Karar Bülteni
AYM İlhan Barut BN. 2022/66465
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/66465 |
| Karar Tarihi | 07.01.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Müstakil istinaf talebi katılma yoluyla istinaf sayılamaz.
- Usul kurallarının keyfî yorumu mahkemeye erişimi engeller.
- Kanun yolu başvuru hakkı adil yargılanmanın güvencesidir.
Bu karar, hukuken kanun yollarına başvuru hakkının usul kurallarının açıkça hatalı veya keyfî yorumlanması suretiyle engellenemeyeceğini ortaya koymaktadır. Tarafların yasal süresi içinde, gerekli harcı yatırarak sundukları müstakil bir istinaf dilekçesinin, kanun yolu mercii tarafından hukuki ve fiilî dayanaktan yoksun bir şekilde "katılma yoluyla istinaf" olarak nitelendirilmesi, hak arama hürriyetine doğrudan bir müdahale teşkil etmektedir. İstinaf mahkemesinin, karşı tarafın başvurusunun miktar itibarıyla usulden reddedilmesi üzerine, asıl istinaf talebini de bu hatalı vasıflandırma sebebiyle reddetmesi, usul kurallarının hakkın özünü zedeleyecek biçimde uygulandığının ve kanunilik ilkesinin aşıldığının açık bir göstergesidir.
Benzer davalardaki emsal etkisi bakımından bu karar, bölge adliye mahkemelerinin usul hükümlerini uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde aşırı şekilcilikten ve kanunun açık lafzına aykırı yorumlardan kaçınmaları gerektiğini net bir şekilde vurgulamaktadır. Uygulamadaki önemi, hak sahiplerinin usulüne uygun olarak başlattıkları kanun yolu süreçlerinin, karşı tarafın işlemlerine veya mahkemenin açıkça hatalı nitelendirmesine bağlı olarak ortadan kaldırılamayacağının güvence altına alınmasıdır. Böylece, yargılamanın hakkaniyeti ve mahkemeye erişim hakkının uygulamada teorik bir haktan ibaret kalmayıp somut ve etkili bir şekilde korunması gerektiği bir kez daha içtihat hâline getirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
İşçi statüsündeki başvurucu, işvereni aleyhine kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmesi talebiyle fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak belirsiz alacak davası açmıştır. Yargılama sürecinde alınan bilirkişi raporu ile alacak miktarı tespit edilince başvurucu, alacak miktarını bir talep artırım dilekçesiyle yükseltmiştir. Ancak ilk derece mahkemesi, bu davayı kısmi dava olarak nitelendirerek artırılan kısmın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın yalnızca küçük bir kısmını kabul etmiş, kalan talepleri reddetmiştir.
Bu karara karşı hem başvurucu hem de davalı işveren istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucu, kararın tebliğinden itibaren yasal süresi içinde harcını yatırarak davanın belirsiz alacak davası olduğunu ve reddedilen kısımların kabul edilmesi gerektiğini belirten bir istinaf dilekçesi sunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi ise işverenin istinaf talebini miktar itibarıyla kesinlik sınırının altında kaldığı için usulden reddetmiş; başvurucunun müstakil istinaf talebini de hiçbir hukuki gerekçe olmadan "katılma yoluyla istinaf" olarak değerlendirmiştir. Sonuç olarak asıl istinaf talebi reddedildiği için başvurucunun kanun yolu talebi de esasa girilmeden reddedilmiştir. Uyuşmazlık, başvurucunun usulüne uygun müstakil başvurusunun hatalı nitelendirme sebebiyle incelenmemesi ve bu suretle mahkemeye erişim hakkının ihlal edilip edilmediği noktasında toplanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, hak arama özgürlüğünün temel bir unsurudur. Bu kapsamda mahkemeye erişim hakkı, sadece ilk derece mahkemesinde dava açma hakkını değil, iç hukukta itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yolları öngörülmüşse bu yollara başvurabilme imkânını da güvence altına almaktadır. Mahkemeye erişim hakkına yapılacak müdahalelerin Anayasa'nın 13. maddesi gereğince mutlaka kanuna dayanması, haklı bir amaca hizmet etmesi ve ölçülü olması zorunludur.
Hak ve özgürlüklerin ve bunlara yapılacak müdahalelerin kanunla düzenlenmesi, keyfî müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir. Müdahalenin kanuna dayalı olması, şeklî manada bir kanunun varlığını gerektirdiği gibi, uygulamanın da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirlilik taşımasını zorunlu kılar. Kanunilik unsuru yönünden değerlendirme yapılırken, yargı mercilerince müdahaleye imkân tanıyan kanun hükümlerinin yorumlanmasında ve olaya uygulanmasında bariz takdir hatası ya da açık bir keyfîlik bulunmaması gerekir.
İstinaf kanun yoluna başvuru usulü, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 341 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Özel olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 348 hükmü, katılma yoluyla istinaf başvurusunu ele almaktadır. Bu kurala göre, istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvuru hakkı bulunmasa veya süreyi geçirmiş olsa dahi cevap dilekçesiyle istinaf yoluna başvurabilir. Ancak istinaf yoluna başvuran taraf bu talebinden feragat eder veya talebi bölge adliye mahkemesi tarafından esasa girilmeden reddedilirse, katılma yoluyla başvuranın talebi de reddedilir. Yargı mercilerinin bu usul hükümlerini açıkça hatalı ve keyfî yorumlamaları müdahalenin kanunilik temelini ortadan kaldırmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, ilk derece mahkemesinin verdiği ret kararının ardından başvurucunun, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yasal iki haftalık süre içinde istinaf harcını yatırarak istinaf dilekçesini sunduğu tespit edilmiştir. Başvurucunun istinaf dilekçesi incelendiğinde, evrakın içeriğinde "istinaf eden ve istinafa cevap veren davacı" ibaresinin yer aldığı, açıkça yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın talep artırım dilekçesi doğrultusunda tümden kabulünün talep edildiği görülmüştür. Bu olgular, başvurucunun diğer tarafın başvurusuna bağlı olmaksızın, yasal gereklilikleri yerine getirerek doğrudan ve müstakil bir istinaf başvurusu yaptığını tartışmaya yer bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır.
Buna rağmen davanın istinaf incelemesini gerçekleştiren Bölge Adliye Mahkemesi, öncelikle davalı işverenin istinaf talebini miktar itibarıyla kesinlik sınırının altında kaldığı gerekçesiyle usulden reddetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, bunun ardından başvurucunun süresinde ve usulüne tamamen uygun şekilde yaptığı başvuruyu ise hiçbir somut dayanağı olmadan 6100 sayılı Kanun m. 348 kapsamında "katılma yoluyla istinaf" olarak nitelendirmiştir. Bu son derece hatalı nitelendirme neticesinde, davalının asıl istinaf talebi reddedildiği için başvurucunun müstakil başvurusu da esasa girilmeksizin, adeta asıl talebin akıbetine bağlanarak reddedilmiştir.
İstinaf mahkemesinin, başvurucunun usulüne uygun şekilde gerçekleştirdiği müstakil kanun yolu başvurusunu katılma yoluyla istinaf olarak nitelendirmesi, kanun hükmünün açık ve bariz bir biçimde hatalı uygulandığını göstermektedir. Bu açık hata ve keyfî değerlendirme, başvurucunun üst mahkemeye erişimini bütünüyle engellemiş, davanın esastan incelenmesi imkânını elinden almış ve kanun yolunu onun açısından tamamen işlevsiz hâle getirmiştir. Yargı merciinin kanunun açık lafzı ve dosya kapsamıyla örtüşmeyen bu tutumu, mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanunilik temelinden yoksun olduğunu kanıtlamaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.