Karar Bülteni
AYM Ali Çığır BN. 2020/35484
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/35484 |
| Karar Tarihi | 27.11.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mektupların denetlenmesi kanuniliğe dayanmalıdır.
- Evrakın gecikmeli teslimi ölçüsüz bir müdahaledir.
- Yargı kararlarının icrasının geciktirilmesi hak ihlalidir.
- Müdahale demokratik toplum düzeninin gereklerine uymalıdır.
Bu karar, tutuklu veya hükümlülerin uluslararası yargı mercileriyle, özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile yapacakları yazışmaların engellenmesinin veya mahkeme kararlarına rağmen teslim işlemlerinin geciktirilmesinin haberleşme hürriyetine yönelik ağır bir müdahale olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Karar, idarenin uygulamalarının sadece evrakın muhatabına ulaşmasını engellemekle kalmayıp, aynı zamanda yargı kararlarının icrasının zamanında yerine getirilmemesinin de başlı başına bir hak ihlali oluşturacağını hukuken tescillemiştir.
Benzer davalarda emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, mahkeme kararlarının icrasının idare tarafından sürüncemede bırakılamayacağını kamu otoritelerine kesin bir dille hatırlatmaktadır. İnfaz kurumlarının, güvenlik veya kurum düzeni gibi meşru gerekçelerle dahi olsa, yargı mercilerinin verdiği kesinleşmiş iade veya teslim kararlarına karşı eylemsiz kalması ölçülülük ilkesini zedeler. Bu bağlamda, mahpusların savunma hakları ve adil yargılanma süreçlerine katılımları doğrultusunda mahkemelere sunacakları belgelerin korunması ve zamanında teslimi, idarenin en temel anayasal yükümlülükleri arasında yer almaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, Kırşehir E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklu bulunduğu süreçte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bir bireysel başvuru dosyası göndermek istemiştir. Başvurucunun göndermek istediği kırk beş sayfalık dilekçe ve eklerinde, ceza infaz kurumu koşullarına, sağlık sorunlarına, kendisine verilen disiplin cezalarına ve diğer temel ihtiyaçlarına ilişkin birtakım şikâyetler yer almaktadır. Ancak bu evraklar, cezaevi Disiplin Kurulu tarafından hakaret ve yanlış bilgi içerdiği gerekçesiyle sakıncalı bulunarak yok edilmiştir.
Başvurucu bu işleme karşı yaptığı itirazlardan bir sonuç alamayınca Anayasa Mahkemesine başvurmuş ve haklı bulunarak haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine dair karar elde etmiştir. Bu ihlal kararı üzerine yerel mahkemede yeniden yargılama yapılmış ve başvurucunun şikâyeti kabul edilerek evrakların teslimine hükmedilmiştir. Ne var ki cezaevi idaresi bu kararın gereğini zamanında yerine getirmemiş ve belgelerin kopyalarını başvurucuya ancak cezaevinden tahliye edilmesinden çok sonra, bir yılı aşkın bir gecikmeyle teslim etmiştir. Başvurucu, idarenin bu geciktirme eylemi nedeniyle haberleşme hürriyetinin yeniden ihlal edildiğini iddia ederek konuyu Anayasa Mahkemesine taşımıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 22 ile güvence altına alınan haberleşme hürriyeti üzerinde durmuştur. Haberleşme hürriyeti, bireylerin serbestçe iletişim kurabilmesini sağlayan en temel insan haklarından biridir. Ceza infaz kurumlarında bulunan mahpuslar açısından bu hak, kurum disiplini ve güvenliği gibi meşru amaçlarla sınırlandırılabilir niteliktedir. Ancak bu sınırlandırmaların Anayasa m. 13 uyarınca kanunilik, meşru amaç, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük ilkelerine harfiyen riayet edilerek yapılması anayasal bir zorunluluktur.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, mahpusların mektuplarının denetlenmesi ve alıkonulması suretiyle haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerin keyfî olmaması gerekmektedir. İdarenin, mahpusların resmî makamlarla, özellikle de uluslararası yargı mercileriyle olan yazışmalarına yönelik müdahalelerinde daha titiz davranması, hukuki belgeleri ve savunma hakkını kısıtlayıcı eylemlerden kaçınması beklenir.
Öte yandan, yargı mercilerince verilmiş kararların idare tarafından makul ve en kısa sürede icra edilmesi, hukuk devleti ilkesinin tartışılmaz bir gereğidir. Mahkeme kararlarına rağmen idarenin eylemsiz kalması veya teslim yükümlülüklerini makul olmayan bir şekilde bir yıldan fazla geciktirmesi, haberleşme hürriyetine yapılan ölçüsüz bir müdahale olarak değerlendirilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi somut olayı değerlendirirken, öncelikle başvurucunun haberleşme hürriyetine yönelik müdahalenin kanuni dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu kabul etmiştir. Ancak asıl mesele, müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğu ve ölçülülüğü noktasında düğümlenmektedir.
Dosya kapsamındaki verilere göre, Anayasa Mahkemesi daha önce 9 Haziran 2020 tarihinde başvurucunun söz konusu belgelerinin gönderilmemesi nedeniyle ihlal ve yeniden yargılama kararı vermiştir. Bu karar doğrultusunda Kırşehir İnfaz Hâkimliği yeniden yargılama yapmış ve 6 Temmuz 2020 tarihinde başvurucunun şikâyetini haklı bularak kabul etmiştir. Bu kararla birlikte söz konusu belgelerin başvurucuya derhâl teslim edilmesi yasal bir zorunluluk hâline gelmiştir. Buna rağmen ceza infaz kurumu idaresi, önce mektubun yok edildiğini Anayasa Mahkemesine bildirmiş, ardından daha sonra suretlerinin bulunduğunu ifade etmiştir. İnfaz Hâkimliğinin kararından sonra bile söz konusu evraklar çok uzun bir süre başvurucuya verilmemiştir.
Başvurucunun evrak asıllarını ancak cezaevinden tahliye edildiği 18 Ağustos 2021 tarihinden de sonra, 28 Eylül 2021 tarihinde teslim alabildiği anlaşılmıştır. Bu kronolojik tablo, Anayasa Mahkemesinin ve İnfaz Hâkimliğinin kararlarına rağmen başvuruya konu belgelerin bir yılı aşkın bir süre boyunca başvurucuya kasten veya ağır bir ihmal neticesinde teslim edilmediğini açıkça göstermektedir. İdarenin bu gecikmeyi haklı gösterecek geçerli ve makul hiçbir sebep sunamadığı tespit edilmiştir. Mahkeme, yargı kararıyla hukuka aykırılığı kesinleşmiş bir işlemin sonuçlarının ortadan kaldırılmasının bu derece sürüncemede bırakılmasını, demokratik bir toplumda kabul edilemez ve son derece ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun AİHM'e göndermek istediği belgelerin mahkeme kararına rağmen bir yılı aşkın süre gecikmeli olarak teslim edilmesinin demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı gerekçesiyle Anayasa'nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvurucuya 30.000 TL manevi tazminat ödenmesini kabul etmiştir.