Karar Bülteni
DANIŞTAY 2. Daire 2018/2586 E. 2020/3332 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 2. Daire |
| Esas No | 2018/2586 |
| Karar No | 2020/3332 |
| Karar Tarihi | 11.11.2020 |
| Dava Türü | Tam Yargı (Manevi Tazminat) |
| Karar Sonucu | Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Mobbing iddiası somut delillerle ispat edilmelidir.
- Her idari işlem tek başına mobbing sayılamaz.
- Manevi tazminat için ağır elem şartı aranır.
- Salt görev yeri değişikliği tazminat gerektirmez.
Bu karar, idari yargıda kamu personelinin mobbing ve manevi tazminat taleplerinin hangi şartlar altında kabul göreceğini detaylı biçimde ortaya koyan önemli bir emsaldir. Kararda, bir kamu görevlisinin uzun yıllar boyunca farklı birimlerde çalıştırılması ve uzmanlık alanı dışında görevlere atanmasının, tek başına doğrudan psikolojik taciz veya idarenin kasıtlı bir yıldırma politikası olarak nitelendirilemeyeceği vurgulanmaktadır. Hukuka aykırı olduğu iddia edilen her görevlendirme işleminin, zamanında iptal davasına konu edilerek yargı denetiminden geçirilmesi yerine, yıllar sonra toplu bir şekilde mobbing gerekçesi yapılarak manevi tazminat davasına konu edilmesi hukuken yeterli bulunmamıştır.
Uygulamadaki önemi açısından bu içtihat, kamu çalışanlarına yönelik mobbing davalarında ispat yükünün sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Memurların, yöneticilerinin veya idarenin eylemlerinin kendilerinde ağır bir üzüntü ve hastalığa yol açtığını iddia etmeleri durumunda, bu iddialarını soyut beyanların ötesine taşıyarak somut, hukuken geçerli delillerle ispatlamaları gerektiği belirtilmiştir. Aksi halde, idarenin kamu gücüne ve takdir yetkisine dayanarak gerçekleştirdiği olağan personel hareketlerinin tümünün doğrudan haksız fiil olarak yorumlanması tehlikesinin önüne geçilmiş, idare hukuku prensipleri ile idarenin tazminat sorumluluğu arasındaki denge gözetilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bir belediye başkanlığında görev yapmakta olan memur, yaklaşık on dört yıl boyunca görev yerinin sürekli ve haksız yere değiştirildiğini, uzmanlık alanıyla hiçbir ilgisi olmayan çeşitli birimlerde çalışmaya zorlandığını ve yöneticileri tarafından kendisine sistematik şekilde kötü muamele yapıldığını iddia ederek idareye karşı dava açmıştır. Davacı, maruz kaldığı bu mobbing (bezdiri) eylemleri, haksız ve gereksiz görevlendirmeler ve yöneticilerin ağır baskıları neticesinde ciddi fiziksel ve psikolojik sağlık sorunları yaşadığını, bu stresli süreçte göğüs kanserine yakalandığını ve ağır majör depresyon tedavisi görmek zorunda kaldığını belirtmiştir. Davacı, tüm bu hukuka aykırı eylem ve işlemler nedeniyle yaşadığı ağır elem, ıstırap ve sağlık sorunları gerekçesiyle idareden yasal faiziyle birlikte 200.000 TL manevi tazminat talep etmiştir. Davalı idare ise personel işlemlerinde takdir yetkisi ve kamu yararı gözetildiğini, tesis edilen idari eylem ve işlemlerde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını ve tazminat şartlarının oluşmadığını savunmuştur. Bu davanın konusu, davacının iddia ettiği eylemlerin hukuken mobbing teşkil edip etmediği ve meydana geldiği öne sürülen manevi zararın idarece tazmin edilmesinin gerekip gerekmediğidir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Danıştay, manevi tazminat istemlerini değerlendirirken idare hukukunun en temel prensiplerinden olan idari eylem veya işlem ile doğan zarar arasındaki "uygun nedensellik (illiyet) bağı" kuralını sıkı bir biçimde dikkate almaktadır. Kişinin fiziki yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi veya idarenin hukuka aykırı bir işlem yahut eylemi neticesinde şahsın derin ve ağır bir elem, sarsıntı ve üzüntü duymuş olması manevi tazminat talep edebilmenin temel şartı olarak kabul edilmektedir. İdarenin mali sorumluluğuna gidilmesi suretiyle hükmedilecek manevi tazminat, bir zenginleşme aracı değil, idarenin eylemi sebebiyle çekilen acı ve üzüntünün kısmen de olsa maddi edimlerle telafi edilmesi işlevini görür.
İdare hukukunda, her idari uyuşmazlık veya memurun kendi açısından haksız bulduğu veya beğenmediği her görev yeri değişikliği işlemi otomatik olarak idarenin tazminat ödemesini gerektiren bir ağır hizmet kusuru veya mobbing şeklinde yorumlanmamaktadır. Mobbing (psikolojik taciz), bir veya birden fazla kişinin diğer kişi ya da kişilere yönelik gerçekleştirdiği, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, kasıtlı olarak yıldırma, pasifize etme ve çalışanı dışlama amacı taşıyan olumsuz davranışlar bütünü olarak tanımlanmaktadır. Bu tür davranışların idari yargıda tazminata konu edilebilmesi için, eylemin süreklilik arz etmesi, kişiye yönelik özel ve kötü niyetli bir kasıt içermesi ve bu durumun hukuken kabul edilebilir kesin ve somut delillerle ispatlanması mutlaka aranır.
Davaların temyiz aşamasında incelenmesi ve karara bağlanması süreci ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 49 hükmüne tabidir. Anılan kanun maddesi uyarınca bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının Danıştay tarafından temyizen bozulması, ancak yasada sınırlı olarak sayılan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyiz edilen karar usul ve hukuka uygun bulunursa, Danıştay kararı esastan onamakla yetinir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda İlk Derece Mahkemesi ve Bölge İdare Mahkemesi tarafından gerçekleştirilen ayrıntılı yargılama neticesinde, davacının uzun yıllara yayılan görev yeri değişiklikleri, hakkında tutulan tutanaklar ve yaşadığı tüm idari süreçlerin tek başına mobbing eylemi olarak nitelendirilemeyeceği tespit edilmiştir. Mahkemeler, kamu personeli veya idare tarafından davacıya yönelik kasıtlı, sistematik ve yıldırma amacı güden bir bezdiri (mobbing) politikası uygulandığı yönünde hukuken kabul edilebilir, somut ve şüpheden uzak hiçbir geçerli kanıt sunulamadığına kanaat getirmiştir.
Davacı her ne kadar geçirdiği kanser hastalığının ve majör depresyon gibi ağır sağlık sorunlarının iş yerinde maruz kaldığı stres, kötü muamele ve baskıdan kaynaklandığını iddia etse de, idarece tesis edilen personel işlemleri ile bu ağır hastalıklar arasında kesin bir tıbbi ve hukuki illiyet bağı bulunduğunu ispatlayamamıştır. Davacının şikayetçi olduğu atama ve görev yeri değişiklikleri, aslen tek başına idari iptal davasına konu edilebilecek nitelikteki rutin idari tasarruflar olup, bu işlemlerin doğrudan manevi tazminat gerektirir ağırlıkta bir kasıt, haksız fiil veya hizmet kusuru olarak değerlendirilmesi kanuni ve hukuki şartlar oluşmadığından mümkün bulunmamıştır. İdarenin doğrudan memurun şeref, haysiyet ve vücut bütünlüğüne yönelik haksız bir kastı ortaya konulamamıştır.
Danıştay 2. Daire heyeti de, davacının istinaf başvurusunu reddeden Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesinin verdiği nihai kararı temyiz aşamasında incelemiş ve söz konusu kararın usul ve hukuka bütünüyle uygun olduğuna karar vermiştir. Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, davanın reddine yönelik kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte ve ağırlıkta bulunmamış; idarenin mobbing veya haksız fiil unsurunun kanıtlanamadığı yönündeki alt derece mahkemelerinin takdiri ve hukuki değerlendirmesi aynen benimsenmiştir.
Sonuç olarak Danıştay 2. Daire, davacının manevi tazminat isteminin reddine yönelik Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması yönünde karar vermiştir.