Karar Bülteni
AYM B.E. ve Diğerleri BN. 2020/16199
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/16199 |
| Karar Tarihi | 06.01.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Makul süre hesabı yakalama tarihiyle başlar.
- Vekalet ücreti temyizi yargılama süresine dahildir.
- Komisyonun bariz takdir hatası etkili başvuruyu zedeler.
- Beraat kararının kesinleşme tarihi sürenin sonudur.
Anayasa Mahkemesinin bu kararı, uzun süren yargılamalar nedeniyle ihdas edilen Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonunun makul süre hesaplama yöntemlerine yönelik çok önemli ve bağlayıcı hukuki tespitler içermektedir. Karar hukuken, ceza yargılamalarında makul süre incelemesi yapılırken yargılama sürecinin yalnızca iddianame ile başlamadığını, kişinin suç isnadından fiilen etkilendiği arama veya gözaltı gibi koruma tedbirlerinin uygulandığı tarihin başlangıç olarak kabul edilmesi gerektiğini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Ayrıca, esasa ilişkin karar verilmiş olsa dahi, sadece vekalet ücretine yönelik bir temyiz süreci bulunmasının, yargılamanın henüz kesinleşmediği anlamına geldiği ve bu sürenin de makul süre hesabına tam olarak dahil edilmesi gerektiği hukuken tescillenmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, Tazminat Komisyonunun ve bu komisyonun kararlarını denetleyen idare mahkemelerinin takdir yetkilerinin sınırlarını belirlemektedir. Komisyonun, makul süre hesaplamasında mevzuatı dar ve vatandaş aleyhine yorumlayarak bariz takdir hatasına düşmesi, etkili başvuru hakkını zedeleyen bir unsur olarak tanımlanmıştır. Uygulamada, tazminat taleplerinin keyfi veya aşırı şekilci gerekçelerle reddedilmesinin önüne geçilecek, başvurucuların hak arama hürriyetleri daha etkin bir şekilde korunacak ve yargılama süreleri hesaplanırken usuli aşamaların tamamını kapsayan bütüncül bir yaklaşım benimsenecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular B.E., B.B. ve Ş. G., haklarında yürütülen ceza yargılamasının uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvuruda bulunmuşlardır. Olayın temelinde, başvurucuların 2011 yılında gerçekleşen bir nevruz etkinliği sonrasında gözaltına alınmaları ve terör örgütü propagandası yapma ile çeşitli suçlardan yargılanmaları yatmaktadır. Uzun yıllar süren yargılama neticesinde başvurucular atılı suçlardan beraat etmiştir.
Ancak tazminat talebini inceleyen komisyon, yargılama süresini hesaplarken sürenin başlangıcını ev araması ve gözaltı tarihi yerine iddianame tarihi olarak belirlemiş; ayrıca beraat kararı sonrası sadece vekalet ücreti yönünden yapılan temyiz aşamasını hesaba katmamıştır. Bu eksik hesaplama neticesinde davanın makul sürede bittiği sonucuna varılarak tazminat talebi reddedilmiştir. Başvurucular, komisyonun bu yanlış hesaplaması ve itiraz mercii olan Bölge İdare Mahkemesinin de kararı haksız yere onaylaması neticesinde haklarının zedelendiğini belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.40 kapsamında düzenlenen etkili başvuru hakkı çerçevesinde inceleme yapmıştır. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddialarının çözümü için 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun hükümleri uyarınca İnsan Hakları Tazminat Komisyonu oluşturulmuştur.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, etkili başvuru hakkının sağlanması; anayasal bir hakkın ihlal edildiğini ileri süren herkese, iddialarını inceletebileceği erişilebilir ve yeterli giderim sağlama kapasitesine sahip yargısal yolların sunulmasını gerektirir. Bu yolların sadece mevzuatta kâğıt üzerinde bulunması yeterli değildir; pratikte de mağduriyetleri giderme konusunda başarı şansı sunması zorunludur.
Doktrin ve yerleşik yargı kararlarında ceza yargılamasının süresi hesaplanırken sürenin başlangıç tarihi olarak yalnızca iddianamenin kabul tarihi dikkate alınmaz. Kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından fiilen bildirildiği veya kişinin isnattan ilk olarak etkilendiği arama, gözaltı ve tutuklama gibi koruma tedbirlerinin uygulandığı tarih, sürecin başlangıcı kabul edilir. Sürenin sona erdiği tarih ise, uyuşmazlığı esastan veya usulden bitiren suç isnadına ilişkin nihai kararın kesinleştiği tarihtir. Ceza uyuşmazlıklarında yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken; davanın karmaşıklığı, kaç dereceli bir yargılama olduğu, tarafların ve makamların süreçteki tutumu ile kişinin davanın süratle sonuçlandırılmasındaki hukuki menfaatinin niteliği bir bütün olarak göz önünde bulundurulur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken İnsan Hakları Tazminat Komisyonu ve itiraz mercii olan Bölge İdare Mahkemesinin yargılama süresine ilişkin fiili tespitlerini detaylıca incelemiştir. Başvurucular hakkında 24 Mart 2016 tarihinde beraat kararı verilmiş olsa da, bu karar başvurucular vekili tarafından vekalet ücreti yönünden temyiz edilmiş ve Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından 11 Aralık 2017 tarihinde onanarak kesinleşmiştir. Tazminat Komisyonu, sadece vekalet ücretine yönelik bir temyiz başvurusu yapıldığı gerekçesiyle bu aşamada geçen süreyi makul süre hesabına dahil etmemiştir.
Mahkemenin somut olaya ilişkin tespitlerine göre, ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih olarak suç isnadına ilişkin nihai kararın kesinleştiği tarihin alınması anayasal bir zorunluluktur. Temyiz incelemesi bütünüyle sona erene kadar beraat kararı kesinleşmemiş sayılır ve başvurucuların, temyiz incelemesi bitene kadar beraat kararının olumlu hukuki sonuçlarından tam anlamıyla faydalandıklarından söz edilemez.
Aynı şekilde yargılamanın başlangıç tarihi olarak iddianamenin düzenlendiği 6 Nisan 2012 tarihinin esas alınması da Anayasa Mahkemesi tarafından açık bir hata olarak nitelendirilmiştir. Zira başvurucuların ikametgahlarında mahkeme kararı doğrultusunda arama yapıldığı ve gözaltına alındıkları tarih, suç isnadından fiilen ilk etkilendikleri an olup makul sürenin başlangıcı sayılmalıdır.
Tazminat Komisyonunun ve Bölge İdare Mahkemesinin, başlangıç ve bitiş tarihlerini mevzuatın koruma amacına aykırı şekilde dar yorumlayarak yargılamanın makul sürede tamamlandığına dair ulaştıkları sonuç, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla açıkça çelişmektedir. Bu bariz takdir hatası, oluşturulan tazminat başvuru yolunun somut olayda başarı şansı sunma potansiyelini tamamen yitirmesine neden olmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.