Karar Bülteni
AYM 2019/41273 BN.
Anayasa Mahkemesi | Nevzat Turgut (2) | 2019/41273 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2019/41273 |
| Karar Tarihi | 10.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahpusların radyodan yararlanması ifade özgürlüğü kapsamındadır.
- Disiplin cezaları kurum güvenliğini bozma şartına bağlıdır.
- Müdahaleler demokratik toplum düzeninde daima zorunlu olmalıdır.
- Gerekçesiz disiplin cezaları ifade özgürlüğünü ihlal eder.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülerin haberleşme ile dış dünyadan bilgiye ulaşma haklarının, anayasal ifade özgürlüğü güvencesi altında olduğunu somut ve bağlayıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Mahpusların dış dünyayla iletişim kurmak ve haber almak amacıyla radyo gibi kitle iletişim araçlarını bulundurmaları kural olarak meşru bir eylemdir. İdarenin bu araçlara yönelik yasaklayıcı müdahaleleri veya ağır disiplin cezası uygulamaları, ancak kurum güvenliğini ve disiplinini somut bir biçimde tehlikeye atan ve ispatlanmış durumlarda hukuka uygun kabul edilebilir. Karar, teknik incelemeden yoksun, varsayımsal gerekçelerle verilen disiplin cezalarının, infaz edilmiş olmaları hâlinde telafisi imkânsız ciddi hak ihlalleri doğurabileceğine hükmetmesi açısından hukuken büyük bir önem taşımaktadır.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar cezaevi idarelerine ve infaz hâkimliklerine disiplin cezası tesis ederken çok daha titiz, kanıta dayalı ve somut gerekçelerle inceleme yapma yükümlülüğü getirmektedir. Mahpusların bulundurdukları eşyaların yasak nitelikte olup olmadığı hususunun çıplak gözle veya şüpheyle değil, teknik bilirkişi raporlarıyla net olarak saptanması gerektiği vurgulanmıştır. Uygulamadaki önemi ise haklı bir gerekçeye dayanmayan ve infazı fiilen gerçekleşen hücre cezalarının sonradan yargı mercilerince iptal edilmesinin oluşan hak ihlalini kendiliğinden ortadan kaldırmayacağı, bu tür durumlarda devletin ihlali telafi etmek için tazminat sorumluluğunun doğacağı yönündeki net duruşundan kaynaklanmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvuruya konu uyuşmazlık, Patnos L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun, kurumda yapılan genel arama sırasında üzerinde bulunan bir radyo nedeniyle on bir gün hücreye koyma disiplin cezası almasından kaynaklanmaktadır. Ceza infaz kurumu idaresi, ele geçirilen radyonun uzun dalga bandına sahip yasaklı bir cihaz olduğunu ve üzerinde oynamalar yapılarak başka amaçlarla kullanılmaya elverişli hâle getirildiğini iddia ederek başvurucuya ağır bir disiplin cezası uygulamış, infaz hâkimliği ve ağır ceza mahkemesi de başvurucunun itirazlarını reddetmiştir. Bu süreçte verilen hücre cezası fiilen infaz edilmiştir.
Ancak aynı olayla ilgili başlatılan kurum dışı adli soruşturmada alınan uzman bilirkişi raporuyla, söz konusu radyonun uzun frekans bandı özelliğine sahip olmadığı saptanmış ve savcılıkça infaz kurumuna yasak eşya sokma suçundan takipsizlik kararı verilmiştir. Bunun üzerine infaz hâkimliği, daha önce verdiği ret kararını ek bir kararla iptal ederek disiplin cezasını kaldırmış olsa da cezanın hâlihazırda çekilmiş olması nedeniyle başvurucu, haksız yere hücrede tutulduğunu, haber alma ve müzik dinleme hakkının kısıtlandığını belirterek ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümü, temel olarak Anayasa'da güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve infaz hukukuna ilişkin yasal düzenlemeler çerçevesinde şekillenmiştir. Anayasa'nın ifade özgürlüğünü düzenleyen 26. maddesi, herkesin bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğüne sahip olduğunu emredici bir kurala bağlamıştır. İnsan hakları hukuku prensiplerine göre bu hak, özgürlüğünden yoksun bırakılmış tutuklu ve hükümlüler için de geçerli olup cezaevinde radyo bulundurarak haber ve fikir almak bu özgürlüğün somut ve doğal bir yansımasıdır.
Hükümlü ve tutuklulara verilecek disiplin cezalarının hukuki dayanağı ise 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.44 hükmüdür. İlgili maddede hücreye koyma cezasını gerektiren fiiller ve yasaklı eşya bulundurma suçları düzenlenmiştir. Ancak aynı Kanun'un genel prensip niteliğindeki 5275 sayılı Kanun m.37 hükmü uyarınca, bir mahpusun eylemine disiplin cezası verilebilmesi için o eylemin sadece kanunda sayılan fiillerden olması kendi başına yeterli değildir; aynı zamanda kurumda düzenli bir yaşamın sürdürülmesini, güvenliği ve disiplini doğrudan ve kusurlu olarak ihlal etmesi şarttır.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, temel hak ve özgürlüklere yapılacak müdahalelerin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması, yani zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve ölçülü olması gerekmektedir. Ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin mutlak surette sağlanması meşru bir amaç olmakla birlikte, mahpuslara verilecek her türlü disiplin cezasının, ilgili eylemin kurum güvenliğini nasıl ve ne derece bozduğuna dair ilgili, açık ve yeterli gerekçeler içermesi anayasal bir zorunluluktur. Nesnel gerçeklikten uzak, öznel veya varsayımsal değerlendirmelerle verilen disiplin cezaları hukuka aykırı kabul edilmekte ve Anayasa'nın güvence altına aldığı özgürlüklerin ihlali sonucunu doğurmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun yapılan genel arama sırasında üzerinde ele geçirilen radyo sebebiyle on bir gün hücreye koyma cezası ile cezalandırılmasını ve bu cezanın infaz edilmesini, doğrudan bilgi alma ve ifade özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Bu müdahalenin şekli anlamda kanuni bir dayanağı bulunmakla birlikte, müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığı titizlikle incelenmiştir.
Kararda, cezaevi idaresinin ve derece yargı mercilerinin, başvurucunun bulundurduğu radyonun kurumun güvenliği, disiplini veya düzeni üzerinde gerçekte nasıl bir tehdit oluşturduğunu somut ve ikna edici verilerle ortaya koyamadıkları tespit edilmiştir. Ceza infaz kurumu disiplin kurulu, teknik bir inceleme yapmaksızın sadece cihazın yasaklı olduğunu varsayarak işlem tesis etmiştir. Ancak olayın hemen ardından paralel olarak yürütülen adli soruşturmada alınan tarafsız bilirkişi raporuyla, söz konusu radyonun uzun frekans bandı özelliğine sahip olmadığı, herhangi bir modifikasyon içermediği, dolayısıyla yasak nitelikte bir eşya bulunmadığı açıkça kanıtlanmıştır.
Anayasa Mahkemesi, infaz hâkimliğinin savcılığın takipsizlik kararı ve bilirkişi raporu sonrasında ek bir kararla disiplin cezasını geriye dönük iptal ettiğini ve aslında ortada bir yasak ihlali olmadığını, dolayısıyla ifade özgürlüğünün zedelendiğini zımnen kabul ettiğini belirlemiştir. Ancak başvurucu, haksız yere verilen on bir günlük hücre cezasını fiilen çekmiş ve bu süre zarfında tecrit gibi son derece ağır bir yaptırıma katlanmak zorunda kalmıştır. Cezanın sonradan kâğıt üzerinde kaldırılması, fiilen infaz edilmiş olan tecrit yaptırımının başvurucu üzerinde yarattığı telafisi imkansız mağduriyeti kendiliğinden gidermemektedir. Bu nedenle devletin sorumluluğu devam etmektedir.
Yüksek Mahkeme, olayda cezaevi idaresi ve derece mahkemelerinin, başvurucunun eyleminin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ve kurum güvenliğini somut olarak bozduğunu ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gösteremediklerini vurgulamıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmayan bu müdahale nedeniyle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ve başvurucuya 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.