Karar Bülteni
AYM 2019/42038 BN.
Anayasa Mahkemesi | Barkın Timtik | 2019/42038 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2019/42038 |
| Karar Tarihi | 15.05.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Cezaevinde disiplin ve güvenlik esastır.
- İfade özgürlüğü mutlak bir hak değildir.
- Kurum düzenini bozan eylemler cezalandırılabilir.
- Mahpusların ifade hürriyeti sınırlandırılabilir.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlülerin ifade özgürlüğü ile kurum güvenliği ve disiplini arasındaki hassas dengeyi hukuken netleştirmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, mahpusların ifade özgürlüğüne sahip olduğunu kabul etmekle birlikte, bu hakkın cezaevi ortamının doğası gereği mutlak olmadığını ve kamu düzeninin korunması amacıyla sınırlandırılabileceğini vurgulamaktadır. Karar, infaz kurumlarındaki düzeni ve güvenliği tehlikeye düşürecek nitelikteki eylemlerin, ifade özgürlüğü koruması kalkanı ardına sığınılarak gerçekleştirilemeyeceğini hukuken tescil etmektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar infaz kurumu idarelerinin disiplin cezası verme yetkilerinin sınırlarını çizerken aynı zamanda cezaevi personelinin görevini güvenle ifa etmesine olanak tanıyan önemli bir hukuki dayanak sunmaktadır. Mahpusların toplu hâlde ve kurum personelini hedef alarak gerçekleştirdikleri protesto niteliğindeki eylemlerin, diğer mahpusları galeyana getirme potansiyeli taşıdığı sürece disiplin yaptırımına tabi tutulabileceği içtihat hâline gelmiştir. Uygulamada, infaz hâkimlikleri ve ceza mahkemeleri için cezaevi içi protesto ve ifade açıklamalarının hangi hâllerde kurumda korku, kaygı veya panik yaratacak eylem olarak nitelendirilebileceğine dair somut bir ölçüt getirilmiştir. Bu yönüyle karar, infaz hukukunda disiplin cezalarının meşruiyetine ve orantılılık ilkesine dair temel bir rehber niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda terör örgütüne üye olma suçundan tutuklu bulunan başvurucunun, sabah sayımı sırasında infaz koruma memurlarına yönelik gerçekleştirdiği bir protesto eylemi ve sonrasında aldığı disiplin cezası etrafında şekillenmektedir. Başvurucu ve beraberindeki bir grup mahpus, sayım için odaya giren görevlilerin üzerine, havalandırma penceresinden işkence iddiaları ve eleştiriler içeren çeşitli büyüklükteki kâğıtları atmıştır. Bu eylem üzerine cezaevi yönetimi, kurumda korku ve panik yaratacak davranışta bulunulduğu gerekçesiyle başvurucuya iki ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası vermiştir. Başvurucu, yazdığı sözlerin tamamen ifade özgürlüğü kapsamında barışçıl bir protesto olduğunu, kurumun düzenini bozmadığını ve cezanın haksız olduğunu belirterek cezanın iptalini talep etmiş; taleplerinin infaz hâkimliği ve ağır ceza mahkemesince reddedilmesi üzerine konuyu Anayasa Mahkemesine taşımıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın ifade özgürlüğünü güvence altına alan 26. maddesi ile ceza infaz mevzuatındaki disiplin kurallarını temel almıştır. Herkes gibi hükümlü ve tutukluların da Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına ve bu bağlamda ifade özgürlüğüne sahip olduğu yerleşik içtihatlarla kabul edilmektedir. Ancak ifade özgürlüğü mutlak bir hak değildir. Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, kamu düzeninin ve güvenliğinin korunması amacıyla bu hakka meşru sınırlamalar getirilebilir.
Ceza infaz kurumlarında düzenli bir yaşamın sürdürülmesi ve disiplinin sağlanması en temel idari görevlerden biridir. Bu kapsamda 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.37 uyarınca, kanun, tüzük ve yönetmeliklerle belirlenen kurallara kusurlu olarak uymayan mahpuslar hakkında disiplin cezaları uygulanması öngörülmüştür. Yine aynı Kanun'un disiplin cezalarını düzenleyen 5275 sayılı Kanun m.43 hükmü, kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söyleyen veya davranışta bulunan mahpuslara ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası verilmesini amirdir.
Yüksek Mahkeme, bir eylemin şeklen disiplin suçunu oluşturmasının ceza vermek için tek başına yeterli olmadığını, eylemin ceza infaz kurumundaki güvenliği, disiplini veya düzenli yaşamı fiilen bozacak nitelikte olması gerektiğini vurgulamıştır. Temel haklara yönelik müdahalelerin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve ölçülülük ilkesine uygun olması şartı, infaz hukukundaki yaptırımlar için de geçerliliğini koruyan en temel hukuki kuraldır. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, ceza infaz kurumu çalışanlarının görevlerini yerine getirirken karşılaştıkları zorlukları da gözetmekte, kurumda tutulan kişiler hakkında uygulanacak yaptırımların adalet ve nesafet esaslarına uygun olması gerektiğinin altını çizmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken başvurucunun sayım sırasında görevli memurların üzerine attığı kâğıtlarda yer alan ifadelere odaklanmıştır. Kâğıtlarda yer alan ve doğrudan kurumda görevli olan bir personeli ismiyle hedef alan sözlerin salt bir eleştiri veya düşünce açıklaması sınırlarını aştığı tespit edilmiştir. Mahkeme, ceza infaz kurumunda tutulan bir kişinin, kurum görevlilerinin işlemlerine karşı diğer mahpusları etkileyecek ya da galeyana getirecek sözler sarf etmesinin kurum güvenliğini ve disiplinini açıkça zafiyete uğratacağını belirtmiştir.
Olayın gerçekleşme biçimi de Mahkeme tarafından kritik bir unsur olarak değerlendirilmiştir. Sayım işleminin gerçekleştiği sırada birden fazla mahpusun organize bir şekilde ve toplu olarak söz konusu kâğıtları görevlilerin üzerine atması, basit bir ifade özgürlüğü kullanımı değil, ceza infaz kurumunun otoritesine ve disiplinine yönelik toplu bir eylem olarak nitelendirilmiştir. Bu eylemin diğer mahpusları kışkırtma ve kurumda bir gerginlik ortamı yaratma potansiyeline sahip olduğu kabul edilmiştir.
Başvurucunun, idarenin eylemlerine karşı şikâyet hakkını kullanarak adli ve idari mercilere başvurma imkânı varken, tepkisini doğrudan personeli hedef alarak ve toplu bir fiille göstermesi meşru bir hak arama yöntemi olarak görülmemiştir. Yazıların muhatabında korku, kaygı veya panik yaratma potansiyeli taşıdığı hususundaki derece mahkemelerinin tespitleri yerinde bulunmuştur. Verilen iki ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasının, sağlanan disiplin ve güvenlik menfaati karşısında orantılı ve zorunlu bir tedbir olduğu kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun eylemine uygulanan disiplin cezasının demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olduğuna kanaat getirerek, ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar vermiştir.