Karar Bülteni
AYM Osman Demirhan BN. 2020/5246
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/5246 |
| Karar Tarihi | 21.05.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahpusların iletişim hakları keyfî kısıtlanamaz.
- Kanun hükümleri öngörülemez şekilde geniş yorumlanamaz.
- Disiplin cezaları için somut tehlike ortaya konulmalıdır.
- Kısıtlama kararları ilgili ve yeterli gerekçe içermelidir.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların dış dünya ile iletişim kurma haklarının sınırlandırılmasında idare ve yargı mercilerinin sahip olduğu takdir yetkisinin sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, mahpusun yasal telefon görüşmesi sırasında aile üyeleri gibi üçüncü kişilerle konuşmasının tek başına ve doğrudan kurum güvenliğini tehlikeye düşüren bir eylem olarak nitelendirilemeyeceğini vurgulamıştır. Kurum idaresi tarafından uygulanan disiplin yaptırımlarının, kanunun temel amacını aşacak ve öngörülemez sonuçlar doğuracak biçimde geniş yorumlanması hukuka aykırı bulunmuştur.
Emsal niteliğindeki bu karar, ceza infaz kurumu idarelerinin kısıtlama tedbiri veya disiplin cezası uygularken salt kanun maddelerini kopyalamak yerine, eylemin kurum güvenliği ve disiplini üzerindeki somut etkilerini delilleriyle ortaya koymaları gerektiğini göstermektedir. Özellikle terör örgütü mensubiyeti veya tehlikelilik hâli gibi genel geçer ifadelere dayanılarak, somut ve bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapılmaksızın temel hakların kısıtlanması uygulamasının önüne geçilmiştir. Benzer uyuşmazlıklarda infaz hâkimliklerinin şikâyetleri incelerken idarenin soyut gerekçelerle yetinip yetinmediğini titizlikle denetlemesi gerektiği, aksi takdirde hak ihlallerinin doğacağı açıkça ortaya konulmuştur. Bu yönüyle karar, infaz hukuku uygulamalarına ciddi bir hukuki standart getirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, ceza infaz kurumunda tutuklu bulunan başvurucunun, oğluyla yaptığı haftalık telefon görüşmesi sırasındaki eylemleri nedeniyle disiplin yaptırımı ile karşılaşmasından kaynaklanmaktadır. Başvurucu, oğluyla telefon görüşmesi yaparken oğlunun telefonun hoparlörünü açması üzerine, aynı ortamda bulunan kızları ve torunlarıyla da konuşarak hâl hatır sormuştur.
Ceza infaz kurumu idaresi, bu durumu mevzuata aykırı şekilde "konferans yöntemiyle görüşme" olarak nitelendirerek kurum güvenliğini ihlal ettiği gerekçesiyle başvurucunun telefonla görüşme hakkını iki ay süreyle kısıtlamıştır. Başvurucu, hoparlör üzerinden aile fertleriyle kısa süreli konuşmasının bir konferans görüşmesi sayılamayacağını ve verilen kısıtlama kararının haksız olduğunu belirterek infaz hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. İnfaz hâkimliği ve itiraz mercii olan ağır ceza mahkemesi tarafından bu şikâyetin reddedilmesi üzerine başvurucu, iletişim ve haberleşme haklarının elinden alındığını öne sürerek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkı ile 22. maddesinde düzenlenen haberleşme hürriyetine odaklanmıştır. Mahpusların dış dünya ile irtibatını sağlayan iletişim araçlarını kullanmasının belirli bir süre yasaklanması veya kısıtlanması, bu anayasal haklara doğrudan bir müdahale niteliği taşımaktadır.
Bu tür idari müdahalelerin anayasal çerçevede meşru kabul edilebilmesi için mutlaka somut bir kanuni dayanağının bulunması şarttır. Uyuşmazlığın temelinde yer alan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m. 66 düzenlemesi, hükümlü ve tutukluların telefonla görüşme haklarını kısıtlayan yasal kuralları içermektedir. Ayrıca idarenin kısıtlama kararına dayanak yaptığı olay tarihinde yürürlükte olan mülga Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük m. 40 hükmü de tehlikeli hâli bulunan ya da örgüt mensubu olan kişilerin iletişim haklarının idare ve gözlem kurulu tarafından kısıtlanabileceğini düzenlemiştir.
Disiplin yaptırımlarının ve kısıtlamaların uygulanabilmesi için ise yine 5275 sayılı Kanun m. 43 kapsamında kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunma şartının somutlaştırılması aranmaktadır. Yerleşik içtihat prensipleri uyarınca, kanun koyucunun idareye tanıdığı takdir yetkisi, makul olmayacak şekilde genişletici ve öngörülemez bir yoruma tabi tutulamaz. Temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasını öngören kuralların uygulanmasında, kişinin eyleminin kurum güvenliği, düzeni veya disiplini üzerinde ne tür bir olumsuz etki yarattığının idari ve yargısal makamlar tarafından ikna edici bir gerekçeyle açıklanması hukuki bir zorunluluktur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayın değerlendirmesinde ceza infaz kurumu idare ve gözlem kurulu ile infaz hâkimliğinin kararlarını titizlikle incelemiştir. Başvurucunun yasal haftalık telefon görüşmesi sırasında kendi ailesinin diğer fertleriyle hoparlör aracılığıyla kısa süreli konuşması, idare tarafından konferans yöntemiyle görüşme ve tehlikelilik hâli olarak nitelendirilerek iki aylık kısıtlama cezasına dönüştürülmüştür. Ancak Anayasa Mahkemesi, söz konusu eylemin 5275 sayılı Kanun m. 43 kapsamında kurumda ne şekilde korku, kaygı ya da paniğe neden olduğunun, idari ve yargısal merciler tarafından hiçbir şekilde somutlaştırılmadığını tespit etmiştir.
Kararda, idare ve gözlem kurulu ile infaz hâkimliğinin gerekçelerinde, başvurucunun yasal telefon hakkı sırasında üçüncü kişilerle konuşması olgusu dışında ikna edici hiçbir açıklamaya yer verilmediği vurgulanmıştır. Başvurucunun somut eyleminin hangi gerekçelerle tehlikelilik hâli arz ettiği veya örgüt mensubiyetinden kaynaklanan bir güvenlik zafiyeti doğurduğuna ilişkin herhangi bir irdeleme veya hukuki tartışma yapılmamıştır. Bu durum, ilgili kanun hükmünün mahpuslar aleyhine, makul olmayacak şekilde öngörülemez ve genişletici bir yoruma tabi tutulduğunu açıkça göstermektedir.
Anayasa Mahkemesi, idarenin ve derece mahkemelerinin bu yaklaşımı sonucunda başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı iki aylık telefon görüşmesi kısıtlamasının, hedeflenen kurum güvenliğini sağlama meşru amacıyla tamamen orantısız olduğuna ve müdahalenin ölçülülük ilkesini açıkça zedelediğine hükmetmiştir. Ayrıca başvurucunun diğer taleplerinin (mektupların taranması, spor faaliyetleri vb.) infaz idaresine yöneltilmeden doğrudan hâkimliğe sunulduğu tespit edildiğinden, mahkemeye erişim hakkı yönünden başvuru yollarının tüketilmediği belirlenmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, idare ve mahkeme kararlarındaki gerekçe yetersizliği ve orantısızlık sebepleriyle başvurucunun özel hayata saygı hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması ve tazminat ödenmesine hükmederek başvuruyu kabul etmiştir.