Karar Bülteni
AİHM J.S. BN. 35767/23
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 1. Bölüm |
| Başvuru No | 35767/23 |
| Karar Tarihi | 22.01.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Aile içi şiddet iddiaları derhal incelenmelidir.
- Kadına yönelik şiddet davalarında özel özen gösterilmelidir.
- Mahkemeler toplumsal cinsiyet temelli yaklaşımla değerlendirme yapmalıdır.
- Şiddet eylemleri bütünüyle ve bağlamıyla birlikte incelenmelidir.
Bu karar, aile içi şiddet iddialarının soruşturulması ve yargılanması süreçlerinde devletin pozitif usuli yükümlülüklerinin kapsamını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalan mağdurların korunmasında ulusal mahkemelerin katı ve şekilci bir yaklaşımdan kaçınması gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Mahkemelerin, yalnızca doğrudan görgü tanıklarının ifadelerine dayanmak yerine; uzman raporları, tıbbi bulgular ve çocukların beyanları gibi diğer önemli yan delilleri bağlamından koparmadan bütüncül bir şekilde değerlendirmesi gerektiği hukuken tescillenmiştir.
Kararın benzer davalar üzerindeki emsal etkisi, özellikle kadına yönelik toplumsal cinsiyet temelli şiddet vakalarında yargı makamlarının olaylara ne derece duyarlı ve özenli bir yaklaşım sergilemesi gerektiği yönündeki beklentide kendini göstermektedir. Aile içi şiddetin sürekliliği, dinamiği ve mağdur üzerinde yarattığı ağır psikolojik tahribat (örneğin örselenmiş kadın sendromu) göz ardı edilerek verilen beraat kararlarının, uluslararası insan hakları hukuku standartlarını zedeleyeceği saptanmıştır. Uygulamada bu karar, aile içi şiddet dosyalarını inceleyen yerel mahkemelerin daha hızlı, kapsayıcı ve mağdurun kırılganlığını dikkate alan bir yargılama yürütmesi gerektiğine dair güçlü bir uyarı niteliği taşımaktadır. Uzun süren yargılamalar ve eksik delil değerlendirmelerinin, cezasızlık algısı yaratarak hukukun üstünlüğüne ciddi bir zarar vereceği bir kez daha emsal altına alınmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Slovakya vatandaşı olan başvurucu J. S., uzun yıllar boyunca eski eşi T. Tarafından ağır fiziksel ve psikolojik şiddete, hakarete, tehdide ve baskıya maruz kaldığını belirterek şikayetçi olmuştur. Eski eşi, 2014 yılında meydana gelen bir fiziksel saldırı nedeniyle ceza almıştır. Olayın ardından yetkililer, başvurucunun geçmişten gelen sistematik şiddet iddialarını da soruşturarak eski eş hakkında yeni bir dava açmıştır.
Yargılama sürecinde, çocukların olaylara dair tanıklıkları, tıbbi raporlar ve başvurucunun sürekli şiddet görmekten kaynaklı "örselenmiş kadın sendromu" yaşadığına dair uzman psikiyatrist raporları dosyaya sunulmuştur. Bütün bu kanıtlara rağmen yerel mahkemeler, doğrudan bir dış görgü tanığı bulunmadığı ve delillerin yetersiz olduğu gerekçesiyle şekilci bir yaklaşımla eski eş hakkında beraat kararı vermiştir. Yargılamanın yaklaşık sekiz yıl sürmesi ve sonuçsuz kalması üzerine başvurucu, devletin kendisini aile içi şiddete karşı korumadığını, davanın makul sürede tamamlanmadığını ve etkili bir soruşturma yürütülmediğini ileri sürerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 3 (İşkence ve Kötü Muamele Yasağı) kapsamında devletin usuli ve pozitif yükümlülüklerini temel almıştır.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, Sözleşme'nin 3. maddesi kapsamına giren kötü muamele ve aile içi şiddet iddialarının etkin, derhal ve kapsamlı bir şekilde soruşturulması devlete düşen mutlak ve ertelenemez bir görevdir. Aile içi şiddet vakalarında, makamların olayları tüm yönleriyle aydınlatmak için ciddi bir çaba göstermesi, uzman raporları ve adli tıp kanıtları da dâhil olmak üzere tüm makul adımları eksiksiz atması şart koşulmaktadır.
Mahkeme, ulusal makamların aile içi şiddet olaylarında sıradan vakalardan farklı olarak özel bir özen göstermesi gerektiğini vurgulamaktadır. Yargı makamları, yalnızca doğrudan kanıtlara veya dar bir şekilciliğe dayanarak, yüzeysel ve temelsiz kararlarla dosyaları kapatmamalıdır. Toplumsal cinsiyet temelli şiddet içeren durumlarda, olayların arka planı, şiddetin sürekliliği, sistematik örüntüsü ve mağdur üzerindeki ağır psikolojik etkileri dikkatle analiz edilmelidir.
Ayrıca etkili soruşturma ilkesi, yargılamanın hiçbir gereksiz gecikmeye mahal vermeden, makul sürede tamamlanmasını zorunlu kılar. Hukuk sisteminin caydırıcılığının zedelenmemesi ve şiddet eylemlerinin devlet tarafından hoş görüldüğü izleniminin yaratılmaması için hızlı adalet tecellisi kritik önem taşır. Adaletin sağlanmasında yaşanacak uzun süreli aksaklıklar, şiddet mağduru kadınların hukukun üstünlüğüne ve devlete olan güvenini sarsma tehlikesi taşımaktadır. AİHM, ulusal mahkemelerin delilleri değerlendirirken bu geniş perspektifi ve mağdurun içinde bulunduğu savunmasız durumu mutlaka göz önünde bulundurması gerektiğini belirtmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayı incelerken yerel mahkemelerin delilleri değerlendirme biçiminde son derece ciddi eksiklikler ve aşırı şekilci bir yaklaşım bulunduğunu tespit etmiştir. İlk derece mahkemesi, başvurucunun iddialarını güçlü bir biçimde destekleyen çok sayıda delili, hiçbir makul hukuki açıklama getirmeden göz ardı etmiştir. Dosyada yer alan çocukların korku dolu tanıklıkları, mağdurun annesi ve kız kardeşinin beyanları, uzman psikiyatristin koyduğu "örselenmiş kadın sendromu" teşhisi ve eski eşin geçmişteki şiddet eğilimini kanıtlayan önceki ceza mahkûmiyeti gibi kritik yan deliller, mahkeme tarafından bütüncül bir bağlamda ele alınmamıştır.
Mahkeme, ulusal makamların toplumsal cinsiyet temelli şiddet vakalarına özgü dinamikleri ve zorlukları kavramaktan tamamen uzak bir tutum sergilediğini açıkça belirtmiştir. Şiddetin yıllara yayılan devamlılık arz eden yapısı ve mağdur üzerinde kurulan ağır psikolojik baskı ile tahakküm boyutu, yerel mahkemelerin beraat kararlarında tamamen görmezden gelinmiştir. Yerel mahkemelerin, aile içi şiddet iddialarını yalnızca dar ve kısıtlı bir görgü tanıklığı çerçevesine sıkıştırarak değerlendirmesi, bu tür davalarda devlete yüklenen özel özen yükümlülüğüne açıkça aykırı bulunmuştur.
Bunun yanı sıra, olaya ilişkin ceza yargılamasının sekiz yıla yakın bir süre devam etmesi ve davanın üst mahkemeler ile ilk derece mahkemesi arasında defalarca gidip gelmesi, yargılamanın makul bir hızda ve ciddiyetle yürütülmediğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koymuştur. Mahkemelerin bu yavaş, duyarsız ve etkisiz işleyişi, devletin şiddet mağdurlarını koruma ve sorumluları adalet önüne çıkarma konusundaki usuli yükümlülüklerini derinden zedelemiş, ayrıca ceza adalet sisteminin caydırıcılık işlevini ciddi biçimde zayıflatmıştır.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, aile içi şiddet iddialarının etkili ve makul sürede incelenmemesi nedeniyle Sözleşme'nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.