Karar Bülteni
AYM 2019/34725 BN.
Anayasa Mahkemesi | İ. Ç. | 2019/34725 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2019/34725 |
| Karar Tarihi | 27.11.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahpusların ifade özgürlüğü meşru amaçlarla sınırlandırılabilir.
- Disiplini bozucu ifadelere yaptırım uygulanması tamamen ölçülüdür.
- Şikayetler cezaevi güvenliğini tehlikeye atmadan iletilmelidir.
- Kurum görevlilerine uygunsuz söz sarf etmek disiplin suçudur.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülerin ifade özgürlüğünün sınırlarına dair oldukça önemli hukuki çerçeveler çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, mahpusların da herkes gibi temel hak ve hürriyetlere sahip olduğunu kabul etmekle birlikte, ceza infaz kurumunun doğası gereği güvenlik ve disiplinin sağlanması zorunluluğunu çok güçlü bir şekilde vurgulamıştır. Kurum idaresinin arama işlemi sırasında görevli personele sarf edilen sert ve tepkisel sözler, her ne kadar eleştiri veya şikayet amacı taşısa da, koğuşta yer alan diğer mahpusları galeyana getirme potansiyeli barındırdığında ifade özgürlüğü korumasından mutlak surette yararlanamamaktadır. Karar, bu yönüyle cezaevi idaresinin takdir yetkisi ile bireyin ifade hürriyeti arasındaki hassas dengeyi idarenin kamu düzeni ve güvenliğini sağlama yükümlülüğü lehine yorumlamaktadır.
Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi bakımından bu karar, ceza infaz kurumu görevlilerine yönelik anlık ve yüksek sesli tepkilerin disiplin cezalarına konu edilmesinde temel bir referans olacaktır. Benzer davalarda, mahpusların kurum uygulamalarına yönelik şikayetlerini kurum disiplinini ve güvenliğini bozmaya elverişli olmayacak şekilde, idareye dilekçe vermek veya ilgili yargısal makamlara resmi başvuruda bulunmak gibi olağan hukuki kanallar üzerinden kullanmaları gerektiği prensibi kararlılıkla öne çıkacaktır. Yüksek Mahkeme, bu sınırı aşan ve nizamı sarsıcı nitelikteki sözlü tepkilerin kanun kapsamında yaptırıma tabi tutulmasının demokratik toplum düzeninde zorunlu bir ihtiyacı karşıladığına işaret ederek alt derece mahkemelerine, infaz hakimliklerine ve cezaevi disiplin kurullarına net bir içtihat sunmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olma suçundan tutuklu olarak Ordu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunmaktadır. Uyuşmazlık, kurum görevlilerinin başvurucunun barındığı odada gerçekleştirdiği kısmi arama işlemi sırasında yaşanan sözlü tartışmadan kaynaklanmaktadır. Arama esnasında başvurucu, ceza infaz kurumu idaresini ve aramayı yapan görevlileri ayrımcılık yapmakla, mahpuslara zulmetmekle ve kendilerini kalabalık odalarda yatırmakla itham etmiş, görevlilere hitaben yüksek sesle ve sinirli bir şekilde odayı derhal terk etmelerini söylemiştir.
Bu sert ifadeler ve gergin tavırlar üzerine kurum idaresi tarafından derhal disiplin soruşturması başlatılmış ve başvurucuya kurum görevlilerine karşı uygunsuz söz sarf etme eylemini gerçekleştirdiği gerekçesiyle bir ay süreyle bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma cezası verilmiştir. Başvurucu, disiplin kurulunun bu kararına karşı infaz hakimliğine ve sonrasında ağır ceza mahkemesine yaptığı itirazların reddedilmesi üzerine, sarf ettiği sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını, agresif davranmadığını ve haksız yere cezalandırıldığını iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü kurallarını ve prensiplerini temel almıştır. İfade özgürlüğü mutlak bir hak niteliği taşımamakta olup Anayasa'nın ilgili hükümlerinde açıkça yer alan suçun önlenmesi ve kamu düzeninin korunması gibi meşru sebeplerle, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve orantılı olmak kaydıyla hukuken sınırlandırılabilmektedir. Ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak kurum içinde disiplinin tesis edilmesi ve güvenliğin korunması gibi kabul edilebilir yasal gerekliliklerin varlığı durumunda, mahpusların sahip olduğu bu hürriyete haklı ve ölçülü bir müdahalede bulunulabileceği genel bir hukuk kuralı olarak kabul edilmektedir.
Uyuşmazlığın temel kanuni dayanağını ise 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m. 37 ile aynı kanunun ceza infaz kurumlarındaki disiplin suç ve cezalarını düzenleyen 5275 sayılı Kanun m. 40 hükümleri oluşturmaktadır. Söz konusu düzenlemelere göre, kurum görevlilerine karşı uygunsuz söz sarf etmek veya olumsuz davranışta bulunmak açıkça disiplin yaptırımını gerektiren bir eylemdir. Ancak yerleşik yargısal içtihatlar ve Anayasa Mahkemesi prensipleri gereğince, bir eylemin salt kanunda tanımlanan fiile şeklen uyması tek başına disiplin cezası verilmesi için yeterli görülmemektedir. Disiplin cezası yaptırımı uygulanabilmesi için söz konusu eylemin, ceza infaz kurumundaki düzenli yaşamın sürdürülmesini engellemesi, personelin görevini yapmasına mani olması, kurumun güvenliğini veya genel disiplinini bozacak nitelikte gerçekleştirilmiş olması şartı da aranmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun dile getirdiği sözlerin arama işlemini yasal görevleri ve kurum kuralları çerçevesinde yerine getiren ceza infaz kurumu personeline yönelik anlık bir tepki olduğunu gözlemlemiştir. Ancak başvurucu tarafından kurulan cümlelerin muhteviyatı, yüksek sesle ve sinirli bir tonda söylenmiş olması ve olayın yaşandığı terör koğuşunun kendine has niteliği bir bütün olarak göz önüne alındığında, bu tutumun diğer mahpusları galeyana getirmeye ve kurum güvenliğini doğrudan zafiyete uğratmaya son derece elverişli olduğu tespit edilmiştir. Yüksek Mahkeme, uygulanan yaptırımın Anayasa kapsamında ifade özgürlüğüne yönelik orantılı ve zorunlu bir müdahale olup olmadığını detaylıca irdelemiştir.
Kararda, ceza infaz kurumu idarelerinin en temel ve mutlak görevinin kurum içinde disiplin, düzen ve güvenliği her koşulda sağlamak olduğu bir kez daha hatırlatılmıştır. Başvurucunun, kurum içi uygulamaların hukuka aykırı olduğuna dair şahsi düşüncelerini veya cezaevi idaresine yönelik eleştirilerini dile getirmek için resmi kanalları kullanması gerektiği güçlü bir biçimde vurgulanmıştır. Nitekim bir mahpusun, talep ve şikayetlerini kuruma dilekçe vermek veya ilgili hukuki yargı mercilerine doğrudan başvurmak gibi kurumsal işleyişi ve nizamı zedelemeyecek yasal araçlarla yerine getirmesi cezaevinde bulunmanın getirdiği olağan bir sorumluluktur. Kurum görevlilerine karşı bağırarak direniş gösterilmesi ve suçlayıcı ifadeler kullanılması, kurumsal otoriteyi sarsıcı ve tahrip edici bir etkiye sahip olarak değerlendirilmiştir.
İlgili derece mahkemelerinin ve cezaevi disiplin kurulunun kararları titizlikle incelendiğinde, olay sonrası başvurucunun savunmasının usulüne uygun şekilde alındığı, iddialara ilişkin görevli personelin tutanakları ve tanık beyanları doğrultusunda yeterli araştırmanın yapıldığı görülmüştür. Bu bağlamda idarenin takdir payı da gözetilerek başvurucuya uygulanan disiplin cezasının demokratik toplum düzeninde zorunlu bir ihtiyacı karşıladığı ve aranan orantılılık şartını fazlasıyla sağladığı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.