Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Abdulcelil Keskin Kararı 2019/7665 B.

Anayasa Mahkemesi Abdulcelil Keskin Kararı 2019/7665 B.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların ifade özgürlüğü ile kurum güvenliği ve düzeni arasındaki hassas dengeyi yeniden tanımlaması bakımından kritik ve oldukça belirleyici bir öneme sahiptir. Hükümlü ve tutukluların anayasal haklardan tamamen mahrum bırakılamayacağı kuralı, modern infaz hukukunun en temel ve vazgeçilmez prensiplerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Mahpusların odalarında kişisel amaçlarla bulundurdukları notlar, edebi taslaklar veya karalamalar üzerinden idarece ağır disiplin cezası verilebilmesi için, salt metin içeriğinin şüpheli bulunmasının yeterli olmadığı vurgulanmıştır. Söz konusu materyallerin kurum disiplinini, genel işleyişini ve iç güvenliğini fiilen ve somut olarak nasıl bozduğunun idare makamlarınca açık, kesin ve ikna edici delillerle kanıtlanması gerektiği ifade edilmiştir. Aksi bir yaklaşımın, temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunan ölçüsüz bir müdahale doğuracağı belirtilmiştir.
search

Anayasa Mahkemesi
Abdulcelil Keskin Kararı 2019/7665 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2019/7665
Karar Tarihi 22.01.2025
Taraf Abdulcelil Keskin
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
Mahpusların ifade özgürlüğü anayasal koruma altındadır.
Disiplin cezaları için somut güvenlik tehlikesi şarttır.
İdare ve derece mahkemeleri kararlarını gerekçelendirmelidir.
Varsayımlarla mahpuslara hücre cezası verilemez.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların ifade özgürlüğü ile kurum güvenliği ve düzeni arasındaki hassas dengeyi yeniden tanımlaması bakımından kritik ve oldukça belirleyici bir öneme sahiptir. Hükümlü ve tutukluların anayasal haklardan tamamen mahrum bırakılamayacağı kuralı, modern infaz hukukunun en temel ve vazgeçilmez prensiplerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Mahpusların odalarında kişisel amaçlarla bulundurdukları notlar, edebi taslaklar veya karalamalar üzerinden idarece ağır disiplin cezası verilebilmesi için, salt metin içeriğinin şüpheli bulunmasının yeterli olmadığı vurgulanmıştır. Söz konusu materyallerin kurum disiplinini, genel işleyişini ve iç güvenliğini fiilen ve somut olarak nasıl bozduğunun idare makamlarınca açık, kesin ve ikna edici delillerle kanıtlanması gerektiği ifade edilmiştir. Aksi bir yaklaşımın, temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunan ölçüsüz bir müdahale doğuracağı belirtilmiştir.

Emsal niteliği ve hukuki etkisi açısından değerlendirildiğinde, bu karar infaz hâkimlikleri, ağır ceza mahkemeleri ve ceza infaz kurumu disiplin kurulları için son derece bağlayıcı ve önemli bir yol haritası çizmektedir. Karar, mahpusların cezaevinde kısıtlı imkânlarla yürüttükleri sanat, kültür ve edebiyatla ilgilenme eğilimlerinin, doğrudan "örgüt propagandası" gibi son derece ağır ve kategorik suçlamalarla kolayca bertaraf edilemeyeceğini göstermektedir. İdarenin sadece zayıf varsayımlara, soyut tehlike iddialarına veya şablon ifadelere dayanarak hücre cezası gibi kişiyi sosyal hayattan tamamen koparan ağır disiplin yaptırımları uygulamasının, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle hiçbir şekilde bağdaşmadığı net bir biçimde ortaya konulmuştur. Geliştirilen bu içtihat, gelecekte cezaevlerinde yazım ve sanat faaliyeti yürüten mahpusların ifade özgürlüğünün keyfi şekilde sınırlandırılmasının önlenmesi noktasında son derece güçlü bir anayasal dayanak oluşturacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, ceza infaz kurumunda hükümlü statüsünde kalmakta olan ve edebiyatla ilgilenerek daha önce yayımlanmış üç adet romanı bulunan bir yazardır. Söz konusu hukuki uyuşmazlık, cezaevi idaresi görevlileri tarafından başvurucunun odasında önceden haber verilmeksizin yapılan kısmi aramada, başvurucuya ait bazı ajanda, el yazısı defter ve kapakları bulunmayan defter fotokopilerine el konulmasıyla başlamıştır. İdare makamları, bu defterlerdeki notların içeriğinde terör örgütünü övücü, örgüt üyelerini eğitici nitelikte ifadeler bulunduğu gerekçesiyle başvurucu hakkında derhâl bir disiplin soruşturması başlatmış ve savunmaları yeterli bulmayarak kendisine on bir gün hücreye koyma gibi son derece ağır bir disiplin cezası vermiştir. Başvurucu ise idareye sunduğu savunmasında; söz konusu defterlerin yazdığı romanlara ait edebi taslaklar olduğunu, karalamaların yıllardır bizzat kendisinde bulunduğunu, bunların daha önce kurum denetiminden zaten geçtiğini ve kamerayla izlenen bir hücrede örgüt eğitimi vermesinin fiziksel olarak imkânsız olduğunu belirterek cezanın iptali istemiyle infaz hâkimliğine müracaat etmiştir. Yaptığı şikâyetin ve ardından ağır ceza mahkemesine sunduğu itirazın somut gerekçeler sunulmaksızın şeklî nedenlerle reddedilmesi üzerine başvurucu, düşünce ve ifade özgürlüğünün haksız yere ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bu karmaşık uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti bağlamında yerleşik ifade özgürlüğü ilkelerine ve uluslararası standartlara dayanmıştır. Herkes gibi cezaevinde bulunan hükümlü ve tutukluların da temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu, bu bağlamda cezaevinde veya kapalı bir kurumda bulunmanın ifade özgürlüğünü tamamen ortadan kaldıran bir durum olmadığı kuvvetle vurgulanmıştır. Ancak, ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucu olarak; suç işlenmesinin önlenmesi, diğer mahpusların korunması ve kurum içi disiplinin sağlanması amacıyla bu haklara meşru, ölçülü ve zorunlu sınırlamalar getirilebileceği de ifade edilmiştir.

Disiplin suç ve cezaları yönünden ceza infaz kurumlarındaki temel düzenleme olan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.37 gereğince, bir disiplin cezasının uygulanabilmesi için yasadaki ilgili özel hükümdeki şartların şeklen gerçekleşmesi hiçbir zaman tek başına yeterli kabul edilemez. Aynı zamanda kurumda düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması amacının fiilen zedelenmesi şartı titizlikle aranmaktadır. Bu yasal çerçevede, 5275 sayılı Kanun m.44 uyarınca hücreye koyma cezasını gerektiren bir eylemden ve örgütsel faaliyetten bahsedilebilmesi için, mahpusun ilgili tutum ve davranışının cezaevi güvenliğini veya idari disiplinini bozacak şekilde fiilen gerçekleştirilmesi zorunludur.

Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihat prensipleri ve demokratik hukuk devleti standartları doğrultusunda, temel hak ve özgürlüklere yönelik idari veya yargısal bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için; müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve hedeflenen meşru amaçla kesinlikle orantılı olması gerekmektedir. İdare ve denetim makamı olan yargı mercilerinin, mahpusun eylemi ile kurum güvenliğinin gerçekte nasıl tehlikeye düştüğünü ilgili, ikna edici ve yeterli bir gerekçeyle ortaya koymaları hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez ve en temel unsurlarından biridir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, yargılama dosyasını ve olay örgüsünü incelediğinde, başvurucunun odasında yapılan olağan aramada bulunan ajanda ve defterler nedeniyle verilen on bir gün hücreye koyma disiplin cezasının, başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik doğrudan bir müdahale olduğunu tespit etmiştir. Bu idari müdahalenin şekli anlamda kanuni bir dayanağı bulunmakla ve kamu düzeninin korunması gibi meşru bir amaca hizmet ettiği görünmekle birlikte, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ölçütü açısından çok ciddi ve temel eksiklikler barındırdığı görülmüştür.

Disiplin kurulu kararının gerekçesinde, başvurucunun el konulan dokümanlarının içeriğine dair yalnızca soyut, şablon ve genel geçer ifadelere yer verilmiştir. İlgili eylemin tam olarak neden suç örgütlerinin eğitim ve propaganda faaliyetlerini yapma veya yaptırma suçu kapsamında kaldığı somut olaylar, tanıklar veya maddi olgularla hiçbir şekilde açıklanmamıştır. Başvurucunun, söz konusu yazılı notların üzerinde çalıştığı yeni roman taslakları ve edebi karalamalar olduğu, yirmi altı yıldır aralıksız olarak cezaevinde bulunduğu, edebi çalışmalar yürüttüğü, geçmişte de yayımlanmış kitaplarının olduğu ve bu dokümanların daha önce zaten kurum yetkililerinin denetiminden geçtiği yönündeki ikna edici savunmaları idare makamları ve yargı mercileri tarafından hiçbir şekilde dikkate alınmamış ve tartışılmamıştır.

Yargılama sürecinin hiçbir aşamasında, başvurucunun odasında bu edebi dokümanları salt bulundurmasının, kurum düzeni ve fiziki güvenliği üzerinde ne tür bir olumsuz etki yarattığı hususunda bir değerlendirme yapılmamıştır. Yüksek Mahkeme, ağır disiplin cezalarının uygulanabilmesi için sadece şüpheli materyallerin varlığının değil, bunların ceza infaz kurumundaki disiplini, işleyişi veya düzenli yaşamı bozacak nitelikte bir eyleme dönüştüğünün idarece kanıtlanması gerektiğinin altını kalın çizgilerle çizmiştir. İdare ve yargı mercileri, başvurucunun bu eyleminin cezalandırılmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya koyamamış, bu durum müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığını ve açıkça ölçüsüz olduğunu açıkça göstermiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Cezaevinde kendi kendime deftere yazdıklarım yüzünden hücre cezası alabilir miyim? expand_more
Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, cezaevinde kişisel amaçlarla tuttuğunuz notlar veya edebi taslaklar nedeniyle tarafınıza doğrudan hücre cezası verilmesi hukuka aykırıdır. İdarenin bu yazılı materyallerin kurum disiplinini ve iç güvenliğini fiilen ve somut olarak nasıl bozduğunu kesin delillerle kanıtlaması gerekir. Sadece metnin içeriğinin şüpheli bulunmasına veya varsayımlara dayanılarak ağır disiplin yaptırımları uygulanamaz.
Hapishanede yazdığım romana örgüt propagandası denilerek el konulabilir mi? expand_more
İdare makamları sadece şablon ifadelere veya soyut tehlike iddialarına dayanarak edebi çalışmalarınızı "örgüt propagandası" olarak nitelendiremez ve ifade özgürlüğünüzü keyfi olarak sınırlandıramaz. Cezaevi idaresinin ve disiplin kurullarının, bu dokümanların kurum güvenliğini gerçekte nasıl tehlikeye düşürdüğünü ikna edici ve maddi olgulara dayalı yeterli bir gerekçeyle ortaya koyması zorunludur.
Cezaevine girince ifade özgürlüğüm tamamen elimden alınıyor mu? expand_more
Hayır, ceza infaz kurumunda bulunmak, bireylerin düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini tamamen ortadan kaldıran bir durum değildir. Hükümlü ve tutukluların ifade hürriyeti anayasal koruma altındadır ve modern infaz hukukunun vazgeçilmez bir prensibidir. Haklarınıza ancak kurum güvenliğinin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi ve disiplinin tesisi gibi meşru amaçlarla, mutlaka ölçülü ve zorunlu sınırlamalar getirilebilir.
Yazılarım için verilen hücre cezasına itirazım reddedilirse ne yapmalıyım? expand_more
Disiplin kurulları tarafından verilen haksız cezalara karşı infaz hâkimliği ve ağır ceza mahkemelerine yaptığınız itirazlar somut gerekçeler sunulmaksızın şeklen reddedilirse, ifade özgürlüğünüzün ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilirsiniz. Yüksek Mahkeme, eylemin kurum düzenini fiilen bozacak bir tehlikeye dönüştüğü ispatlanmadan verilen hücre cezalarını, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı ve ölçüsüz bulmaktadır.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir