Karar Bülteni
AYM 2020/33629 BN.
Anayasa Mahkemesi | Akın Ülküner ve Diğerleri | 2020/33629 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/33629 |
| Karar Tarihi | 15.05.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kamulaştırma bedeli malike ödenmek üzere ayrılmalıdır.
- Bedelin bloke edildiği malike usulünce bildirilmelidir.
- Gerçek karşılık ödenmeden kamulaştırma işlemi tamamlanamaz.
- Mülkiyet hakkı usule ilişkin güvencelerle korunmalıdır.
Bu karar, kamulaştırma işlemlerinde taşınmaz maliklerine yönelik tebligatın ve bedelin ödenmesi usulünün anayasal mülkiyet hakkı bağlamında ne derece kritik bir role sahip olduğunu hukuken tescil etmektedir. Anayasa Mahkemesi, yalnızca idare tarafından kamulaştırma bedelinin bir banka hesabına bloke edilmesinin yeterli olmadığını, bu bedelin hak sahipleri tarafından fiilen erişilebilir olmasının ve bloke işleminin ilgililere usulüne uygun şekilde bildirilmesinin zorunlu olduğunu vurgulamaktadır. Hak sahiplerinin usulünce haberdar edilmediği bir bloke işlemi, mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.
Uygulamada sıkça karşılaşılan eski tarihli kamulaştırmalar ve mirasçılara intikal eden taşınmaz uyuşmazlıkları bakımından bu karar, idarelere ve yerel mahkemelere net bir emsal oluşturmaktadır. Özellikle maliklerin çok önceden vefat ettiği durumlarda, mirasçıların sürece dâhil edilerek bedel ödeme süreçlerinin şeffaf biçimde işletilmesi gerektiği içtihat altına alınmıştır. Bu durum, mülkiyetin kamuya geçişi aşamasında vatandaşın mağdur edilmemesi, adil dengenin bozulmaması ve Anayasa güvencesinde yer alan gerçek karşılığın ödenmesi ilkesinin kâğıt üzerinde kalmaması açısından büyük önem taşımaktadır. Kamulaştırma bedeline ulaşma imkânı sağlanmayan hak sahiplerinin mülkiyet hakkının ihlal edildiği bu karar ile güçlü bir biçimde ortaya konmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucuların miras bırakanlarına ait İzmir ili Gaziemir ilçesinde bulunan taşınmazın bir kısmı, 1979 yılında Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırılmıştır. İlgili idare, kamulaştırma bedelinin bankaya bloke edildiğini belirterek 1983 yılında tapu iptal ve tescil davası açmıştır. Ancak mahkeme sürecinde, asıl maliklerin kamulaştırma kararından çok uzun yıllar önce, 1930 ve 1932 yıllarında vefat ettiği anlaşılmış ve mirasçılar davaya dâhil edilmiştir. Yerel mahkeme, mirasçıların vekilleri aracılığıyla davayı kabul ettiklerini belirterek 1984 yılında taşınmazın idare adına tesciline karar vermiştir. Başvurucular, uzun yıllar sonra bu kararı temyiz ederek, kamulaştırma işleminin ve bedelin bloke edildiğinin kendilerine bildirilmediğini, davayı kabule yönelik geçerli bir imzalı beyanlarının bulunmadığını ve kamulaştırma bedelinin fiilen ödenmediğini iddia etmişlerdir. Derece mahkemelerinden ve Yargıtay aşamasından olumlu bir sonuç alamayan mirasçılar, bedel ödenmeksizin tescil kararı verilmesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ve Anayasa'nın 46. maddesi ile korunan kamulaştırma kurallarını temel almıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye sahibi olduğu eşya üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi veren anayasal bir haktır. Bir taşınmazın kamulaştırılarak idare adına tescil edilmesi, mülkiyet hakkına yapılmış en ağır müdahalelerden biri olan mülkten yoksun bırakma eylemini teşkil eder.
Kamulaştırma işlemlerinin hukuka uygun kabul edilebilmesi için mutlaka kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesine riayet etmesi gerekmektedir. Anayasa'nın 46. maddesi uyarınca, kamulaştırmanın en temel anayasal güvencesi taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesidir. Gerçek karşılık ödenmeden mülkiyetin kamuya geçirilmesi, malik aleyhine orantısız bir külfet yaratarak mülkiyet hakkını açıkça ihlal eder.
Uyuşmazlık döneminde uygulanan mülga 6830 sayılı İstimlak Kanunu m. 13 ve 6830 sayılı İstimlak Kanunu m. 17 hükümleri, kamulaştırma işleminin, alınan kararın ve ilgili planların hak sahiplerine noter vasıtasıyla usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesini emretmektedir. İdare tarafından kamulaştırma bedelinin tek taraflı biçimde bir banka hesabına bloke edilmesi, maliklerin haklarının korunması için yeterli sayılamaz. Hak sahiplerinin bu hesaba ve yatırılan meblağa erişebilmesi için gerekli usuli adımların tamamlanması, bloke işleminin ve bedelin varlığının ilgililere bildirilmesi anayasal bir zorunluluktur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu olayda taşınmazların kamulaştırılmasının konut, sanayi ve kamu hizmetleri için arsa sağlama gayesi taşıdığını, bu yönüyle kamu yararı amacı güttüğünü tespit etmiştir. Ancak müdahalenin ölçülülük ve orantılılık boyutu kapsamında ciddi usuli eksiklikler saptanmıştır.
Başvurucular, kamulaştırma bedelinin bloke edildiğinden haberdar edilmediklerini ve taşınmazın bedeli ödenmeden idare adına tescil edildiğini vurgulamışlardır. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma bedelinin idarece tek taraflı olarak bir bankaya bloke edilmesinin, taşınmazın gerçek karşılığının ödendiğinin kabulü için tek başına yeterli olmadığını belirtmiştir. Maliklerin veya yasal mirasçılarının söz konusu bedele gerçekten kavuşabilmeleri için, bloke işleminden ve paranın varlığından usulüne uygun olarak haberdar edilmeleri gerekmektedir.
Yerel mahkemenin yürüttüğü tapu iptal ve tescil davasındaki süreç incelendiğinde, asıl maliklerin kamulaştırma işleminden on yıllar önce vefat ettiği açıkça tespit edilmesine rağmen, davaya dâhil edilen mirasçıların bloke işleminden ne şekilde haberdar edildikleri hususunun aydınlatılmadığı görülmüştür. Yargılama makamları, başvurucuların kamulaştırma işleminin usulüne uygun yapılmadığına ve bedelin kendilerine ödenmediğine ilişkin esaslı itirazlarını ilgili ve yeterli bir gerekçe ile tartışmamış, bu iddiaları tamamen yanıtsız bırakmıştır. Bu durum, mülkiyet hakkının korunmasında devlete düşen usule ilişkin anayasal güvencelerin somut olayda işletilmediğini göstermektedir. Dolayısıyla başvurucuların mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında bulunması gereken adil denge, başvurucular aleyhine orantısız biçimde bozulmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir / başvuruyu kabul etmiştir.