Karar Bülteni
AİHM KRYUK BN. 50474/20 ve 50480/20
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3. Bölüm |
| Başvuru No | 50474/20 ve 50480/20 |
| Karar Tarihi | 05.03.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Ev hapsi kişi hürriyetinden yoksun bırakma sayılır.
- Özgürlük kısıtlamasında basmakalıp gerekçeler ihlal nedenidir.
- Cam bölmede duruşma otomatik olarak onur kırıcı değildir.
- Haksız tutuklamaya karşı tazminat hakkı sağlanmalıdır.
Bu karar, ceza muhakemesinde sıkça başvurulan bir koruma tedbiri olan ev hapsi uygulamasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında tıpkı klasik anlamdaki cezaevi tutukluluğu gibi sıkı denetime tabi bir kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kısıtlaması olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Mahkeme, şüphelilerin ev hapsinde tutuldukları aylar boyunca derece mahkemelerinin uzatma kararlarında davaya özgü, bireyselleştirilmiş ve ikna edici somut gerekçeler sunmamasını hukuka aykırı bulmuştur. Özgürlüğün kısıtlandığı her durumda, yasadaki soyut ifadelerin ve basmakalıp şablonların kopyalanıp yapıştırılmasının hak ihlaline yol açtığı güçlü bir biçimde vurgulanmıştır. Bununla birlikte, sanıkların duruşma salonlarında şeffaf cam bölmeler içinde tutulmasının, geleneksel demir kafes uygulamasından farklı olarak, tek başına insanlık dışı veya onur kırıcı muamele eşiğini aşmadığı da hüküm altına alınmıştır.
Bu yönüyle karar, hem ulusal hem de uluslararası yargı mercileri için, özgürlüğü kısıtlayıcı alternatif tedbirlere karar veren mahkemelerin yükümlülükleri açısından hayati bir emsal teşkil etmektedir. Tutuklamaya kıyasla daha hafif bir tedbir olarak görülen ev hapsinin dahi bir hürriyetten yoksun bırakma eylemi olduğu ve aynı titizlikle gerekçelendirilmesi gerektiği netleşmiştir. Uygulamada sıkça rastlanan matbu gerekçelerle koruma tedbirlerinin otomatik olarak uzatılması pratiğinin Sözleşme standartlarına uymadığı kesinleşmiştir. Ayrıca, haksız koruma tedbirlerine maruz kalan bireyler için iç hukukta doğrudan erişilebilir ve etkili bir tazminat yolunun bulunmamasının başlı başına bir ihlal oluşturması, üye devletlerin bu tür mağduriyetleri giderecek yapısal tazminat mekanizmaları kurma zorunluluğunu gözler önüne sermektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Geçmişte polis memuru olarak görev yapmış olan iki kardeş, silahlı bir gruba dahil olarak gasp suçuna karıştıkları şüphesiyle tutuklanmışlardır. Yargılamayı yürüten yerel mahkeme, ilerleyen süreçte sanıkların tutukluluk hallerini sonlandırmış ancak tanıklara ve mağdurlara baskı yapma ihtimalleri bulunduğu gerekçesiyle yirmi dört saat kesintisiz ev hapsine alınmalarına karar vermiştir. Başvurucular, yaklaşık altı ay süren bu ev hapsi tedbiri süresince, mahkemelerin ev hapsini uzatma kararlarının davaya özgü somut gerekçelerden tamamen yoksun olduğunu ve matbu ifadelerle hürriyetlerinin haksız yere kısıtlandığını belirterek Ukrayna devletine karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuşlardır. Aynı zamanda, yerel mevzuatta bu ev hapsi kararlarına karşı etkili bir itiraz yolunun bulunmamasını, haksız özgürlük kısıtlamalarına karşı iç hukukta tazminat talep edebilecekleri yasal bir zemin olmamasını şikayet konusu yapmışlardır. Bunun yanında duruşmalar esnasında güvenlik gerekçesiyle cam bir bölme içinde tutulmalarının da onur kırıcı muamele yasağını ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 5 kapsamında düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 3 çerçevesinde koruma altına alınan işkence ve insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele yasağı hükümlerine dayanmıştır.
Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, konutunu terk etmeme yükümlülüğü getiren kesintisiz ev hapsi uygulaması, uygulamanın derecesi ve kişinin hayatı üzerindeki yoğunluğu dikkate alındığında, Sözleşme'nin 5. maddesi anlamında açık bir özgürlükten yoksun bırakma işlemi teşkil etmektedir. Bu nedenle, ev hapsine ilk kez karar verilirken ve bilhassa bu tedbirin süresi uzatılırken, tıpkı standart cezaevi tutukluluğunda olduğu gibi, yargı mercilerinin "ilgili" ve "yeterli" gerekçeler sunması yasal bir zorunluluktur.
Kişi hürriyetinin kısıtlanmasına yönelik her türlü kararda, mahkemelerin zamanın geçmesine rağmen özgürlükten mahrum bırakmanın devamını haklı kılan somut, o davaya ve o kişiye özgü riskleri net bir şekilde ortaya koyması gerekmektedir. Kanun metinlerinde yer alan genel ifadelerin veya basmakalıp formüllerin sürekli olarak kopyalanıp tekrar edilmesi, bireyleri keyfiliğe karşı koruma yükümlülüğünü yerine getirmekten uzaktır. Diğer yandan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 5/5 uyarınca, bu madde hükümlerine aykırı olarak bir hürriyet kısıtlamasına maruz kalan veya haksız yere özgürlüğünden yoksun bırakılan herkesin, bu ihlale karşı doğrudan tazminat istemeye ve elde etmeye hakkı olduğu güvence altına alınmıştır. İç hukukun bu tazminatı fiilen sağlayacak mekanizmalara sahip olması şarttır.
Duruşma salonlarındaki güvenlik önlemleri ve sanıkların tutulma biçimleri bağlamında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 3 incelenirken, geçmişte ihlal sayılan demir kafes uygulamasının aksine, standart şeffaf cam bölmelerin kullanılması otomatik olarak insanlık dışı veya onur kırıcı muamele sayılmamaktadır. Cam bölme uygulamasının hak ihlaline yol açması için, uygulamanın başvurucuyu küçük düşüren ve asgari ağırlık eşiğine ulaşan ek olumsuz unsurlar barındırması doktrin ve içtihatlarca aranmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda başvurucuların yaklaşık altı ay boyunca, yirmi dört saat esasına dayalı olarak evlerinden çıkmalarının yasaklandığı bir ev hapsi tedbirine maruz kaldıklarını tespit etmiştir. Mahkeme kayıtları ve dava dosyası incelendiğinde, derece mahkemelerinin ev hapsi tedbirine hükmederken ve özellikle ilerleyen aşamalarda bu tedbirin süresini uzatırken, başvurucuların kişisel durumlarını, aradan geçen zamanın etkisini, delil karartma veya tanıklara etki etme ihtimalinin güncel olarak devam edip etmediğini gösteren somut temelleri hiçbir şekilde tartışmadığı görülmüştür. Aksine, yerel mahkemeler, davanın özel koşullarını değerlendirmek yerine, yalnızca kanunda yer alan koruma tedbiri nedenlerini şablon ve matbu ifadelerle ardı ardına sıralayarak kopyala-yapıştır yöntemiyle kararlarını şekillendirmişlerdir. Mahkeme, sadece genelgeçer ve sürekli tekrar eden ifadeler kullanılmasının, üzerinden geçen uzun süreye rağmen bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasının devamını haklı göstermekte tamamen yetersiz kaldığını kesin bir dille vurgulamıştır.
Başvurucuların yeterli gerekçe olmaksızın, haksız yere özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları bu tablo karşısında, Ukrayna iç hukukunda uğradıkları zararları etkin bir biçimde tazmin edebilecekleri açık ve ulaşılabilir bir başvuru yolunun bulunmadığı da Mahkeme tarafından tespit edilmiştir. İlgili ulusal mevzuatın incelenmesi neticesinde, ev hapsinden kaynaklanan bu tür hak ihlallerine karşı icra edilebilir, yasal bir tazminat hakkı sunulmadığı anlaşılmıştır.
Öte yandan, başvurucuların duruşmalar sırasında şeffaf cam bir bölmede tutulmalarına yönelik şikayetleri ayrı bir başlık altında incelenmiştir. Mahkeme, havalandırması ve ses geçirgenliği olan modüler cam sistemlerinin kullanılmasının, geçmişte mahkumiyetle sonuçlanan demir kafes uygulamasından bariz bir şekilde ayrıldığını, bu uygulamanın tek başına asgari ağırlık eşiğine ulaşan bir aşağılanma, onur kırılma veya küçük düşme hissiyatı yaratmadığı kanaatine varmış ve bu spesifik iddiayı açıkça dayanaktan yoksun bularak reddetmiştir.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucuların ev hapsinde tutulmasına ilişkin uzatma kararlarının bireyselleştirilmiş, yeterli ve ilgili gerekçelerden yoksun olması ile bu haksız duruma karşı ulusal hukukta bir tazminat hakkının sağlanmaması nedenleriyle Sözleşme'nin 5. maddesinin 3. ve 5. fıkralarının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.