Karar Bülteni
AYM 2020/39044 BN.
Anayasa Mahkemesi | Mevlüde Güldüoğlu | 2020/39044 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/39044 |
| Karar Tarihi | 17.09.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mülkiyet hakkı sınırlamaları ölçülü olmalıdır.
- İhtiyati tedbirin süresi makul sınırları aşmamalıdır.
- Uzun süreli tedbirler orantısız külfet oluşturur.
- Mülkiyet hakkı belirsiz şekilde ötelenemez.
Bu karar, mülkiyet hakkı üzerinde sınırlandırıcı etkisi bulunan ihtiyati tedbir gibi geçici hukuki koruma kararlarının yıllarca sürmesinin doğurduğu hukuki sonuçları göstermesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin temelinde yatan kamu yararı amacı ne kadar haklı görünürse görünsün, tedbirin makul bir süreyi aşarak fiilî ve kalıcı bir kısıtlamaya dönüşemeyeceğini net bir biçimde vurgulamaktadır. Tedbirlerin yaklaşık on yılı aşan bir zaman diliminde sürdürülmesi, bireyin sahip olduğu mülkünden dilediği gibi yararlanma ve tasarruf etme yetkisini tamamen askıya almakta ve bu durumu çekilmez bir yüke dönüştürmektedir.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, yargılama makamlarının geçici tedbir kararlarını salt davanın açılış aşamasında verilmiş rutin bir karar olarak görmeyip, yargılama boyunca bu tedbirin devamında hukuki yarar ve orantılılık bulunup bulunmadığını sürekli denetlemeleri gerektiğidir. Mahkemelerin mülkiyet hakkının doğası gereği ihtiyaç duyduğu sürat ve özeni göstermemeleri durumunda, uzun süren tedbirlerin manevi tazminatla sonuçlanacak ağır hak ihlallerine sebebiyet vereceği bu yargısal içtihat ile açıkça tescillenmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, başvurucunun miras bırakanına ait taşınmaz üzerine konulan ihtiyati tedbir kararının on yılı aşkın bir süredir devam etmesinden kaynaklanmaktadır. Başvurucunun murisi olan A.A. adına kayıtlı bulunan taşınmaz için 7 Kasım 2014 tarihinde davacılar tarafından tapu iptali ve tescil talebiyle dava açılmıştır. Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, 10 Kasım 2014 tarihinde dava konusu taşınmazın üçüncü kişilere devir ve temlikini önlemek maksadıyla ihtiyati tedbir kararı almıştır. Aradan geçen uzun yılların ardından Asliye Hukuk Mahkemesi 14 Aralık 2023 tarihinde davanın reddine hükmetmiş ve süreç istinaf aşamasına taşınmış olmasına rağmen taşınmaz üzerindeki ihtiyati tedbir uygulaması kaldırılmamıştır. Başvurucu, tedbirin bu denli makul olmayan bir süredir sürdürülmesinden yakınarak mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkı eksenindeki uyuşmazlıklarda temel aldığı kurallar, mülkiyetin ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği esasına dayanmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkına yapılan her türlü müdahalenin meşru kabul edilebilmesi için ölçülülük ilkesine katı bir şekilde riayet edilmesi zorunludur. Ölçülülük ilkesi; uygulanan tedbirin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, bu amacın gerçekleşmesi için tedbirin kaçınılmaz olmasını ve bireyin hakkına yapılan müdahale ile kamu yararı arasında dengeli ve makul bir orantı bulunmasını ifade etmektedir.
Yerleşik anayasal içtihat prensipleri gereğince, geçici hukuki koruma önlemi olarak yargı mercilerince uygulanan ihtiyati tedbir, haciz veya ihtiyati haciz gibi kararların kapsamı ve süresi itibarıyla mutlaka orantılı olması gerekmektedir. Bir tedbirin makul olmayan, olağan dışı bir süre boyunca devam ettirilmesi, malikin mülkiyet hakkının kendisine sağladığı tasarruf, yararlanma ve kullanma yetkilerini öngörülemez bir şekilde engeller. Bu sürüncemede bırakma hâli, mülk sahibine olağan sınırları fazlasıyla aşan, orantısız ve haksız bir külfet yükler.
Yargı makamlarının, sınırlandırıcı tedbir uygulanan yargılama süreçlerini ivedilikle ve üst düzey bir özenle yürütme sorumluluğu bulunmaktadır. Geçici olduğu varsayılan bu tür hukuki koruma tedbirlerinin davanın uzamasıyla kalıcı bir el atmaya dönüşmemesi adına mahkemeler, tedbir sürecinde mülkiyet hakkının gereklerine uygun davranmakla yükümlüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan incelemede, Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından başvurucunun miras bırakanına ait taşınmaz üzerine konulan ihtiyati tedbir kararının uygulanma süresi ve bu sürenin mülkiyet hakkı üzerindeki olumsuz etkileri değerlendirilmiştir. Uyuşmazlığa konu olan taşınmazın üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla tesis edilen ihtiyati tedbir kararının 10 Kasım 2014 tarihinde verildiği ve kararın incelendiği tarih itibarıyla on yılı aşkın bir süredir aralıksız şekilde devam ettiği tespit edilmiştir.
Mahkeme, daha önceki emsal kararlarında da altını çizdiği üzere, mülkiyet hakkını kısıtlayan bir tedbirin Anayasa'ya uygun olabilmesi için kapsamı ve süresi itibarıyla orantılı şekilde uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda ihtiyati tedbir uygulamasının yaklaşık on yıl sürmesi, başvurucunun mülkü üzerindeki tasarruf yetkisini belirsiz bir süreyle ertelemiş ve mülkiyet hakkının kullanımını felce uğratmıştır. Tedbirin makul sınırları bariz şekilde aşan bu uzun süresi, malike şahsi olarak taşıyamayacağı derecede aşırı ve orantısız bir külfet yüklemiştir.
Yüksek Mahkeme, mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz hâle getiren bu uzun süreli tedbirde, yargısal makamların süreci ivedilik ve özenle yürütme hususundaki sorumluluklarına dikkat çekmiştir. Özellikle davanın reddine karar verilmesine rağmen istinaf aşamasında da tedbirin sürdürülüyor olması ihlalin etkilerini ağırlaştırmıştır. Bu sebeple on yılı bulan tedbir süreci nedeniyle ortaya çıkan hukuki zarar ve mağduriyetin, sadece ihlal tespiti veya yeniden yargılama yoluyla ortadan kaldırılamayacağı, etkin bir giderim için manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, ihtiyati tedbirin makul olmayan bir süre devam etmesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve başvurucuya net 100.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.