Anasayfa/ Karar Bülteni/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Jewısh Communıty Of Thessalonıkı - Yunanistan Kararı 13959/20 B.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Jewısh Communıty Of Thessalonıkı - Yunanistan Kararı 13959/20 B.

Bu karar, devletin kendi koyduğu kuralları ve mülkiyet rejimini sonradan öngörülemez bir şekilde yorumlayarak bireylerin veya tüzel kişilerin mülkiyet haklarına müdahale etmesinin hukuka aykırı olduğunu çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin sadece şekli bir kanuna dayanmasının yeterli olmadığını, aynı zamanda bu kanunun uygulanmasının ve mahkemelerce yorumlanmasının da makul ve öngörülebilir olması gerektiğini vurgulamıştır. Olayda, onlarca yıl boyunca mülk sahibi olarak tanınan bir topluluğun, sonradan uygulanan olağanüstü dönem kanunları gerekçe gösterilerek mülkünden yoksun bırakılması hukuki güvenlik ilkesine aykırı bulunmuştur. Avrupa standartlarına göre, devletin mülkiyet uyuşmazlıklarında vatandaşlarını şaşırtacak hukuki manevralardan kaçınması gerekmektedir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Bölüm 3. Bölüm
Başvuru No 13959/20
Karar Tarihi 06.05.2025
Taraflar Jewısh Communıty Of Thessalonıkı - Yunanistan
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Mülkiyet hakkına müdahale öngörülebilir kanuna dayanmalıdır.
  • gavel Devletin tutarsız eylemleri iyi yönetişim ilkesini ihlal eder.
  • gavel Hukuki belirlilik mülkiyetin korunmasının temel şartıdır.
  • gavel Hatalı kanun yorumu mülkiyet hakkını ihlal edebilir.

Bu karar, devletin kendi koyduğu kuralları ve mülkiyet rejimini sonradan öngörülemez bir şekilde yorumlayarak bireylerin veya tüzel kişilerin mülkiyet haklarına müdahale etmesinin hukuka aykırı olduğunu çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin sadece şekli bir kanuna dayanmasının yeterli olmadığını, aynı zamanda bu kanunun uygulanmasının ve mahkemelerce yorumlanmasının da makul ve öngörülebilir olması gerektiğini vurgulamıştır. Olayda, onlarca yıl boyunca mülk sahibi olarak tanınan bir topluluğun, sonradan uygulanan olağanüstü dönem kanunları gerekçe gösterilerek mülkünden yoksun bırakılması hukuki güvenlik ilkesine aykırı bulunmuştur. Avrupa standartlarına göre, devletin mülkiyet uyuşmazlıklarında vatandaşlarını şaşırtacak hukuki manevralardan kaçınması gerekmektedir.

Benzer davalar açısından bu kararın en büyük emsal etkisi, iyi yönetişim ilkesinin mülkiyet uyuşmazlıklarındaki belirleyici rolüdür. Devlet makamlarının uzun yıllar boyunca sergiledikleri tutumla mülkiyet hakkını tanıdıktan sonra, bir anda birbiriyle çelişen kanun yorumlarıyla mülkiyete el koyması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sistemi içinde ağır bir ihlal olarak değerlendirilmiştir. Bu yönüyle karar, idarenin tutarlılık yükümlülüğünü ve mahkemelerin kanunları yorumlarken hukuki belirlilik ilkesine mutlak surette bağlı kalmaları gerektiğini güçlü bir şekilde teyit ederek uygulayıcılara önemli bir güvence sunmaktadır. Mahkemelerin hukuku uygularken mülkiyet hakkının özünü zedeleyecek aşırı şekilci yaklaşımlardan kaçınması gerektiği bir kez daha teyit edilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, Yunanistan'daki Selanik Yahudi Topluluğu'nun (başvurucu), 1934 yılında kamulaştırma bedelini ödeyerek mülkiyetini tam anlamıyla kazandığı bir arazinin mülkiyetinin haksız yere elinden alınması etrafında şekillenmektedir. Söz konusu arazi daha önce İtalyan bir vatandaşa ait olduğu için, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Yunanistan tarafından "düşman malı" statüsünde değerlendirilerek yönetimi devlete geçirilmiştir. Ancak topluluk, araziyi on yıllar boyunca malik sıfatıyla kesintisiz şekilde kullanmış, kiraya vermiş ve üzerine inşaat yapmıştır.

Devletin on yıllar sonra arazinin aslında kendisine ait olduğunu iddia etmesi üzerine topluluk, mülkiyetinin tespiti için dava açmıştır. Yunanistan Yargıtayı 2019 yılında, arazinin aslında 1934'te topluluğun mülkiyetine geçtiğini kabul etmesine rağmen, topluluğun "düşman malı" kanunları kapsamında öngörülen üç aylık çok kısa hak düşürücü süre içinde dava açmadığı gerekçesiyle mülkiyet hakkını kaybettiğine karar vermiştir. Topluluk, bu kararın mülkiyet hakkını ihlal ettiğini belirterek dava açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 1 No.lu Protokol m.1, her gerçek ve tüzel kişinin mülkiyetinden barışçıl bir şekilde yararlanma hakkını güvence altına almaktadır. Bu hakka yapılacak herhangi bir müdahalenin kanuna uygun olması, kamu yararı taşıması ve başvurulan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında adil bir denge kurması zorunludur. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, "kanunilik" ilkesi yalnızca iç hukukta bir normun şeklen bulunmasını değil, aynı zamanda bu normun belirli bir kaliteye sahip olmasını gerektirir. Bu kalite, kanunun ulaşılabilir, yeterince açık ve sonuçlarının öngörülebilir olması anlamına gelmektedir. Kanunilik ilkesi, keyfi müdahalelere karşı vatandaşlara asgari düzeyde koruma sağlamalıdır. Ayrıca, kanunun ulusal mahkemeler tarafından yorumlanması ve uygulanmasının da Sözleşme ilkeleriyle tam bir uyum içinde sonuçlar doğurması gerekir.

Mülkiyet hakkı bağlamında iyi yönetişim ilkesi son derece büyük bir öneme sahiptir. Bu ilke, kamu makamlarının genel menfaati ilgilendiren bir meselede zamanında, uygun ve en yüksek düzeyde tutarlılıkla hareket etmesini kesin olarak gerektirir. Devletin, kendi iç kurallarının veya idari usullerinin ihlalinden fayda sağlayarak vatandaşları mağdur etmesi veya idarenin tutarsız eylemlerinin getirdiği hukuki ve maddi riskleri bireylere yüklemesi hukuka açıkça aykırıdır. Kötü niyetli olmayan bir birey veya tüzel kişi, devlet makamlarının sergilediği uzun süreli ve tutarlı eylemlere ve beyanlara güvenme hakkına sahiptir. Ulusal yüksek mahkemelerin birbiriyle çelişen, aşırı şekilci ve öngörülemeyen kanun yorumlarıyla mülkiyet hakkını sona erdirmesi, kanunilik ilkesi ve Sözleşme standartları kapsamında ağır bir ihlal olarak değerlendirilir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Yunanistan Yargıtayı'nın 2019 tarihli kararının, başvurucu topluluğun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin temelini oluşturduğunu tespit etmiştir. Mahkeme, Yargıtay'ın iç hukuk kurallarını yorumlama biçiminin somut olayın koşulları altında hiçbir şekilde öngörülebilir olmadığına kanaat getirmiştir.

Yargıtay, söz konusu arazinin 1934 yılında kamulaştırma bedelinin ödenmesiyle birlikte tamamen başvurucu topluluğun mülkiyetine geçtiğini bizzat kabul etmiştir. Bu tespite rağmen Yargıtay, arazinin İtalyan mülkü olarak değerlendirildiği İkinci Dünya Savaşı sonrası kanunların bu araziye uygulanabileceği sonucuna varmıştır. Oysa 1947 yılı itibarıyla arazinin İtalyan vatandaşlarıyla hiçbir bağı kalmamış ve çoktan Yunan bir tüzel kişi olan topluluğun mülkiyetine geçmiştir. Mahkeme, Yunan vatandaşı bir kurum olan başvurucunun, düşman mallarına yönelik olarak çıkarılan kanunların kendi mülklerine uygulanacağını ve bu nedenle üç aylık çok kısa bir hak düşürücü süre içinde mülkiyet tespiti davası açması gerektiğini öngörebilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir.

Ayrıca Mahkeme, Yunan devletinin onlarca yıl boyunca sergilediği tutuma dikkat çekmiştir. Devlet makamları 1975 yılına kadar arazi üzerinde malik sıfatıyla hak iddia etmemiş, aksine topluluğun araziyi kullanmasına, kiraya vermesine ve üzerine inşaat yapmasına zımnen veya açıkça rıza göstermiştir. Devletin uzun yıllar sonra aniden mülkiyet iddiasıyla ortaya çıkması ve Yunan mahkemelerinin bu iddiayı destekleyen zorlama ve çelişkili kanun yorumları, iyi yönetişim ilkesiyle açıkça bağdaşmamaktadır. Başvurucu topluluğun, on yıllar boyunca mülk sahibi olarak tanındıktan sonra devletin bu ani politika ve yorum değişikliğini tahmin etmesi beklenemez.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, müdahalenin öngörülebilirlik ve kanunilik şartlarını taşımadığı gerekçesiyle ihlal yönünde karar vermiştir.

Devlet yıllarca ses çıkarmadığı tapulu malıma sonradan el koyabilir mi? expand_more
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve mülkiyet hakkı güvenceleri kapsamında, idarenin eylemlerinde "iyi yönetişim" ilkesine uyması zorunludur. Devlet makamlarının uzun yıllar boyunca sizin mülkiyet hakkınızı tanıması, malı kullanmanıza, kiraya vermenize veya üzerine inşaat yapmanıza zımnen ya da açıkça izin vermesinin ardından, sonradan birbiriyle çelişen tutumlar sergileyerek malınıza el koyması hukuka aykırıdır. Bireyler veya tüzel kişiler, kamu makamlarının sergilediği uzun süreli ve tutarlı eylemlere güvenme hakkına sahiptir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletin on yıllar sonra aniden mülkiyet iddiasıyla ortaya çıkmasını iyi yönetişim ilkesiyle bağdaştırmamakta ve bu tür öngörülemez müdahalelerin mülkiyet hakkını açıkça ihlal ettiğini kabul etmektedir.
Mahkeme hiç ilgisi olmayan eski bir yasayı gerekçe gösterip malımı alabilir mi? expand_more
AİHM içtihatlarına göre, mülkiyet hakkına yapılacak her türlü müdahalenin kanuna uygun ve sonuçlarının vatandaş tarafından "öngörülebilir" olması şarttır. Bir kanunun sadece şeklen var olması yeterli değildir; ulusal mahkemeler tarafından o kanunun yorumlanma biçiminin de makul ve Sözleşme standartlarına uygun olması gerekir. Örneğin, malikin mevcut hukuki statüsüyle hiçbir ilgisi kalmamış olan olağanüstü dönem kanunlarının (örneğin eski bir "düşman malı" yasası) zorlama bir şekilde uygulanarak çok kısa hak düşürücü sürelerin öne sürülmesi ve mülkiyetin iptal edilmesi hukuki güvenlik ilkesinin ağır bir ihlalidir. Hukuku uygulayan mahkemeler, mülkiyet hakkının özünü zedeleyecek bu tür aşırı şekilci ve öngörülemeyen yorumlardan kesinlikle kaçınmak zorundadır.
Devlet mülkiyet davalarında kafa karıştırıcı hukuki manevralar yapabilir mi? expand_more
Hayır, Avrupa insan hakları standartlarına göre devlet, mülkiyet uyuşmazlıklarında vatandaşlarını şaşırtacak hukuki manevralardan ve keyfi eylemlerden kaçınmakla yükümlüdür. İyi yönetişim ilkesi, kamu makamlarının genel menfaati ilgilendiren bir meselede en yüksek düzeyde tutarlılıkla hareket etmesini kesin olarak emreder. Devletin, kendi lehine sonuç doğurması için kendi iç kurallarından fayda sağlaması, zorlama kanun yorumlarına gitmesi veya idarenin tutarsız eylemlerinin getirdiği hukuki ve maddi riskleri bireylere yüklemesi, 1 No.lu Ek Protokol'ün 1. maddesine açıkça aykırıdır. Kanunların uygulanmasının makul olması gerektiği gibi, devletin tutum değiştirmesi durumunda da vatandaşlara karşı adil bir denge gözetilmesi ve hukuki belirlilik ilkesine mutlak surette uyulması gerekmektedir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir