Karar Bülteni
AYM Hasan Hüseyin Avşar BN. 2021/4
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/4 |
| Karar Tarihi | 15.05.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- - İmar uygulamaları mülkiyet hakkına müdahale teşkil edebilir.
- - Mülkiyetin kullanımının düzenlenmesi kamu yararı amacı taşır.
- - Müdahalenin ölçülülüğünde şahsi külfetin ağırlığı incelenir.
- - Etkin itiraz yollarının varlığı orantısız külfeti engeller.
Bu karar, imar hukuku kapsamında yan parsele verilen inşaat ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesinin, komşu taşınmaz malikinin mülkiyet hakkına olan etkilerini değerlendirmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, idarenin imar planlarına ve mevzuata uygun olarak gerçekleştirdiği parselasyon işlemleri sonucunda düzenlediği yapı ruhsatlarının, devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etme ve düzenleme yetkisi kapsamında kaldığını net bir şekilde ortaya koymuştur. Kamu makamlarının düzenli ve planlı kentleşmeyi sağlama hedefi, mülkiyet hakkının sınırlandırılmasında son derece meşru bir kamu yararı amacı olarak kabul edilmiştir.
Öte yandan karar, komşu parseldeki yasal yapılaşma nedeniyle kendi taşınmazının değerinin düştüğünü, cephesinin kapandığını veya kullanımının zorlaştığını iddia eden maliklerin başvurabileceği hukuki yolları göstermesi açısından da emsal teşkil etmektedir. Yüksek Mahkeme, iptal davalarının yanı sıra muhtemel zararların giderilmesi için idari yargıda tam yargı davası açılabilme imkânının bulunmasını, kişiye aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklenmediğinin en önemli göstergelerinden biri olarak kabul etmiştir. Bu yaklaşım, benzer imar uyuşmazlıklarında kamu yararı ile bireysel mülkiyet hakkı arasındaki adil dengenin idari ve yargısal mercilerce nasıl gözetilmesi gerektiğine dair oldukça somut bir çerçeve çizmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Hasan Hüseyin Avşar, evine bitişik konumda bulunan yan parseldeki taşınmaz için belediye encümeni tarafından verilen inşaat ruhsatı ile yapı kullanma izin belgesinin iptali istemiyle dava açmıştır. Uyuşmazlığın temelinde, belediyenin daha önce mahkeme kararıyla iptal edilen bir inşaat ruhsatının yerine, alanda yeni bir parselasyon işlemi yaparak yan parsel sahibine yeniden inşaat izni vermesi yatmaktadır. Başvurucu, komşusuna sağlanan bu yeni yapılaşma izni nedeniyle kendi evinin güney cephesinin tamamen kapanacağını ve evinin üç taraftan bitişik nizam hâline gelerek konut vasfını yitireceğini iddia etmiştir. Yaşanan bu imar uygulamasının ciddi bir haksızlık yarattığını belirten başvurucu, idari yargıda açtığı iptal davasının reddedilmesi ve kararın istinaf aşamasında da onanarak kesinleşmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle mülkiyet hakkının kapsamını, niteliğini ve hukuki sınırlandırılma koşullarını etraflıca dikkate almıştır. Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak özel güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı vermektedir. Mülk sahibinin bu temel yetkilerinden herhangi birinin daraltılması veya sınırlandırılması mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir. Bu çerçevede, idarenin parselasyon işlemi yapması, inşaat ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi vermesi işlemleri, kamu makamlarının mülkiyetin kullanımını düzenleme ve kontrol etme yetkisi kapsamında değerlendirilmektedir.
Mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Anayasa'ya uygun kabul edilebilmesi için müdahalenin mutlaka kanuni bir dayanağının bulunması, meşru bir kamu yararı amacı taşıması ve ölçülü olması gerekmektedir. İmar uygulamaları ve ruhsatlandırma işlemleri açısından müdahalenin temel dayanağını 3194 sayılı İmar Kanunu m. 18 ve 3194 sayılı İmar Kanunu m. 30 düzenlemeleri oluşturmaktadır. Kanuni dayanağı açık olan bu idari müdahalenin temel amacı, yerleşim yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun şekilde teşekkül etmesini sağlamak ve toplumun can ile mal güvenliğini korumaktır.
Bununla birlikte, kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla idare tarafından yapılan müdahalenin ölçülülük ilkesine de tam uyum sağlaması, yani malike şahsi olarak aşırı ve olağan dışı ağır bir külfet yüklememesi şarttır. Ölçülülük incelemesinde, malikin hak arama hürriyeti kapsamında bilgi ve delillerini etkin bir şekilde yargı mercileri önünde ileri sürme imkânına sahip olup olmadığı incelenir. Ayrıca, meydana geldiği iddia edilen haksız zararların tazmini için 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında tam yargı davası açma imkânının bulunup bulunmadığı da müdahalenin orantılılığı açısından büyük önem taşımaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı incelerken öncelikle başvurucuya ait evin bitişiğindeki yan parsel için belediye tarafından inşaat ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi verilmesinin, etki ve sonuçları itibarıyla doğrudan doğruya başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiğini tespit etmiştir. Yüksek Mahkeme, idare tarafından tesis edilen bu ruhsatlandırma işlemlerinin mülkiyetin kullanımını düzenleme ve kontrol yetkisi çerçevesinde gerçekleştirildiğini ve tüm işlemlerin kanuni bir dayanağa sahip olduğunu belirlemiştir. Yeni imar planlarına ve usulüne uygun yapılan parselasyon işlemlerine istinaden gerçekleştirilen bu sürecin, düzenli ve planlı kentleşmeyi sağlama amacına hizmet ettiği, dolayısıyla güçlü bir kamu yararı taşıdığı ve meşru bir temele dayandığı açıkça ifade edilmiştir.
Ölçülülük ilkesi yönünden yapılan derinlemesine incelemede ise başvurucunun hukuki sürece etkin katılımı ve Türk hukuk sisteminin sunduğu yasal imkânlar titizlikle değerlendirilmiştir. Başvurucunun, mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini ileri sürdüğü idari işlemlere karşı çeşitli iptal davaları açtığı, tüm bilgi ve delillerini, iddia ve savunmalarını etkin bir şekilde idari yargı mercileri önünde ileri sürebildiği saptanmıştır. Yargılama aşamalarında uyuşmazlık konusu alanda mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, başvurucunun tüm iddialarının mahkemeler tarafından etraflıca tartışılarak gerekçelendirildiği görülmüştür.
Bununla birlikte, yan parsele verilen yasal inşaat izni ve bu yapılaşma sebebiyle başvurucunun evinin değer kaybettiği veya konut vasfını yitirdiği gibi zarara uğrama iddiaları bakımından, idari yargıda tam yargı davası açılarak zararın tazmininin istenebileceği hukuki yolların sistemde mevcut olduğu vurgulanmıştır. Başvurucunun bu etkin hukuki yolları işletebilme imkânı bulunması karşısında, söz konusu imar ve ruhsat işlemlerinin başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir şahsi külfet yüklemediği kanaatine varılmıştır. İdarenin imar uygulamalarıyla sağladığı kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkı arasındaki adil dengenin hiçbir suretle bozulmadığı ve yapılan idari müdahalenin ölçülülük sınırları içinde kaldığı değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, mülkiyet hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.