Karar Bülteni
AYM 2023/65565 BN.
Anayasa Mahkemesi | Sevim Gergerli | 2023/65565 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/65565 |
| Karar Tarihi | 24.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal / Kabul Edilemez |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mülkiyet hakkına yönelik tedbirler ölçülü olmalıdır.
- Uzun süren tedbirler mülk sahibine aşırı külfet yükler.
- Bireysel başvurudan önce olağan yollar tüketilmelidir.
- Geçici hukuki koruma tedbirleri makul süreyi aşmamalıdır.
Bu karar, Türk hukuk sisteminde vesayet ve kısıtlanma davaları kapsamında kişilerin mal varlıkları üzerine konulan geçici nitelikteki ihtiyati tedbirlerin makul süreyi aşmasının anayasal bir mülkiyet hakkı ihlali oluşturduğunu oldukça net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının korunması ile kişilerin korunması arasındaki hassas dengeyi irdelemiş ve hakkın geçici olarak sınırlandırılmasının hukuka uygun kabul edilebilmesi için tedbirin yalnızca süresi ve kapsamı bakımından değil, aynı zamanda orantılılık ilkesi bağlamında da makul bir çerçevede kalması gerektiğine detaylı bir şekilde işaret etmiştir. Mahkeme, iyi niyetli bir koruma amacıyla alınan ve esasında geçici olması gereken bir tedbirin yıllarca sürmesinin, kişilerin mülkiyet haklarını ve ekonomik tasarruf yetkilerini belirsiz bir şekilde uzun süre askıya alarak onlara aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğini vurgulamaktadır.
Uygulama pratiği açısından benzer vesayet veya kısıtlama davalarında önemli bir emsal teşkil edecek olan bu karar, derece mahkemelerinin ihtiyati tedbir kararlarını alırken ve dava süresince bu kararları sürdürürken çok daha titiz bir zaman yönetimi ve ölçülülük değerlendirmesi yapmaları gerektiğini göstermektedir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve davanın sonuna kadar rutin bir şekilde, herhangi bir ara denetim olmaksızın devam ettirilen tedbir kararlarının, bireylerin ekonomik menfaatlerini ciddi boyutta zedelediği durumlarda, idarenin ve devletin doğrudan tazminat sorumluluğunun doğabileceği açıkça ifade edilmiştir. Ayrıca, bankada değer kaybeden paralarla ilgili olarak, uyuşmazlığın öncelikle idari mercilere veya olağan hukuk yollarına başvurularak çözümlenmesi gerektiği kuralı hatırlatılarak, anayasal yargıda bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi güçlü bir şekilde pekiştirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Sevim Gergerli isimli vatandaşın mal varlığını kötü yönettiği ve akıl sağlığının yerinde olmadığı iddiasıyla kısıtlanması ve kendisine kanuni bir vasi atanması talep edilerek vesayet davası açılmıştır. Bu dava süreci başlarken, yerel mahkeme tarafından tedbir amaçlı olarak başvurucunun tüm taşınmazlarına ve banka hesaplarına geçici olarak el konulmuş ve tasarruf yetkisi kısıtlanmıştır. Daha sonra yargılama sürecinde alınan sağlık kurulu raporları ile başvurucunun akıl sağlığının tamamen yerinde olduğu ve kısıtlanmayı gerektirir bir durum bulunmadığı tespit edilmiş, mahkeme vasi atanması davasını reddetmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Ancak bu yargılama ve itiraz süreci toplamda yaklaşık beş yıl sürmüş ve bu inanılmaz uzun süre boyunca kişinin malları ile hesapları üzerindeki tedbirler ısrarla kaldırılmamıştır. Başvurucu, mallarını beş yıl boyunca hiçbir şekilde kullanamadığını, bankadaki birikmiş parasının ise ülkedeki enflasyon karşısında ciddi şekilde eridiğini ve büyük bir maddi zarara uğradığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuş, maddi ve manevi zararının tazminini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ilkelerini merkeze almıştır. Mülkiyet hakkı, kişilere sahibi oldukları mal varlığı değerleri üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunma, kullanma ve yararlanma yetkisi veren en temel anayasal haklardan biridir. Derece mahkemelerince uygulanan ihtiyati tedbir kararları, yargılama sürecinde mülkiyet hakkının kullanımını geçici olarak durduran yasal müdahalelerdir. Ancak bu anayasal müdahalenin ölçülü ve meşru kabul edilebilmesi için tedbirin sadece kapsamı bakımından değil, süresi itibarıyla da orantılı olarak uygulanması hukuki bir zorunluluktur.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihat prensiplerine göre, geçici hukuki koruma tedbirlerinin makul olmayan bir süre boyunca devam etmesi, mülk sahibinin mal varlığı üzerindeki yetkilerini ve tasarruf hakkını belirsiz olacak şekilde öteler. Bu durum, koruma amacını aşarak mülk sahibine katlanılması zor, orantısız ve şahsi olarak aşırı bir külfet yükler. Mülkiyet hakkının sınırlandırılmasında, ulaşılmak istenen kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkı arasındaki adil dengenin bozulmaması esastır. Bu denge bozulduğunda, hukuka uygun başlayan bir tedbir süreci zamanla hukuka aykırı bir ihlale dönüşebilmektedir.
Bunun yanı sıra mahkeme, idari veya adli süreçlerde meydana gelen parasal değer kayıplarının tazmini konusunda olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunluluğuna dikkat çekmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun vesayet organlarının sorumluluğuna ilişkin hükümleri uyarınca, mal varlığının iyi yönetilmemesi ve devletin veya vasinin zarara yol açtığı iddialarında, vasi veya devlet aleyhine doğrudan tazminat davası açılması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılabilmesi için, ihlal iddiasına dayanak olan işlem veya eylemler için hukuk sisteminde var olan ve etkili sonuç doğurabilecek tüm olağan başvuru yollarının kural olarak eksiksiz bir şekilde tüketilmiş olması şarttır. Bu durum, anayasa yargısının temel prensiplerinden biri olan bireysel başvurunun ikincilliği ilkesini oluşturmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun taşınmazları ve banka hesabı üzerine konulan ihtiyati tedbirin uzunluğu ile bankadaki paranın değer kaybetmesi yönündeki ihlal iddialarını iki ayrı başlık altında kapsamlı bir şekilde incelemiştir. İlk olarak, kısıtlanma talebi üzerine yerel mahkeme tarafından 18 Temmuz 2018 tarihinde konulan vesayet ihtiyati tedbirinin, kısıtlanma davasının reddedilip kesinleşmesinin ardından ancak 19 Temmuz 2023 tarihinde kaldırıldığı tespit edilmiştir. Yaklaşık beş yıl süren ve kişinin tüm mal varlığını donduran bu ihtiyati tedbirin, başlangıçtaki meşru koruma amacını aşarak başvurucunun mülkiyet hakkını kullanmasını ölçüsüz ve kontrolsüz bir şekilde engellediği, dolayısıyla süresi itibarıyla orantılı olmadığı açıkça vurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesi, beş yıllık bu ağır kısıtlamanın, başvurucuya şahsi olarak olağan dışı ve aşırı bir külfet yüklediğine ve kamu yararı ile bireysel hak arasındaki adil dengeyi başvurucu aleyhine bozduğuna hükmetmiştir.
Banka hesabındaki paranın yıllar içinde enflasyon karşısında değer kaybettiği iddiasına yönelik incelemede ise, anayasa yargısındaki bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi ön plana çıkmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun mal varlığının yönetimi konusunda gerekli özenin gösterilmediği şikayetini, öncelikle derece mahkemelerinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında vasi veya devlet aleyhine açılacak bir tazminat davası ile ileri sürmesi gerektiğini belirlemiştir. Başvurucunun, iddia ettiği zararı telafi etme kapasitesine sahip olan ve hukuk sisteminde hâlihazırda mevcut bulunan bu etkili ve olağan hukuk yolunu hiç tüketmeden doğrudan Anayasa Mahkemesine gelmesi nedeniyle, bu şikayetin esastan incelenemeyeceğine ve başvuru yollarının tüketilmemesi sebebiyle kabul edilemez olduğuna hükmedilmiştir.
Mahkeme netice itibarıyla ihtiyati tedbirin süresinin makul olmaması gerekçesiyle başvurucunun lehine otuz beş bin Türk Lirası manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, ihtiyati tedbirin uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.