Karar Bülteni
DANIŞTAY 8. Daire 2019/7508 E. 2022/6605 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 8. Dairesi |
| Esas No | 2019/7508 |
| Karar No | 2022/6605 |
| Karar Tarihi | 16.11.2022 |
| Dava Türü | Tam Yargı Davası |
| Karar Sonucu | Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Mobbing iddiaları somut hukuki kanıtlarla ispatlanmalıdır.
- Disiplin soruşturması olmaması mobbing iddiasını zayıflatır.
- İdari işlem tesisi tek başına mobbing oluşturmaz.
- Hizmet kusuru için uygun nedensellik bağı şarttır.
Bu karar, kamu kurumlarında çalışan personelin idareye karşı ileri sürdüğü psikolojik taciz (mobbing) iddialarının ispat yükü bakımından ne derece katı standartlara tabi olduğunu hukuken ortaya koymaktadır. İdari yargıda manevi tazminata hükmedilebilmesi için, idarenin haksız eylemi ile meydana gelen zararlı sonuç arasında uygun nedensellik bağının şüpheye yer bırakmayacak şekilde kurulması zorunludur. Karar, somut ve hukuken kabul edilebilir delillerle desteklenmeyen, yalnızca kişinin öznel hissiyatına, varsayımlara veya tek taraflı beyanlara dayalı mobbing iddialarının tazminat sorumluluğu doğurmayacağını net bir biçimde teyit etmektedir.
Benzer uyuşmazlıklarda bu karar, özellikle üniversiteler ve diğer idari kurumlarda yaşanan mesleki anlaşmazlıkların ve çatışmaların doğrudan mobbing olarak nitelendirilemeyeceğine dair güçlü bir emsal teşkil etmektedir. İdare mahkemeleri, mobbing iddiasında bulunan kamu görevlilerinin bu iddialarını adli veya idari soruşturma kararlarıyla, tanık veya somut belgelerle desteklemesini beklemektedir. Kararın uygulamadaki önemi, idari işlemlerden veya görev içi olağan disiplin süreçlerinden kaynaklanan rahatsızlıkların, kurumsal ve sistematik bir bezdiri politikası olduğu hukuken kanıtlanmadıkça tam yargı davalarına dayanak oluşturamayacağını göstermesidir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi bünyesinde görev yapan bir öğretim görevlisi ile üniversite yönetimi arasında cereyan etmektedir. Davacı akademisyen, üniversitede göreve başladığı ilk zamanlardan itibaren bölüm başkanı, meslektaşları ve tanımadığı kişiler tarafından sürekli olarak haksız şikâyetlere maruz bırakıldığını, dışlandığını ve pozisyonuna saygı gösterilmediğini iddia etmiştir. Kurallara uygun hareket etmesi ve öğrencileriyle olan mesafeli tavrı nedeniyle sistematik bir şekilde psikolojik taciz (mobbing) gördüğünü öne süren davacı; bir toplantıda kendisine hakaret edildiğini, öğrencilerle karşı karşıya getirildiğini ve hakkında istifaya davet eden broşürler dağıtıldığını belirtmiştir.
Tüm bu olaylar silsilesi neticesinde kişilik haklarının ağır şekilde saldırıya uğradığını ve psikolojik olarak yıprandığını ifade eden akademisyen, uğradığı zararların karşılığı olarak üniversite rektörlüğüne başvurarak 150.000 TL tutarında manevi tazminat ödenmesini talep etmiş, talebinin reddedilmesi üzerine de idare mahkemesinde bu davayı açmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
İdare hukukunda idarenin mali sorumluluğu, kural olarak hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkelerine dayanmaktadır. Bir kamu görevlisinin görevini ifa ederken maruz kaldığını iddia ettiği mobbing (psikolojik taciz) eylemleri nedeniyle idarenin manevi tazminat ödemekle yükümlü tutulabilmesi için, hukuka aykırı eylem, manevi zarar ve bu ikisi arasındaki uygun illiyet (nedensellik) bağının kesin olarak ortaya konulması gerekmektedir.
İdari yargı içtihatlarında, kamu makamlarının haksız ve kasıtlı tutumlarla personelini yıldırma, soyutlama ve işten uzaklaştırma amacı taşıyan eylemleri mobbing olarak tanımlanmaktadır. Ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.2 kapsamında açılan tam yargı davalarında, bu iddiaların salt soyut beyanlardan ibaret kalmaması, objektif ve hukuken kabul edilebilir delillerle kanıtlanması şarttır.
Bu noktada Danıştay içtihatları, çalışma hayatında karşılaşılan her türlü zorluğun, hoşnutsuzluğun veya yöneticilerin mevzuatın kendilerine tanıdığı denetim ve disiplin yetkilerini kullanmalarının doğrudan mobbing olarak nitelendirilemeyeceğine vurgu yapmaktadır. İdarenin kanuni yetkileri çerçevesinde tesis ettiği görevlendirme veya performans değerlendirme işlemleri, ancak açıkça kişiyi ezme, onurunu zedeleme ve mesleki itibarını yok etme amacı taşıdığı somut vakalarla desteklendiğinde hizmet kusuru teşkil eder. Yerleşik yargısal prensiplere göre, personelin hakkında yürütülen olağan disiplin süreçleri veya amirlerle yaşanan çalışma çatışmaları tek başına mobbing sayılamaz. Mobbingin varlığından söz edilebilmesi için eylemlerin sistematik, sürekli ve kasıtlı olması, kişiyi iş ortamında yalnızlaştırma ve yıldırma kastı taşıması gerekmektedir. Eğer şikâyet konusu eylemlere ilişkin olarak ilgili kamu görevlileri hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet veya disiplin cezası kararları bulunmuyorsa, idari eylem ile zarar arasındaki nedensellik bağı kurulamamış kabul edilir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgeler incelendiğinde, davacı akademisyenin iddia ettiği sistematik psikolojik şiddet ve bezdiri eylemlerinin hukuki ve somut delillerle kanıtlanamadığı görülmüştür. Davacının şikâyetlerine konu ettiği üniversite personeli hakkında mobbing iddiasıyla yürütülen süreçlerde herhangi bir disiplin cezası verilmediği tespit edilmiştir. Dahası, bu kişiler hakkında soruşturma açılmaması yönünde verilen kararlara karşı davacı tarafından yapılan itirazların da bölge idare mahkemesi tarafından reddedilerek kesinleştiği anlaşılmıştır.
Davacıya yönelik mobbing uygulandığını tereddütsüz biçimde ortaya koyan kesinleşmiş bir mahkeme kararının veya idari soruşturma sonucunun bulunmaması, davanın temelini zayıflatan en önemli etken olmuştur. Mahkeme, idari işlemlerden, hizmet kusurlarından veya kamu görevlilerinin kişisel kusurlarından kaynaklanan tazminat davalarının en temel şartı olan "hukuka aykırı eylem ile uğranılan zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunması" koşulunun somut olayda gerçekleşmediğini açıkça ortaya koymuştur.
Kamu görevlilerince veya doğrudan idare tarafından davacıya yönelik bir psikolojik taciz uygulandığına dair hukuken kabul edilebilir nitelikte hiçbir kanıt sunulmamıştır. Salt idari davaya konu edilebilecek bazı tekil idari işlemlerden ve görev içi uyuşmazlıklardan yola çıkılarak mobbing sonucuna ulaşılması ve bu temelde manevi tazminat talebinin kabul edilmesi hukuken mümkün görülmemiştir. İdare Mahkemesince bu gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş, Bölge İdare Mahkemesi de kararı hukuka uygun bularak istinaf başvurusunu reddetmiştir.
Sonuç olarak Danıştay 8. Dairesi, ilk derece ve istinaf mahkemelerinin kararlarının onanması yönünde karar vermiştir.