Karar Bülteni
AİHM K.V. MEDITERRANEAN TOURS LIMITED BN. 41120/17
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 2. Bölüm |
| Başvuru No | 41120/17 |
| Karar Tarihi | 10.06.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Mülkiyet iddiaları makul bir sürede karara bağlanmalıdır.
- İdarenin hareketsizliği mülkiyet hakkının ihlaline yol açabilir.
- Üçüncü kişilerin davaya katılımı adil yargılanmayı bozmaz.
- Gecikmeler için etkili bir iç hukuk yolu kurulmalıdır.
Bu karar, Kuzey Kıbrıs'ta bulunan terk edilmiş mülkler için kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu mekanizmasının işleyişine dair Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilmiş oldukça kritik bir uyarı niteliği taşımaktadır. Mahkeme, komisyonun ilke olarak hala erişilebilir ve etkili bir iç hukuk yolu olduğunu teyit etse de, uygulamadaki ağır aksaklıkların ve idarenin pasif tutumunun mülkiyet hakkını zedeleyebileceğini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle, mülkiyet uyuşmazlıklarında taraf idarelerin ve yetkili makamların yıllarca hareketsiz kalması, mülk sahiplerinin hak arama özgürlüğünü fiilen işlevsiz hale getirmektedir.
Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu karar, Taşınmaz Mal Komisyonu önünde bekleyen binlerce dosyayı doğrudan ilgilendirmektedir. Karar, komisyonun sadece yasal bir çerçeve sunmasının yeterli olmadığını, aynı zamanda davaları tutarlı, özenli ve uygun bir hızda karara bağlaması gerektiğini vurgulamaktadır. Mahkemenin yapısal sorunlara ilişkin genel tedbirler alınmasına işaret etmesi, Türkiye'nin bu yargılamalarındaki gecikmeleri giderecek yapısal reformlar yapmasını ve bu gecikmeler nedeniyle ortaya çıkan mağduriyetleri telafi edecek yeni ve etkili bir iç hukuk yolu oluşturmasını zorunlu kılmaktadır. Aksi takdirde, ilgili mekanizmanın uluslararası hukuktaki meşruiyeti ve etkililiği ciddi bir tartışma konusu olmaya devam edecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Kıbrıslı Rum bir şirket olan K. V. Mediterranean Tours Limited, Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı dava açmıştır. Uyuşmazlığın temelinde, başvuran şirketin 1974 yılındaki askeri müdahalenin ardından Kuzey Kıbrıs'ın Gazimağusa kentinde yer alan Kapalı Maraş bölgesindeki mülkünü terk etmek zorunda kalması yatmaktadır. Şirket, mülkünün iadesi ve uğradığı kullanım kaybının tazmini talebiyle 2010 yılında Taşınmaz Mal Komisyonuna başvurmuştur. Ancak yargılama süreci, Abdullah Paşa Vakfını temsilen Evkaf İdaresinin mülk üzerinde hak iddia ederek davaya üçüncü taraf olarak dâhil edilmesi ve resmi makamların savunma sunmakta yıllarca gecikmesi nedeniyle on beş yıl boyunca sonuçlandırılamamıştır. Başvuran şirket, sürecin bu denli uzaması ve komisyonun pasif kalması sebebiyle adil yargılanma, etkili başvuru ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek ihlal tespiti ile birlikte maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, mülkiyet hakkının korunması ve adil yargılanma güvenceleri çerçevesinde uyuşmazlığı değerlendirirken, öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 1 No.lu Protokol m.1 hükmüne dayanmıştır. Bu madde, her gerçek ve tüzel kişinin mülkiyetinden barışçıl biçimde yararlanma hakkını güvence altına almaktadır. Mahkeme, idari veya yargısal süreçlerde kamu makamlarının zamanında, uygun ve tutarlı bir şekilde hareket etmesi gerektiği kuralını vurgulamıştır. Bir devletin eylemi veya eylemsizliği nedeniyle bireylerin orantısız ve aşırı bir yük altına sokulması, mülkiyet hakkının ihlali olarak kabul edilmektedir.
Bunun yanı sıra, Mahkeme Sözleşme m.6 kapsamında yer alan adil yargılanma hakkı ile silahların eşitliği ve çekişmeli yargı ilkelerini de incelemiştir. Adaletin düzgün bir şekilde yönetilmesi, yalnızca davacının değil, uyuşmazlıktan doğrudan etkilenebilecek üçüncü kişilerin de menfaatlerinin korunmasını gerektirir. Bu bağlamda, 67/2005 sayılı Yasa uyarınca kurulan Taşınmaz Mal Komisyonunun, mülkiyet veya kullanım hakkı iddia eden üçüncü kişileri davaya dâhil etmesi, adil yargılanma hakkına bir müdahale değil, aksine maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için bir gereklilik olarak değerlendirilmiştir.
Son olarak, kararda Sözleşme m.46 çerçevesinde kararların bağlayıcılığı ve infazı ilkesine yer verilmiştir. Mahkeme, tespit edilen ihlalin münferit bir hatadan ziyade, sistematik bir gecikme sorunundan kaynaklandığını belirterek, taraf devletin benzer ihlalleri önlemek amacıyla iç hukukta genel ve yapısal tedbirler alması gerektiği kuralını işletmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Mahkeme, somut olayda öncelikle adil yargılanma hakkına ilişkin şikâyetleri incelemiştir. Başvuran şirket, Evkaf İdaresinin davaya üçüncü taraf olarak katılmasının mülkünün iadesini imkânsız hale getirdiğini savunmuş olsa da, Mahkeme bu iddiayı reddetmiştir. Komisyonun, mülk üzerinde iddia sahibi olan bir dini vakfı davaya davet etmesinin maddi gerçeğin aydınlatılması ve adaletin düzgün tesisi için yasal bir gereklilik olduğu vurgulanmıştır. Başvuran şirketin, vakfın iddialarına karşı çıkma imkânına sahip olduğu ve bu durumun silahların eşitliği ilkesini zedelemediği tespitiyle, adil yargılanma hakkına yönelik şikâyetler açıkça dayanaktan yoksun bulunarak reddedilmiştir.
Mülkiyet hakkı şikâyetinin esasına geçildiğinde ise Mahkeme, komisyon önündeki yargılamanın yaklaşık on beş yıl boyunca sonuçlandırılamamış olmasına dikkat çekmiştir. İlgili tüzük uyarınca makamların otuz iş günü içinde ilk görüşlerini sunmaları gerekirken, resmi makamların neredeyse on yıl boyunca başvuruya esaslı bir yanıt vermediği görülmüştür. Başvuran şirketin ilerleyen yıllarda bazı duruşmalara katılmayı reddetmesi gibi çeşitli gecikmeler yaşanmış olsa da, yargılamanın ilk aşamalarındaki devasa gecikmenin tamamen idarenin pasifliğinden ve resmi makamların yavaş hareket etmesinden kaynaklandığı tespit edilmiştir. Mahkeme, makamların başından beri delilleri daha verimli toplaması ve süreci özenle yürütmesi halinde bu gecikmelerin büyük kısmının önlenebileceğinin altını çizmiştir.
Komisyonun ve makamların on beş yıl süren bu pasif ve ağır işleyen tutumu, başvuran şirketin orantısız ve aşırı bir yük altına girmesine neden olmuştur. Her ne kadar komisyonun genel anlamda etkili bir hukuk yolu olma niteliği bu kararla bütünüyle ortadan kaldırılmasa da, somut olayın özelinde gerekli özenin ve uygun hızın gösterilmemesi nedeniyle mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkının zedelendiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca Mahkeme, bu gecikmelerin sistemsel bir sorun oluşturduğuna kanaat getirerek, yargılamaların hızlandırılması ve aşırı uzun süren davalar için ulusal düzeyde telafi edici yeni bir hukuk yolunun kurulması gerektiğine hükmetmiştir.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.