Karar Bülteni
AYM Aysel Tuncel ve Yusuf Ayaz BN. 2020/20856
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/20856 |
| Karar Tarihi | 15.05.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahpusların yaşamını korumak devletin temel yükümlülüğüdür.
- Öngörülebilir intihar riskine karşı makul tedbir alınmalıdır.
- Risk taşıyan mahpusların sağlık durumları hassasiyetle izlenmelidir.
- Şüpheli ölümlerde etkili ve bağımsız soruşturma yürütülmelidir.
Bu karar, devletin kendi gözetimi altındaki ceza infaz kurumlarında bulunan kişilerin yaşam hakkını koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını ve standartlarını net bir biçimde çizmektedir. Hürriyeti bağlayıcı cezanın doğası gereği mahpusların psikolojik olarak daha kırılgan ve korumasız bir konumda bulunmaları, idarenin bu kişiler üzerinde daha dikkatli ve özenli bir gözetim yükümlülüğü üstlenmesini zorunlu kılmaktadır. Mahkeme, intihar riskinin öngörülebilir olduğu durumlarda, idarenin sadece rutin işlemleri yapmakla yetinemeyeceğini, mahpusun mental durumuna uygun etkin ve pratik önlemleri alma zorunluluğunu hukuken tescillemiştir.
Ayrıca karar, şüpheli ölüm vakalarında yürütülecek ceza soruşturmalarının şeklî bir incelemeden ibaret olamayacağını, olayın tüm boyutlarıyla, özellikle idarenin ihmali iddialarının bağımsız ve derinlemesine araştırılması gerektiğini vurgulaması açısından emsal teşkil etmektedir. Soruşturma makamlarının, idarenin kusurunu dışlayan peşin kabullerle hareket etmesi ve sorumluların tespitini engelleyen eksik incelemeler yapması, yaşam hakkının usul boyutunun ihlali olarak değerlendirilmiştir. Bu içtihat, benzer mahpus intiharları veya şüpheli ölüm vakalarında, idarenin sorumluluklarının tespitinde ve savcılıkların yürüteceği soruşturmaların niteliğinde yol gösterici bir kılavuzdur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucuların oğlu, cinsel saldırı suçundan hapis cezası alarak cezaevine girmiş ve sonrasında denetimli serbestlik kapsamında tahliye edilmiştir. Ancak tahliye sonrasında toplum içinde gördüğü psikolojik baskılara dayanamayarak kendi rızasıyla tekrar ceza infaz kurumuna dönmüştür. Cezaevine döndükten sonra uyum sorunları yaşayan, geceleri ranzalara vurarak diğer mahkûmları rahatsız eden ve psikolojik sıkıntılar gösteren genç, kendi isteğiyle tek kişilik odaya alınmıştır. Psikiyatri polikliniğine sevki uygun görülmesine rağmen randevu alınamaması sebebiyle cezaevine geri getirilmiş, aynı günün akşamında odasındaki demir korkuluklara asılı hâlde bulunarak hayatını kaybetmiştir. Başvurucu anne ve baba, çocuklarının psikolojik sorunları bilindiği hâlde cezaevi idaresince gerekli önlemlerin alınmadığını, tek kişilik odada tutulmasında idarenin ağır ihmali bulunduğunu ve olaya ilişkin savcılık soruşturmasının eksik yürütülerek takipsizlikle sonuçlandırıldığını ileri sürerek hak ihlali tespiti ve yeniden soruşturma yapılması talebiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkı çerçevesinde ele almıştır. Yaşam hakkı, devlete hem kişilerin yaşamına müdahale etmeme (negatif yükümlülük) hem de yaşamı korumak için gerekli yasal ve idari tedbirleri alma (pozitif yükümlülük) sorumluluğu yüklemektedir.
Ceza infaz kurumlarında gerçekleşen ölüm veya intihar olaylarında devletin koruma yükümlülüğü, mahpusların hürriyetlerinden yoksun bırakılmaları nedeniyle idarenin tam gözetimi ve kontrolü altında olmalarından kaynaklanır. Tutuklu veya hükümlülerin, özgürlüklerinden mahrum kalmalarının doğal bir sonucu olarak psikolojik durumlarının bozulabileceği ve intihar risklerinin artabileceği hukuk düzenince kabul edilmektedir. Bu doğrultuda, ceza infaz kurumu yetkililerinin, kontrolleri altındaki bir kişinin kendisine zarar verme riski taşıdığını bilip bilmedikleri veya bilmelerinin gerekip gerekmediği değerlendirilmeli; öngörülebilir bir risk söz konusuysa bu riski ortadan kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde gerekli önleyici tedbirleri (sağlık takibi, uygun barındırma koşulları, sıkı gözetim) alıp almadıkları incelenmelidir.
Yaşam hakkının usul boyutu ise doğal olmayan her ölüm olayının ardından, sorumluların belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayacak etkili, bağımsız, kapsamlı ve nesnel bir ceza soruşturmasının yürütülmesini gerektirir. Yürütülecek bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını güvence altına almak ve kamu görevlilerinin sorumlulukları altında meydana gelen ölümler nedeniyle hesap vermelerini sağlamaktır. Soruşturma makamlarının resen harekete geçerek tüm delilleri eksiksiz şekilde toplaması ve olayın aydınlatılması için derinlemesine bir inceleme yapması hukuki bir zorunluluktur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olaya ilişkin yaptığı incelemede, öncelikle ceza infaz kurumu yetkililerinin mahpusun intihar riskini öngörebilme ihtimalini değerlendirmiştir. Başvurucuların oğlunun, denetimli serbestlikle tahliye edildikten sonra sırf toplumsal baskı nedeniyle kendi isteğiyle cezaevine dönmesi, kuruma yerleştikten hemen sonra ciddi uyum sorunları yaşaması, geceleri ranzalara vurarak rahatsız edici davranışlar sergilemesi ve ısrarla tek kişilik odada kalmak istemesi, mental açıdan sorunlar yaşadığını gösteren çok net emareler olarak kabul edilmiştir. Olay günü psikiyatri polikliniğine sevki öngörülen ancak muayene olamadan kuruma getirilen ve akşam yemeğini de reddeden mahpusun, risk taşıyan bu belirgin davranışlarına rağmen herhangi bir özel gözetime, kontrole veya takibe tabi tutulmadan tek kişilik odada yalnız bırakılması, idarenin gerekli özeni göstermediğini açıkça ortaya koymaktadır. Mahkeme, idarenin öngörülebilir riski bertaraf etmek için kendisinden beklenen etkin ve pratik önlemleri almadığı sonucuna ulaşmıştır.
Etkili soruşturma yükümlülüğü bakımından yapılan değerlendirmede ise Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma sürecinde olaydaki bu bariz ihmalleri ve yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlaline neden olan hususları hiç irdelemediği tespit edilmiştir. Ceza infaz kurumu yöneticilerinin ifadelerinin alınmaması ve diğer mahpusların bilgilerine başvurulmaması, soruşturmanın özenli ve derinlemesine yürütülmediğini göstermektedir. Etkin ve pratik önlem alma konusunda yetersiz kalan kamu görevlileri hakkında eksik incelemeyle takipsizlik kararı verilerek sorumluların ortaya çıkarılmasının engellendiği anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, devletin yaşamı koruma ve etkili soruşturma yapma yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine hükmederek başvuruyu kabul etmiştir.