Anasayfa/ Karar Bülteni/ YARGITAY | 9. HD | 2016/17837 E. | 2019/1001 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/17837 E. 2019/1001 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/17837
Karar No 2019/1001
Karar Tarihi 15.01.2019
Dava Türü Alacak (Manevi Tazminat)
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Mobbing iddialarında tutarlılık ve kuvvetli emare aranır.
  • Olayların tipik akışı ilk görünüş ispatını sağlar.
  • Mahkeme kararları denetime elverişli ve gerekçeli olmalıdır.
  • Kişilik haklarına ağır saldırı mobbingin varlığını gösterir.

Bu karar, çalışma hayatında giderek daha fazla karşılaşılan psikolojik taciz (mobbing) iddialarının ispat usulü ve mahkemelerin bu iddialara yaklaşımı bakımından büyük önem taşımaktadır. Yargıtay, mobbing davalarında mutlak ve kesin bir ispat aranmasının mağduriyetlere yol açabileceğini göz önüne alarak, "emare" ve "ilk görünüş ispatı" kavramlarının yeterli olabileceğini vurgulamıştır. İşçinin maruz kaldığı dışlanma, aşağılanma veya yönetimsel hakların kötüye kullanılması gibi olayların tutarlılık teşkil etmesi, mobbingin varlığına işaret eden güçlü bir karine olarak kabul edilmiştir. Mahkemelerin bu emareleri yüzeysel bir yaklaşımla geçiştirmemesi, derinlemesine ve sistematik bir şekilde irdelemesi gerektiği net bir dille hüküm altına alınmıştır.

Emsal niteliğindeki bu karar, benzer uyuşmazlıklarda işverenlerin yönetim hakkı adı altında sergiledikleri keyfi uygulamaların denetim sınırlarını çizmektedir. Görev yeri değişikliği, oda veya araç tahsisinin iptali gibi eylemlerin tek başına olağan bir yönetim hakkı kullanımı olarak değerlendirilemeyeceği; bu eylemlerin sistematik bir yıldırma politikasının parçası olup olmadığının titizlikle tartışılması gerektiği ifade edilmiştir. Ayrıca, Anayasa'nın 141. ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının denetime elverişli, ayrıntılı ve doyurucu bir gerekçeye sahip olması zorunluluğu, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının en temel teminatı olarak yargı pratiğine bir kez daha güçlü biçimde hatırlatılmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, davalı şirkette satın alma ve operasyon yönetimi müdürü olarak çalışırken kendisine yönelik sistematik bir yıldırma (mobbing) politikası uygulandığını iddia ederek manevi tazminat davası açmıştır. İşçinin anlattığı hikayeye göre; kendisine verilen görevler sürekli artırılmış, daha sonra statüsü düşürülerek başka bir yöneticiye bağlanmış ve kullanımına tahsis edilen sosyal hakları elinden alınmıştır. Davacı, bu olayları üst yönetime bildirdikten sonra izne ayrıldığında, iş sözleşmesi işveren tarafından sebepsizce feshedilmiştir. İşveren tarafı ise mobbing iddialarını kesinlikle reddetmiş, işçinin tüm maddi haklarının ödendiğini ve ayrılışın karşılıklı anlaşılarak, ikale sözleşmesi ile gerçekleştiğini savunmuştur. Davacı işçi, çalıştığı dönemde maruz kaldığı psikolojik baskı ve yıldırma eylemleri nedeniyle uğradığı manevi zararın telafisi amacıyla mahkemeden 50.000 TL manevi tazminat talep etmektedir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay'ın bu kararda dayandığı temel kurallar, çağdaş iş hukuku normları, ispat hukuku prensipleri ve adil yargılanma hakkının temel güvencesi olan usul kurallarından oluşmaktadır. İşyerinde psikolojik taciz (mobbing), çalışanın emeğinin karşılığını alarak huzur içinde çalışmasını engelleyen, kasıtlı ve sistematik bir şekilde gerçekleştirilen dışlama ve yıldırma eylemleridir. Uluslararası sözleşmeler ve Avrupa Birliği normları gereğince işçi, hem çalışma arkadaşlarına hem de bizzat işverene karşı bu tür saldırılardan korunmalıdır.

Mobbingin ispatı konusunda klasik ispat kurallarının sınırları zorlandığından, usul hukukunda yer alan "emare" ve "ilk görünüş ispatı" kavramları Yargıtay tarafından benimsenmiştir. Bu kavrama göre, işçinin anlattığı olayların kendi içinde tutarlılık arz etmesi, olayların hayatın olağan akışına ve tecrübe kurallarına uygun biçimde gelişmesi durumunda kuvvetli bir emarenin varlığı kabul edilir. İşçinin kişilik haklarına, ruhsal ve bedensel sağlığına yönelik ağır saldırıların mevcudiyeti, tek başına mobbingin ispatı için yeterli bir hukuki zemin oluşturur.

Yargılamanın usul boyutu açısından ise mahkemelerin karar verme yöntemine ilişkin katı kurallar hatırlatılmıştır. Bu kapsamda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.141 ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.297 hükümleri dikkate alınmıştır. Anılan yasal düzenlemeler uyarınca, mahkeme kararlarının mutlaka detaylı ve gerekçeli olarak yazılması anayasal bir zorunluluktur. Yargıcın, tarafların öne sürdüğü iddia ve savunmaları, anlaştıkları ve anlaşamadıkları noktaları, toplanan delilleri ve bu delillerin değerlendirilmesi sonucunda ulaşılan nihai hukuki sebepleri kararında açıkça, şüpheye yer bırakmayacak şekilde göstermesi şarttır. Gerekçesiz veya eksik gerekçeli kararlar yasal denetimi imkansız kıldığı için doğrudan bozma sebebidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yerel mahkeme tarafından yapılan incelemede, davacı işçinin ileri sürdüğü psikolojik taciz iddiaları ve toplanan deliller oldukça yüzeysel bir biçimde ele alınmıştır. İlk derece mahkemesi; davacının odasına başka bir personelin yerleştirilmesini, kendisine tahsis edilen şirket aracının geri alınmasını ve sosyal haklarındaki diğer olumsuz değişiklikleri yalnızca işverenin geniş yönetim hakkı çerçevesinde değerlendirmiştir. Bu bağlamda, ortada kasıtlı bir yıldırma eylemi olmadığına kanaat getirilerek, mobbingin kanıtlanamadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

Ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin sergilediği bu yaklaşımı hem maddi hukuk kuralları hem de usul hukuku ilkeleri yönünden hatalı ve son derece eksik bulmuştur. Yüksek Mahkeme'nin değerlendirmesine göre, mobbing iddialarının incelenmesinde işverenin yönetim hakkı sınırlarının iyi niyet kurallarına aykırı biçimde aşılıp aşılmadığı ve uygulanan baskının sistematik bir yapıya bürünüp bürünmediği detaylıca analiz edilmelidir. Somut olayda, davacının anlattığı olaylar zincirinin kendi içinde bir tutarlılık teşkil edip etmediği, kuvvetli emarelerin bulunup bulunmadığı ve yaşananların tipik akışının usul hukukundaki "ilk görünüş ispatı" kuralını sağlayıp sağlamadığı mahkemece yeterince tartışılmamıştır.

Tüm bunların yanında Yargıtay, yerel mahkeme kararının gerekçesinin son derece soyut, matbu ve yetersiz olduğuna özellikle dikkat çekmiştir. Tarafların sunduğu tanık beyanları ve belgelerin, iddia edilen sistematik baskı bağlamında neden yeterli görülmediği kararda somut, denetime elverişli ve hukuki bir dille açıklanmamıştır. Yasal unsurları taşımayan, maddi olgular ile hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağın doğru bir şekilde kurulamadığı böylesi bir mahkeme kararı, Anayasa ve yasalarla güvence altına alınan gerekçeli karar hakkına açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Adaletin tam anlamıyla tecellisi ve yasal denetimin sağlıklı yapılabilmesi için iddia ve delillerin çağdaş iş hukuku ilkeleri ışığında yeniden ve titizlikle değerlendirilmesi zorunludur.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, mahkeme kararının soyut ve yetersiz gerekçeye dayanması ile eksik inceleme yapılması nedenleriyle kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: