muvazaalı işlemlerinden yararlanarak işçilerin anayasal bir hak olan sendika hakkını kısıtlaması hukuk sisteminde korunamaz.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların durumunu anayasal güvence altına alınan sendika hakkı çerçevesinde detaylı bir şekilde incelemiştir. Yüksek Mahkeme, öncelikle başvurucuların açtıkları ilk davalarda asıl işveren ile alt işveren arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğunun kesin olarak yargı kararıyla tespit edildiğine dikkat çekmiştir. Bu hukuki tespit, işçilerin yasal olarak başından beri asıl işverenin işçisi statüsünde olduklarını tartışmasız bir şekilde ortaya koymaktadır.
Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin toplu iş sözleşmesi alacaklarının reddine gerekçe olarak gösterdiği sendika üyeliğinin asıl işverene bildirilmemesi şartını, olayın özgün ve fiilî koşulları içinde değerlendirmiştir. Mahkemeye göre, işçilerin gerçek işverenlerini bilmedikleri veya bilebilecek durumda olsalar dahi hukuken alt işverenin işçisi olarak gösterildikleri bir sistemde, asıl işverene resmî bir sendika üyeliği bildirimi yapmalarını beklemek aşırı şekilci ve adaletsiz bir yaklaşımdır. Başvurucuların muvazaalı bir işlemle haklarının kısıtlanması zaten tek başına büyük bir mağduriyet yaratmışken, bir de bu muvazaaya kasten veya kusuruyla neden olan asıl işverene bildirim yapılmadığı gerekçesiyle sendikal haklardan mahrum bırakılmaları, işçiler açısından katlanılması zor ve orantısız bir külfete dönüşmüştür.
Bunun yanı sıra Mahkeme, işverenin kendi muvazaalı ve hukuka aykırı eylemine dayanarak işçinin sendikal haklarını kullanmasını engellemesinin kabul edilemez olduğunu vurgulamıştır. Kanun hükümlerinin öngörülebilir ve makul bir şekilde yorumlanması gerektiği belirtilerek, muvazaalı işleme imza atan işverenin bildirim yapılmadığı yönündeki savunmasına hukuki değer atfedilmesinin, Anayasa ile korunan sendika hakkını pratik olarak işlevsiz kılacağı tespiti yapılmıştır. Ayrıca başvurucuların yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiaları, güncel kanun değişiklikleri kapsamında yeni kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmemesi sebebiyle kabul edilemez bulunmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, başvurucuların sendika hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.