Anasayfa Karar Bülteni AYM | İzge Hakan Günal | BN. 2018/25425

Karar Bülteni

AYM İzge Hakan Günal BN. 2018/25425

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2018/25425
Karar Tarihi 27.11.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mesleki itibarın zedelenmesi özel hayata müdahaledir.
  • Görevden uzaklaştırma somut gerekçelere dayanmalıdır.
  • İdari tedbirler zorunlu toplumsal ihtiyacı karşılamalıdır.
  • Mahkeme kararları ilgili ve yeterli gerekçe içermelidir.

Bu karar hukuken, kamu görevlileri hakkında yürütülen idari veya adli soruşturmalar kapsamında idare tarafından sıkça uygulanan "görevden uzaklaştırma" tedbirinin, yalnızca standart bir kamu personeli işlemi olarak değerlendirilemeyeceğini, uygulanan bu sert tedbirin kişinin mesleki faaliyetlerine, akademik çalışmalarına ve sosyal itibarına olan etkileri bakımından Anayasa ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına doğrudan bir müdahale teşkil ettiğini çok net biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamu görevlilerinin tabi olduğu statü gereği birtakım sınırlandırmalara ve disiplin kurallarına tabi olmalarının hukuken olağan kabul edildiğini belirtmekle birlikte, idarenin geniş takdir yetkisini kullanırken anayasal ölçülülük ilkesine titizlikle riayet etmesi gerektiğinin altını kalın çizgilerle çizmektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi ise, kurumların ve idarelerin salt bir soruşturmanın varlığına veya mevzuattaki soyut ifadelere dayanarak otomatik olarak kamu görevlilerini görevden uzaklaştıramayacaklarına yönelik getirdiği kesin ve bağlayıcı sınırdır. Yüksek Mahkeme, görevden uzaklaştırma işleminin o anki soruşturmanın selameti için neden mutlak anlamda zorunlu olduğunun, kişinin görevi başında kalmasının somut olarak idareye ve delillere yönelik hangi sakıncaları doğuracağının ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmasını hukuki bir zorunluluk hâline getirmektedir. Ayrıca, idari yargı mercilerinin bu tür kısıtlayıcı idari işlemleri denetlerken müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerçekten gerekli olup olmadığını derinlemesine irdelemeden, salt idarenin genel ve soyut ifadelerini aynen tekrar ederek davanın reddine karar vermelerinin doğrudan hak ihlali doğuracağını açıkça göstermesi bakımından emsal bir nitelik taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, bir tıp fakültesinde profesör unvanıyla ve öğretim üyesi statüsüyle görev yapan başvurucunun, kamuoyunda "Barış İçin Akademisyenler Bildirisi" olarak bilinen metne imza atması sonrasında maruz kaldığı idari işlemlerden kaynaklanmaktadır. Bu imza eylemi nedeniyle ilgili üniversite rektörlüğü tarafından başvurucu hakkında hem disiplin soruşturması hem de ceza soruşturması başlatılmıştır. İlerleyen süreçte ve soruşturma henüz devam ederken rektörlük makamı, delillerin karartılması veya soruşturmanın selameti gibi genel gerekçeler öne sürerek akademisyeni iki ay süreyle görevden uzaklaştırmıştır.

Başvurucu, hakkındaki bu görevden uzaklaştırma kararının hukuken tamamen haksız olduğunu, atılı suçlamanın ve eylemin niteliği gereği delil karartma ihtimalinin bulunmadığını, bu idari işlemin fiilen mesleğini icra etmesini engelleyerek kendisini telafisi güç şekilde mağdur ettiğini belirterek iptal davası açmıştır. Ancak sürece bakan idare mahkemesi ve bölge idare mahkemesi, görevden uzaklaştırmanın yasaya uygun ihtiyati bir önlem olduğunu belirterek açılan davayı esastan reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, parasal haklarından yoksun bırakıldığını, çok önem verdiği akademik çalışmalarının durdurulduğunu ve itibarının haksız yere zedelendiğini ileri sürerek özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Yüksek Mahkemeye başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu incelerken, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan "özel hayata saygı hakkı" ve 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması rejimine dayanarak derinlemesine bir hukuk analizi yapmıştır. İdari uyuşmazlığın çözümü noktasında temel alınan yasal kuralların en başında, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.137 gelmektedir. Bu madde metni uyarınca görevden uzaklaştırma kurumu, devlet kamu hizmetlerinin gerektirdiği hâllerde görevi başında kalmasında açıkça sakınca görülen devlet memurları hakkında alınan geciktirilemez bir ihtiyati tedbirdir. Ancak Mahkeme, idarenin kendisine tanınan bu istisnai yetkiyi kullanırken idari gereklilikler ile bireysel haklar arasında çok adil bir denge kurması gerektiğini belirtmektedir.

Mesleki hayata yönelik ağır idari tedbirlerin, kişinin akademik ve sosyal itibarına, uzun yıllar içinde edindiği mesleki faaliyetlerine olan etkisi belirli bir ağırlık düzeyine ve ciddiyete ulaştığında bu durum doğrudan özel hayata saygı hakkına müdahale olarak nitelendirilmektedir. Yüksek Mahkemenin istikrar kazanmış yerleşik içtihatlarına göre, temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin tamamen haklı görülebilmesi için sadece 667 sayılı KHK veya diğer spesifik yasal düzenlemelere dayanması şeklî anlamda yeterli değildir. Aynı zamanda uygulanan bu müdahalenin, Anayasa'nın 13. maddesinde kesin sınırları belirtilen "demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk" ve "ölçülülük" ilkelerine de eksiksiz biçimde riayet etmesi zorunludur.

Demokratik toplum düzeninin gerekleri kavramı, bir sınırlandırmanın mutlaka zorlayıcı ve ertelenemez bir toplumsal ihtiyacı karşılamasını zorunlu kılar. Ölçülülük ilkesi ise başvurulan kısıtlayıcı aracın amaca ulaşmak için gerçekten elverişli ve zorunlu olmasını, hedeflenen kamu yararı ile bireyin yüklendiği külfet arasında orantısız bir yük getirmemesini ifade etmektedir. Yargı makamlarının, görevden uzaklaştırma gibi temel tedbirleri denetlerken sadece işlemin yetki unsurunu değil, bu tedbirin somut olayda zorunlu olup olmadığını da ilgili gerekçelerle ortaya koyması anayasal bir kuraldır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, alanında uzman bir profesör olan başvurucunun bir bildiriye imza atması nedeniyle hakkında başlatılan idari ve cezai soruşturmalar kapsamında görevden aniden uzaklaştırılmasının, onun bilimsel ve mesleki faaliyetlerine, üniversitedeki akademik itibarına olan son derece ciddi olumsuz etkileri dikkate alındığında, özel hayata saygı hakkına açık ve net bir müdahale teşkil ettiğini tespit etmiştir. Yargılama sürecinde bu müdahalenin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.137 ve olağanüstü hâl dönemi kuralları çerçevesinde kanuni bir dayanağının bulunduğu ve kamu hizmeti düzeninin sağlanması gibi meşru bir amaca hizmet ettiği ilkesel olarak kabul edilse de; asıl anayasal sorun, bu müdahalenin gerçekten demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine somut olarak uygun olup olmadığı noktasında düğümlenmektedir.

Yüksek Mahkeme, somut olay örgüsünde başvurucu hakkında henüz disiplin soruşturması yeni yürütülürken en ağır tedbir niteliğindeki görevden uzaklaştırma uygulamasına başvurulmasının idarenin genel takdir yetkisinde bulunduğunu kabul etmekle birlikte, idarenin uygulamada bu kısıtlayıcı tedbire neden acil ihtiyaç duyduğunu objektif verilerle ortaya koyamadığını saptamıştır. Üniversite rektörlüğü tarafından tek taraflı olarak tesis edilen işlemde, başvurucunun o dönem görevi başında kalmasının delilleri ne şekilde karartacağı veya soruşturmanın selametini somut olarak nasıl tehlikeye düşüreceği hiçbir surette açıklanmamıştır. Daha da önemlisi, idari işlemi denetlemekle görevli derece mahkemeleri de idarenin sunduğu genel, matbu ve soyut gerekçeleri aynen yeterli bulmuş; başvurucunun bilimsel ve mesleki çalışmalarının akamete uğraması, kamuoyu önünde akademik itibarının zarar görmesi gibi kendi özel hayatına yönelik doğan ağır sonuçları hakkında hiçbir hukuki inceleme, dengeleme ve tartışma yapmamıştır.

Bölge İdare Mahkemesi ve ilk derece mahkemesi kararlarında, bu idari müdahalenin hangi zorunlu toplumsal ihtiyacı karşıladığı hususunun ikna edici, uyuşmazlıkla ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmadığını önemle değerlendiren Yüksek Mahkeme, özel hayata saygı hakkının devlete yüklediği pozitif ve negatif yükümlülüklerin yargılama sürecinde açıkça ihlal edildiği kanısına varmıştır. Somut bulgulara dayanmayan idari müdahalelerin ve bu işlemlerin yargı eliyle gereği gibi denetlenmemesinin Anayasa'ya aykırı olduğu vurgulanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: