Karar Bülteni
AYM Tahsin Gündüz BN. 2020/10519
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 2. Bölüm |
| Başvuru No | 2020/10519 |
| Karar Tarihi | 15.04.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahpusların süreli yayınlara erişimi ifade özgürlüğündendir.
- Yayın temini için kurumlar idari araştırma yapmalıdır.
- Tedarikçide bulunmama gerekçesi tek başına yeterli değildir.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların süreli ve süresiz yayınlara erişim hakkının, anayasal güvence altında olan bilgi ve kanaatlere ulaşma hürriyeti ile ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğunu hukuken tescil etmektedir. Mahpuslar, bedelini kendi emanet para hesaplarından karşılamak şartıyla diledikleri yasal yayınlara ulaşma hakkına sahiptir. İdarelerin, talep edilen yayının yalnızca kurumun anlaşmalı olduğu tedarikçi firmada bulunmadığı gerekçesiyle bu talepleri reddetmesi, ifade özgürlüğüne yönelik orantısız, haksız ve şeklî bir müdahale olarak nitelendirilmiştir.
Kararın emsal etkisi, ceza infaz kurumu idarelerine mahpusların yayın taleplerini karşılama konusunda daha proaktif bir tutum sergileme ve özen yükümlülüğü getirmesidir. İdareler artık yalnızca tedarikçide yok diyerek yayın taleplerini doğrudan reddedemeyecek; posta, kargo veya farklı bayiler aracılığıyla yayının temin edilip edilemeyeceğini araştırmak zorunda kalacaktır. Uygulamadaki önemi ise mahpusların haberleşme ve bilgi alma haklarının eksik idari işlemlerle kısıtlanmasının önüne geçilmesi, infaz hâkimliklerinin de bu tür şikâyetleri incelerken idarenin yasal araştırma yükümlülüğünü ne derece yerine getirdiğini sıkı bir şekilde denetlemesi gerektiğinin altını çizmesidir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Manisa E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda terör örgütüne üye olma suçundan hükümözlü olarak tutulan başvurucu, bedeli kendi emanet para hesabından karşılanmak üzere belirli bir gazeteye abone olmak için cezaevi idaresine başvurmuştur. İdare, talep edilen gazetenin anlaşmalı olunan tedarikçi firmanın dağıtım listesinde bulunmadığını ve kurum aracılığıyla özel abonelik tesis edilemeyeceğini belirterek bu talebi reddetmiştir. Başvurucu, gazete aboneliği talebinin reddedilmesinin yanı sıra kurumdaki sosyal, kültürel faaliyetlere katılamadığı ve din görevlisiyle görüşemediği gerekçeleriyle infaz hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. İnfaz hâkimliği ve ağır ceza mahkemesince itirazları reddedilen başvurucu, haber ve fikir alma hürriyetinin kısıtlandığını belirterek ifade özgürlüğü ile diğer anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.26 kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile bilgi ve kanaatlere ulaşma hürriyetini temel almıştır. Mahpusların dış dünyayla iletişim kurması, meydana gelen olaylar ve fikirler hakkında zamanında haber alması, demokratik toplum düzeninde ifade özgürlüğünün en somut yansımalarından biri olarak kabul edilmektedir.
İnfaz kurumlarındaki yayınlara erişim süreçleri, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.62 çerçevesinde düzenlenmektedir. Anılan kanun maddesi uyarınca hükümlü ve tutuklular, ücretini kendi emanet para hesaplarından karşılamak şartıyla kurum aracılığıyla süreli veya süresiz yayınlara ulaşma hakkına sahiptir. Kuruma dışarıdan gelen veya mahpusların bizzat satın aldıkları yayınların ilgililere verilip verilmeyeceği hususu ise 5275 sayılı Kanun m.3 ve m.62 hükümleri ışığında, kurum idaresinin güvenlik, disiplin ve ıslah amaçlı denetimine tabidir.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, anayasal bir hak olan ifade özgürlüğüne ve temel haklara yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve mutlaka orantılı olması şarttır. İdare, bir yayının kuruma kabulünü reddederken bu yayının kurum güvenliğini, düzenini veya mahpusun ıslah sürecini nasıl bozacağını somut olgularla ortaya koymalıdır. Salt yayının anlaşmalı olunan kısıtlı sayıdaki tedarikçide bulunmaması, yayının içeriğinden tamamen bağımsız şeklî bir engel olup, ifade özgürlüğünün kısıtlanması için haklı, ilgili ve yeterli bir gerekçe oluşturmaz. İdareden beklenen, mahpusun bu yöndeki talebini karşılamak adına posta, kargo veya farklı yerel bayiler üzerinden alternatif temin yöntemlerini araştırması ve kendine düşen yasal özen yükümlülüğünü hakkıyla yerine getirmesidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle başvurucunun sosyal faaliyetler ve din görevlisi ile görüşme taleplerinin idarece daha sonraki bir tarihte kabul edilerek çözüme kavuşturulduğunu tespit etmiş, bu nedenle bu iddialar yönünden incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden kalmadığı için davanın düşmesine karar vermiştir. İfade özgürlüğü yönünden yapılan esas incelemede ise, başvurucunun kendi emanet hesabından ücretini ödeyerek talep ettiği gazetenin, sırf idarenin anlaşmalı olduğu tedarikçi firmada bulunmadığı gerekçesiyle verilmemesi ve talebin reddedilmesi değerlendirilmiştir.
Mahkeme, ceza infaz kurumu idaresinin talep edilen yayının temini için gerekli olan asgari inceleme ve araştırmayı yapmadığını tespit etmiştir. İdarenin, söz konusu gazetenin diğer bayilerde bulunup bulunmadığını araştırmadan, ilgili gazeteyle yazışma yapmadan veya posta/kargo yoluyla temin edilme imkânını hiç değerlendirmeden doğrudan ret kararı vermesi, özen yükümlülüğünün açık ihlali olarak nitelendirilmiştir. İnfaz Hâkimliğinin de idarenin bu şeklî gerekçesine dayanarak itirazı reddetmesi ve alternatif temin yollarının araştırılmamasına göz yumması, ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığını ve demokratik bir toplumda gerekli olmadığını ortaya koymuştur.
Süreli bir yayının sadece belli bir tedarikçide bulunmaması, mahpusun bilgiye erişim hakkının kısıtlanması için haklı ve geçerli bir mazeret olarak kabul edilemez. İdarenin ve derece mahkemelerinin ret gerekçeleri, başvurucunun ifade özgürlüğünün sınırlanması yönünden ilgili ve yeterli bulunmamıştır. Bu durum, idari işlemde ve yargısal denetimde anayasal güvencelerin göz ardı edildiğini göstermektedir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun bilgi ve kanaatlere ulaşma hürriyetinin haksız gerekçelerle kısıtlanması sebebiyle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.