Karar Bülteni
AYM Adem Köçer ve Diğerleri BN. 2022/104736
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/104736 |
| Karar Tarihi | 24.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mülkiyete müdahalede en hafif araç seçilmelidir.
- Müsadere işleminde kişiye aşırı külfet yüklenemez.
- Silah mülkiyeti telafi imkânı olmaksızın alınamaz.
- Mülkiyet hakkına müdahale ölçülü ve orantılı olmalıdır.
Bu karar, terörle mücadele mevzuatı kapsamında ruhsatları iptal edilen silahların, hiçbir bedel ödenmeksizin ve devir imkânı tanınmaksızın doğrudan kamuya geçirilmesinin (müsadere edilmesinin) anayasal mülkiyet hakkı güvenceleriyle bağdaşmadığını ortaya koyması açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kamu güvenliği ve millî güvenlik gibi meşru ve üstün kamu yararı taşıyan amaçlarla hareket edilse dahi, bireylerin bedelini ödeyerek edindikleri mülklerinin ellerinden alınmasında hakkaniyete uygun bir dengenin her zaman gözetilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. İdarenin, ilgili kişilerin silah kullanımını engelleme ve kamu düzenini tesis etme yetkisi bulunmakla birlikte, mülkiyetin tamamen kamuya geçirilmesi yerine, üçüncü kişilere devir hakkı veya adil bir bedel ödenmesi gibi daha hafif ve alternatif müdahale araçlarını göz ardı etmesi anayasal düzlemde hukuka aykırı bulunmuştur.
Uygulamadaki emsal etkisi ve pratik sonuçları bakımından bu karar, idari makamların ve mahkemelerin silah ruhsatı iptali sonrasındaki el koyma ve zoralım işlemlerinde çok daha hassas davranmalarını zorunlu kılmaktadır. Salt kanuni bir düzenlemenin varlığı, kişilerin mülkiyet haklarının tüm telafi mekanizmaları kapatılarak ve ölçüsüz bir külfet yüklenerek ihlal edilmesine hiçbir surette meşruiyet kazandırmamaktadır. Bu güncel içtihat, idare mahkemelerinde devam eden veya idareye doğrudan yapılacak benzer iade, devir ve tazminat talepleri için çok güçlü bir hukuki dayanak oluşturacaktır. İdareleri mülkiyet hakkına müdahale ederken ölçülülük ilkesi kapsamında "gereklilik" unsurunu daha titiz şekilde değerlendirmeye sevk edecek olan bu karar, mülkiyet hakkının özünün korunmasına hizmet etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, tamamen yasal yollarla ve bedelini peşin olarak ödeyerek satın aldıkları, adlarına ruhsatlı olan çeşitli ateşli silahların ruhsatlarının idari bir kararla iptal edilmesi durumuyla karşı karşıya kalmıştır. Söz konusu ruhsat iptali işlemlerinin hemen ardından, idare tarafından mülkiyet hakkına doğrudan müdahale edilerek söz konusu silahların mülkiyeti tamamen kamuya geçirilmiştir. Bunun üzerine başvurucular, silahların yasal olarak kendilerine iade edilmesini, bu mümkün değilse güncel bedelinin kendilerine ödenmesini veya yasal olarak silah taşıma ve bulundurma ruhsatı almaya haiz olan yakınlarına silahları devretmelerine idarece izin verilmesini talep ederek ilgili kurumlara resmi başvuruda bulunmuştur. Ancak idare, ilgili mevzuat hükümlerini gerekçe göstererek bu haklı talepleri bütünüyle reddetmiştir.
Haklı taleplerinin idarece reddedilmesi üzerine başvurucular, haksız işlemin iptali ve uğradıkları zararların tazmini amacıyla idare mahkemeleri nezdinde hukuki süreç başlatarak dava açmıştır. İlk derece mahkemeleri, mülkiyetin kamuya geçirilmesi yönündeki idari işlemin şeklen kanuna uygun olduğunu belirterek davaları reddetmiş, istinaf incelemesini yapan bölge idare mahkemeleri de bu ret kararlarını yerinde bularak yargısal süreci kesinleştirmiştir. Sonuç alamayan başvurucular, bedeli ödenmeksizin ve hiçbir devir imkânı tanınmaksızın silahlarının ellerinden alınmasının mülkiyet haklarını açıkça ihlal ettiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı esastan karara bağlarken öncelikle hukuki değerlendirmenin merkezine Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı hükümlerini yerleştirmiştir. Bu temel anayasal güvence uyarınca, herkes mülkiyet hakkına sahiptir ve bu hak ancak kamu yararı amacıyla, kanunla ve anayasal ölçülülük ilkesine titizlikle riayet edilerek sınırlandırılabilir.
Somut uyuşmazlıkta idarenin müdahalesinin şeklî dayanağını oluşturan kural, 7145 sayılı Kanun ile değişikliğe uğrayan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ek m. 4 hükmüdür. Söz konusu düzenleme, terör örgütleriyle bağlantısı nedeniyle kamu görevinden çıkarılan veya benzer kısıtlayıcı tedbirlere tabi tutulan kişilerin silah ruhsatlarının derhâl iptal edilmesini ve ardından silahlarının mülkiyetinin kamuya geçirilmesini emretmektedir. Yüksek Mahkeme, bu idari müdahalenin şeklen bir kanuni dayanağı olduğunu ve özünde millî güvenliğin korunması ile kamu düzeninin sağlanması şeklindeki üstün ve meşru bir amaca hizmet ettiğini baştan kabul etmiştir.
Bununla birlikte yerleşik anayasa yargısı ilkelerine göre, temel hak ve özgürlüklere yönelik idari veya yargısal müdahalelerin anayasaya uygun sayılabilmesi için sadece kanuni bir dayanağının bulunması yeterli değildir; aynı zamanda "ölçülülük" ilkesinin zorunlu alt unsurları olan elverişlilik, gereklilik ve orantılılık testlerini de firesiz bir şekilde geçmesi zorunludur. Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, mülkiyet hakkına yapılan bir kısıtlama veya müdahale kamu yararı taşısa dahi, bu hedeflenen amaca ulaşmak için bireyin hakkına en az zarar verecek, başvurulabilecek en hafif önlem daima tercih edilmelidir. Kişilere mülkiyetindeki silahı şartları taşıyan üçüncü kişilere devretme imkânı verilmemesi, eşyanın güncel rayiç bedelinin ödenmemesi veya kişiye herhangi bir alternatif telafi mekanizmasının sunulmaması, müdahalenin anayasal gereklilik unsurunu açıkça ihlal etmektedir. Devletin kamu güvenliğini sağlama şeklindeki asli yükümlülüğü, bireylere mülkiyet hakkı bağlamında orantısız, aşırı ve katlanılamaz bir külfet yüklenmesini haklı kılan bir mazeret olarak kullanılamaz.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, önüne gelen somut uyuşmazlıkta başvurucuların bedelini tamamen kendi imkanlarıyla ödeyerek yasal yollarla edindikleri ve hukuken korunması gereken bir mülk teşkil eden silahlarının ruhsatlarının iptal edilmesi sürecini detaylıca incelemiştir. Ruhsat iptalinin hemen sonrasında, doğrudan mülkiyetin kamuya geçirilmesi işlemini mülkiyet hakkına yönelik oldukça ağır ve ciddi bir müdahale olarak nitelendirmiştir. İlgili kanun hükmü gereğince idare tarafından tesis edilen bu müdahale işleminin, millî güvenliğin muhafaza edilmesi ve kamu düzeninin etkin bir şekilde sağlanması hedefine yönelik elverişli bir araç olduğu tespit edilmiştir. İdarenin, terör örgütleriyle iltisaklı olduğu iddia edilen kişilerin silah sahibi olmaya devam etmesini ve tehlike arz etmesini engellemek amacıyla önleyici tedbirler alması kural olarak makul ve haklı görülmüştür.
Ancak Mahkeme, bu meşru idari amaca ulaşmak için seçilen yaptırım yönteminin gereklilik ve orantılılık unsurlarını taşıyıp taşımadığını anayasal güvenceler ışığında titizlikle irdelemiştir. Yapılan derinlemesine değerlendirmede, başvuruculara ait silahların, silah taşıma veya bulundurma engeli olmayan üçüncü kişilere devredilmesine mutlak surette müsaade edilmemesi büyük bir anayasal ihlal sebebi olarak öne çıkmıştır. Ek olarak, mülkiyeti rızası dışında elden alınan bu silahlar için maliklere herhangi bir bedel veya adil bir tazminat ödenmemesi ve başkaca bir telafi edici giderim yolunun mevzuatta açık tutulmaması temel sorun olarak görülmüştür. Doğrudan ve koşulsuz olarak mülkiyetin devlete geçirilmesi, kamu düzenini sağlama amacı karşısında hukuken başvurulabilecek "en hafif müdahale aracı" niteliğini taşımamaktadır.
Silahların mülkiyetinin tamamen bedelsiz olarak ve devir hakkı gibi yasal opsiyonlar tanınmaksızın kamuya aktarılması, kişilere şahsi olarak aşırı, olağan dışı ve mülkiyet hakkının özüne dokunan, katlanılamaz bir külfet yüklemiştir. Kamu makamları, kamu güvenliği endişelerini gidermek için silahın doğrudan zoralımına (müsaderesine) gitmek yerine, silahın rayiç bedelinin kişiye ödenmesi veya gerekli kanuni şartları taşıyan başka bir şahsa usulüne uygun devrinin sağlanması gibi mülkiyet hakkını daha az zedeleyen adil ve alternatif yöntemleri tercih etmelidir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili mahkemelere gönderilmesi yönünde başvuruyu kabul etmiştir.