Karar Bülteni
AYM Ahmet Becerikli BN. 2022/107684
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2022/107684 |
| Karar Tarihi | 17.02.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Beraat kararı gözaltı tedbirini haksız kılar.
- Kollukta tutulma kişi hürriyetine müdahaledir.
- Gözaltı kaydı varsa tazminat hakkı doğar.
- Haksız yakalamada devlet tazminat ödemekle yükümlüdür.
Bu karar, hakkında yürütülen ceza soruşturması veya kovuşturması sonucunda beraat eden kişilerin, soruşturma aşamasında maruz kaldıkları gözaltı gibi koruma tedbirleri nedeniyle tazminat talep etme haklarını güçlü bir şekilde teyit etmektedir. Anayasa Mahkemesi, resmi tutanaklarda gözaltı olarak geçen ancak idare veya derece mahkemelerince kişinin rızasıyla ifade verdi ve ayrıldı şeklinde yorumlanarak reddedilen tazminat taleplerinde, fiili durumun hareket serbestisini kısıtlayıp kısıtlamadığına odaklanmıştır. Bir kişinin kolluk kuvvetleri gözetiminde, resmi tutanaklarla gözaltına alınmış olması, süresi ne kadar kısa olursa olsun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına bir müdahaledir. Beraat ile sonuçlanan bir yargılama sonrasında bu müdahale haksız hale gelir ve tazminat yükümlülüğü doğurur.
Bu karar, özellikle haksız koruma tedbirleri nedeniyle açılan tazminat davalarında derece mahkemelerine ve istinaf mercilerine net bir mesaj vermektedir. Mahkemelerin, resmi evraklarda açıkça yer alan koruma tedbiri uygulamalarını şekli yorumlarla yok sayarak tazminat taleplerini reddetmesi anayasal hakların ihlali anlamına gelmektedir. Benzer davalarda, kişilerin polis merkezinde tutulma süresinin kısalığına bakılmaksızın, resmi olarak hürriyetten yoksun bırakılma olgusu tazminat için yeterli kabul edilecektir. Bu içtihat, haksız yakalama işlemlerine karşı tazminat hakkını güvence altına alarak uygulamadaki keyfi yorumların önüne geçilmesinde önemli bir emsal oluşturacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Ahmet Becerikli hakkında, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme suçlamasıyla başlatılan bir soruşturma kapsamında polis merkezinde ifade işlemi gerçekleştirilmiştir. Resmi tutanaklara göre 2 Kasım 2020 tarihinde saat 13.00'te yakalanarak gözaltına alınan başvurucu, sağlık kontrolü ve ifade işleminin ardından saat 13.25'te serbest bırakılmıştır. Devam eden ceza yargılaması sonucunda Asliye Ceza Mahkemesi başvurucunun beraatine karar vermiş ve bu karar kesinleşmiştir. Beraat kararı sonrası başvurucu, maruz kaldığı haksız gözaltı işlemi nedeniyle manevi tazminat talebiyle dava açmıştır. Yerel mahkeme tazminat talebini kısmen kabul etse de, istinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucunun kendi rızasıyla ifade vermeye geldiği ve gerçek anlamda bir gözaltı işlemi yapılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Başvurucu, bu ret kararı üzerine kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile bu hakka yönelik müdahalelerin tazminini öngören kuralları temel almıştır. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası, bu maddede belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararların tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödeneceğini amirdir.
Somut olayda uygulanan temel kanuni düzenleme olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 uyarınca, haklarında yakalama veya tutuklama kararı verilen kişilerin beraat etmeleri halinde uğradıkları maddi ve manevi zararların tazminini talep etme hakları bulunmaktadır. Yerleşik içtihatlara göre, bu kanun maddesi kapsamında açılan davalarda, yargılama sonucunda beraat kararı verilmesi, daha önce uygulanan yakalama ve gözaltı gibi koruma tedbirlerini hukuka aykırı veya haksız hale getiren yasal bir karine oluşturmaktadır.
Kişi hürriyetine müdahalenin varlığının kabulü için, kişinin hareket serbestisinin maddi olarak sınırlandırılması ve rızası olmaksızın en azından rahatsızlık verecek bir süre boyunca belirli bir yerde fiziki olarak tutulması gerekmektedir. Bir kişinin kolluk güçlerinin gözetiminde, hakkında yakalama ve gözaltı tutanağı düzenlenerek, sağlık kontrolüne sevk edilmesi ve ifade işleminin ardından serbest bırakılması tutanağa bağlanmışsa, bu durum açıkça hareket serbestisinin kısıtlanması anlamına gelir. Bu süreçte geçirilen sürenin kısa olması, işlemin hürriyetten yoksun bırakma niteliğini ortadan kaldırmaz.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun durumuyla ilgili yaptığı incelemede, derece mahkemeleri arasındaki temel uyuşmazlığın fiili ve hukuki anlamda bir gözaltı işleminin varlığı noktasında düğümlendiğini tespit etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucunun kendi rızasıyla ifade verdiğini, adliyeye sevk edilmediğini ve hakkında Cumhuriyet savcısı tarafından verilmiş resmi bir gözaltı kararı olmadığını belirterek tazminat davasını esastan reddetmiştir.
Ancak Anayasa Mahkemesi, dosyadaki belgeleri değerlendirdiğinde, olay tarihinde kolluk tarafından Yakalama ve Gözaltına Alma Tutanağı ile Sevk/Serbest Bırakma Tutanağı gibi resmi evrakların düzenlendiğini, başvurucunun imzasının alındığını, durumun yakınlarına haber verildiğini ve başvurucunun gözaltı giriş-çıkış sağlık muayenesi için devlet hastanesine sevk edildiğini belirlemiştir. Bütün bu resmi adımların eksiksiz olarak atılmış olması, kişinin kendi rızasıyla ifade verip ayrıldığı yönündeki şekli ve yüzeysel yorumu çürütmektedir. Zira bu resmi işlemlerin yürütülmesi sırasında başvurucunun özgürce polis merkezinden veya hastaneden ayrılabilme imkanı fiilen elinden alınmış ve hareket serbestisi kısıtlanmıştır.
Anayasa Mahkemesi, bu kısıtlamanın süresi nispeten çok kısa olsa bile, doğurduğu etkiler ve uygulanma şekli itibarıyla Anayasa'nın 19. maddesi anlamında bir hürriyetten yoksun bırakma eylemi teşkil ettiğini kaydetmiştir. Başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılaması beraat ile sonuçlanıp kesinleştiğine göre, uygulanan bu koruma tedbiri yasal olarak haksız hale gelmiştir. İlgili kanun maddesi uyarınca tazminat hakkı doğmuşken, istinaf merciinin fiili durumu göz ardı edip tazminat talebini reddetmesi anayasal güvencelere açıkça aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.