Karar Bülteni
AYM Gencer Demirkaya BN. 2019/21165
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2019/21165 |
| Karar Tarihi | 15.05.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kolluk gücü kullanımı zorunlu ve orantılı olmalıdır.
- Kötü muamele iddiaları derhâl ve bağımsızca soruşturulmalıdır.
- Soruşturmada şüphelilerin mensup olduğu birim tarafsız olamaz.
- Sadece kolluk tutanaklarına dayanılarak takipsizlik kararı verilemez.
Bu karar, kolluk kuvvetlerinin arama ve el koyma işlemi sırasında şüpheli sıfatı dahi taşımayan üçüncü kişilere yönelik güç kullanımının hukuki sınırlarını ve olay sonrasında yürütülmesi gereken idari ve cezai soruşturmanın niteliğini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, bireylerin temel haklarının hatırlatılması veya kolluğun işlemlerine sözlü itiraz edilmesi hâlinde uygulanan şiddetin, güvenlik ve asayiş kisvesi altında meşrulaştırılamayacağını, bu tür eylemlerin doğrudan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağını ihlal ettiğini teyit etmiştir. Soruşturma makamlarının sadece kolluk tarafından tek taraflı hazırlanan evrak üzerinden değerlendirme yapması hukuka aykırı bulunmuştur.
Özellikle kolluk görevlilerinin bizzat karıştığı iddia edilen fiziki şiddet ve darp olaylarında, olayı gerçekleştiren kolluk birimi ile delilleri toplayan soruşturma biriminin aynı olmasının soruşturmanın bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesine çok ciddi bir gölge düşüreceği vurgulanmıştır. Savcılık makamının, kamera kayıtları ve tanık beyanları gibi elde edilebilir objektif delilleri titizlikle toplamadan, sadece operasyonu icra eden birimin "özel harekât personeli maskeliydi", "güvenlik ihlali oluşur" veya "tanıklar akraba olduğu için tarafsız olamaz" şeklindeki soyut ve temelsiz savunmalarına itibar ederek takipsizlik kararı vermesi, devletin etkili soruşturma yükümlülüğünün açık ve ağır bir ihlali olarak nitelendirilmiştir.
Emsal niteliğindeki bu karar, kolluk şiddeti iddialarına yönelik savcılık soruşturmalarının sadece şeklen değil, esastan ve maddi gerçeği ortaya çıkaracak şekilde nasıl yürütülmesi gerektiğine dair önemli bir rehber niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, sabahın çok erken saatlerinde, özel harekât polis ekiplerinin yürütülen bir ceza soruşturması kapsamında arama ve gözaltı işlemi yapmak üzere bir eve baskın düzenlemesiyle başlamıştır. Evde ikamet eden ve mesleği avukat olan Gencer Demirkaya, polis memurlarından arama kararını görmek istemiş ve aramanın hukuka, yasal mevzuata uygun bir şekilde yapılması gerektiği hususunda memurları sözlü olarak uyarmıştır. İddiaya göre, kapıyı kırmak suretiyle içeri giren polis memurları, bu hukuki uyarı üzerine avukata yönelik fiziksel ve sözlü şiddet eylemlerinde bulunmuştur. Yaşanan arbede sırasında duvara itilen, boğazı sıkılan, boyun, omuz ve bacağından tekmelenerek yaralanan başvurucu, hastaneden darp raporu temin etmiş ve şiddet uygulayan polis memurları hakkında Cumhuriyet başsavcılığına resmi suç duyurusunda bulunmuştur. Savcılık ise olaya dair kamera kaydı bulunmadığı ve maskeli polislerin kimliğinin tespit edilemeyeceği yönündeki kolluk tutanağına dayanarak takipsizlik kararı vermiştir. Başvurucu, sulh ceza hâkimliğine yaptığı itirazın da kesin olarak reddedilmesi üzerine, haksız yere polis şiddeti gördüğünü ve şikâyetiyle ilgili etkili bir soruşturma yürütülmediğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu somut uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa m. 17 hükmü kapsamında güvence altına alınan "kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı" ile "işkence, eziyet ve kötü muamele yasağı" temel ilkelerine dayanmıştır.
Bu bağlamda modern hukuk devletinin, vatandaşlarına karşı hem negatif hem de pozitif olmak üzere iki temel yükümlülüğü bulunmaktadır. Negatif yükümlülük, devletin yetki verdiği kamu görevlilerinin bireylere hiçbir surette insanlık dışı, onur kırıcı veya aşağılayıcı muamelede bulunmamasını gerektirirken; pozitif yükümlülük, bu tür insan hakları ihlallerini önlemeyi ve söz konusu iddialar gündeme geldiğinde derhâl, bağımsız, şeffaf ve etkili bir ceza soruşturması yürütmeyi zorunlu kılmaktadır. Kötü muamele yasağının maddi boyutu doğrudan güç kullanımının kendisini, usul boyutu ise bu gücün denetlenmesi için yapılan soruşturmayı kapsar.
Kolluk kuvvetlerinin zor kullanma ve güç uygulama yetkisi sınırsız değildir. Bu yetki, yalnızca başkaca bir idari veya adli tedbirin yetersiz kaldığı istisnai hâllerde ve fiilî direnişi kırmak amacıyla, katı bir orantılılık ilkesine uygun olarak kullanılabilir. Zor kullanmanın yasal sınırları aşması durumunda gerçekleştirilen eylem, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun açık ihlali anlamına gelir. Ayrıca, kullanılan gücün somut olayda zorunlu ve orantılı olduğunu ispat etme külfeti tamamen kamu makamlarına aittir.
Etkili bir soruşturma yükümlülüğü ise kolluk şiddeti veya kötü muamele iddiaları karşısında savcılık makamının resen, derhâl ve her türlü etki veya baskıdan uzak bir şekilde harekete geçmesini gerektirir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında şekillenen ceza yargılaması ilkeleri uyarınca, soruşturmanın fiilen ve hukuken bağımsızlığı esastır. Muhtemel faillerin bizzat görev yaptığı kolluk biriminin delil toplama sürecinde aktif olarak kullanılması, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesini kökünden zedeler.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olaydaki ihlal iddialarını incelerken kolluk kuvvetlerinin arama faaliyeti sırasında, arama kararında ismi geçmeyen ve şüpheli konumunda dahi olmayan başvurucuya yönelik güç kullanımının haklılığını detaylı biçimde irdelemiştir. Başvurucunun polisin arama yapmasına fiilen engel olduğuna dair dosyada hiçbir somut delil bulunmadığı gibi, olay sonrasında hakkında başlatılmış bir "görevi yaptırmamak için direnme" soruşturması da mevcut değildir. Olay sonrasında bizzat polisler tarafından düzenlenen ilk tutanaklarda da evin dış kapısının içeridekiler tarafından geç açılması dışında herhangi bir direnişten söz edilmemiştir. Sadece yasal haklarını hatırlatan başvurucunun boyun, omuz ve bacak bölgelerinde tıbbi raporla sabit olan yaralanmalara neden olacak düzeyde fiziksel güç kullanılması, Mahkeme tarafından tamamen orantısız ve gereksiz bulunmuş; bu fiil insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak hukuken nitelendirilmiştir.
Olayın usul boyutu olan soruşturma evresi ele alındığında ise, Cumhuriyet başsavcılığı makamının etkili, bağımsız ve kapsamlı bir inceleme yapmadığı net bir biçimde tespit edilmiştir. Savcılık, darp şikâyeti üzerine evde bulunan hiçbir tanığın ifadesine başvurmamış, olayı aydınlatmak yerine sadece operasyonu gerçekleştiren terörle mücadele biriminden bilgi ve belge talep etmekle yetinmiştir. Faillerin aktif olarak görev yaptığı kolluk biriminin kendi suçlarına dair delil toplamakla görevlendirilmesi, soruşturmanın tarafsızlığına ve bağımsızlığına telafisi imkânsız bir gölge düşürmüştür.
Bununla birlikte, başvurucunun savcılık kararına yönelik itiraz dilekçesinde, olaya ilişkin görüntülerin yerel internet haber sitelerinde yer aldığını açıkça belirterek dosyaya bir video çıktısı sunmasına rağmen, ne savcılık ne de itirazı inceleyen sulh ceza hâkimliği bu nesnel delili araştırma zahmetine girmiştir. Kolluğun "özel harekât personeli maskeliydi tespit edilemez", "güvenlik riski nedeniyle kamera kaydı alınmadı" ve "akrabalar şeffaf tanıklık yapamaz" şeklindeki tamamen soyut, peşin hükümlü ve temelsiz savunmalarına mutlak surette itibar edilerek hızlıca takipsizlik kararı verilmesi, devletin tarafsız ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü açıkça ihlal etmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.