Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Ali Baz Kösmene (2) Kararı 2019/22738 B.

Anayasa Mahkemesi Ali Baz Kösmene (2) Kararı 2019/22738 B.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların ifade özgürlüğü ile kurum güvenliği ve disiplini arasındaki hassas dengeyi hukuken yeniden çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, tutuklu veya hükümlülerin cezaevi yönetimine sundukları yasal yayınlara erişim gibi olağan talep dilekçelerinin, tek başına "kurumda korku, kaygı veya panik yaratma" fiili olarak nitelendirilemeyeceğini net bir biçimde vurgulamıştır. Bireylerin belirli yayınlara erişim talebinde ısrarcı olmalarının, somut bir güvenlik tehdidi veya disiplin zafiyeti yaratmadığı sürece cezalandırılamayacağı açıkça ortaya konulmuştur. Dolayısıyla, idarenin soyut varsayımlara dayanarak temel hakları sınırlandırması hukuka aykırı bulunmuştur.
search

Anayasa Mahkemesi
Ali Baz Kösmene (2) Kararı 2019/22738 B.

6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2019/22738
Karar Tarihi 20.11.2024
Taraf Ali Baz Kösmene (2)
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
Mahpusların ifade özgürlüğü anayasal güvence altındadır.
Disiplin cezaları için somut tehlike ispatlanmalıdır.
Kurum güvenliğini bozmayan eylemler cezalandırılamaz.
Müdahaleler zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamalıdır.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların ifade özgürlüğü ile kurum güvenliği ve disiplini arasındaki hassas dengeyi hukuken yeniden çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, tutuklu veya hükümlülerin cezaevi yönetimine sundukları yasal yayınlara erişim gibi olağan talep dilekçelerinin, tek başına "kurumda korku, kaygı veya panik yaratma" fiili olarak nitelendirilemeyeceğini net bir biçimde vurgulamıştır. Bireylerin belirli yayınlara erişim talebinde ısrarcı olmalarının, somut bir güvenlik tehdidi veya disiplin zafiyeti yaratmadığı sürece cezalandırılamayacağı açıkça ortaya konulmuştur. Dolayısıyla, idarenin soyut varsayımlara dayanarak temel hakları sınırlandırması hukuka aykırı bulunmuştur.

Benzer uyuşmazlıklarda bu karar, ceza infaz kurumu idareleri ve infaz hâkimlikleri için bağlayıcı bir emsal teşkil etmektedir. İdareler, mahpusların taleplerini değerlendirirken uygulayacakları disiplin yaptırımlarında, eylemin kurum düzenini ne şekilde bozduğunu somut olgularla temellendirmek zorundadır. Disiplin suçunun şeklî unsurlarının gerçekleşmiş gibi görünmesi tek başına ceza vermek için yeterli değildir; eylemin kurumun güvenliğini fiilen tehdit etmesi şartı aranacaktır. Aksi takdirde, verilen disiplin cezaları ifade özgürlüğünün ihlali sonucunu doğuracaktır. Uygulamadaki önemi bakımından karar, infaz hâkimliklerinin idari işlemleri denetlerken şeklî bir incelemenin ötesine geçerek, müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup olmadığını titizlikle araştırmaları gerektiğine işaret etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, Osmaniye 1 No.lu Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan başvurucunun, cezaevi yönetimine verdiği dilekçeler nedeniyle disiplin cezası almasından kaynaklanmaktadır. Başvurucu, belirli bir yayınevine ait kitap ve gazetelerin kuruma alınması yönündeki yasağın kaldırılmasını ve bu yayınların kendisine verilmesini talep etmiştir. Cezaevi idaresi, bu taleplerin peş peşe yapılmasını örgütlü bir eylem olarak değerlendirmiş ve kurumun işleyişini sekteye uğratmak amacıyla yapıldığı gerekçesiyle başvurucuya iki kez "bir ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma" disiplin cezası vermiştir. Başvurucu, sadece yasal kitap ve gazete talep ettiği için haksız yere cezalandırıldığını, bu durumun keyfî olduğunu belirterek infaz hâkimliğine ve ağır ceza mahkemesine yaptığı itirazlardan sonuç alamayınca hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Anayasa'nın ifade özgürlüğünü düzenleyen 26. maddesi ve temel hakların sınırlandırılmasını genel çerçevede düzenleyen 13. maddesini dikkate almıştır. İfade özgürlüğüne yönelik müdahalelerin anayasaya uygun kabul edilebilmesi için mutlak surette kanuni bir dayanağının bulunması, müdahalenin meşru bir amaca hizmet etmesi ve en önemlisi demokratik toplum düzeninin gereklerine ile ölçülülük ilkesine uygun olması şarttır.

Somut olayda uygulanan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.43 hükmü, kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak fiilini disiplin suçu olarak düzenlemektedir. Aynı Kanun'un 5275 sayılı Kanun m.37 hükmü ise disiplin cezalarının genel şartlarını belirlemekte, bir eylemin cezalandırılabilmesi için ceza infaz kurumunda düzenli bir yaşamın sürdürülmesini, güvenliğin ve disiplinin sağlanmasını ihlal edecek nitelikte olmasını aramaktadır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, ceza infaz kurumunda bulunan herkes Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Mahpusların ifade özgürlüğü de bu koruma kapsamındadır. Elbette kurum güvenliğinin ve düzeninin sağlanması amacıyla mahpusların haklarına meşru sınırlamalar getirilebilir. Ancak bir fiilin disiplin cezasını gerektirmesi için, yalnızca kanundaki suç tanımına şeklen uyması yeterli görülmemektedir; fiilin cezaevindeki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamı önleyecek boyutta, somut ve açık bir etki yaratması zorunludur. Mahkemeler ve idari makamlar, temel haklara yapılan bu müdahalelerin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ve orantılı olduğunu ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koymakla yükümlüdür. Olayın bağlamı ve mahpusun niyeti de bu değerlendirmede mutlaka dikkate alınmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken başvurucunun belirli bir yayınevi ve gazete taleplerini içeren dilekçeler vermesi nedeniyle disiplin cezasına çarptırılmasını, ifade özgürlüğüne yönelik doğrudan bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Mahkeme, bu müdahalenin ceza infaz kurumunun güvenliğini ve iç düzenini sağlamak gibi meşru bir amaca dayandığı kabul edilse de, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk açısından derinlemesine bir denetim yapılması gerektiğine dikkat çekmiştir.

Değerlendirme sonucunda Mahkeme, başvurucunun yayınlara erişim talebinin defalarca reddedilmesine rağmen bu taleplerini ısrarla yinelemesinin, 5275 sayılı Kanun m.43 kapsamında tek başına "kurumda korku, kaygı veya panik yaratacak bir davranış" olarak nitelendirilmesinin somut hukuki temellerden yoksun olduğunu tespit etmiştir. Disiplin kurulu kararlarında ve bu kararları denetleyen infaz hâkimliği hükümlerinde, verilen dilekçelerin kurumun düzeni ve güvenliği üzerinde tam olarak nasıl bir tehlike veya olumsuz etki yarattığı somut verilerle açıklanamamıştır. İdarenin, başvurucunun yasal hak arayışı içindeki ısrarını genel geçer ifadelerle ve varsayıma dayalı olarak örgütlü bir eylem gibi değerlendirmesi, temel hakların sınırlandırılmesinde aranan "ilgili ve yeterli gerekçe" şartını hiçbir şekilde sağlamamaktadır.

Bunun yanı sıra, başvurucunun 5275 sayılı Kanun m.37 maddesinde öngörülen, kurumda düzenli bir yaşamın sürdürülmesi ve güvenliğin sağlanması için zorunlu olan mevzuat ve emirleri kusurlu bir şekilde ihlal ettiği hususu da idari ve yargısal merciler tarafından objektif olgularla ortaya konulamamıştır. İfade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğinin gösterilememesi ve başvurucuya verilen "iki kez bir ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma" cezasının eylemle kıyaslandığında oldukça ağır bir yaptırım olması, uygulanan tedbiri orantısız ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı hâle getirmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Cezaevinde kitap ve gazete istemek suç mu? Ceza verilebilir mi? expand_more
Mahpusların ifade özgürlüğü anayasal güvence altındadır. Cezaevinde yasal olan yayınları talep etmek tek başına bir suç veya disiplin ihlali değildir. İdarenin, bu talepleri sadece varsayımlara dayanarak cezalandırması hukuka aykırıdır. Sadece belirli yayınlara erişim talebinde ısrarcı olunması, somut bir güvenlik tehdidi yaratmıyorsa disiplin cezasına konu edilemez.
Sürekli dilekçe verdim diye disiplin cezası alırsam ne yapmalıyım? expand_more
Mahpusların cezaevi yönetimine olağan talep dilekçeleri sunmaları ifade özgürlüğü kapsamındadır. İdare, taleplerinizi ısrarla yinelemenizi tek başına kurumda korku, kaygı veya panik yaratacak bir davranış olarak nitelendiremez. Eğer idare somut bir güvenlik tehlikesi ispatlayamadan disiplin cezası verirse, bu işlem ifade özgürlüğünün ihlali sonucunu doğuracaktır. İnfaz hâkimlikleri bu idari işlemleri denetlerken eyleminizin kurum düzenini fiilen bozup bozmadığını titizlikle araştırmalıdır.
Cezaevi yönetimi her istediğinde disiplin cezası verebilir mi? expand_more
Hayır, ceza infaz kurumu idarelerinin disiplin cezası verebilmesi için eylemin kurum güvenliğini bozduğunu somut olgularla ispatlaması zorunludur. Sadece kanundaki disiplin suçu tanımına şeklen uyan bir davranış sergilenmiş olması ceza vermek için yeterli değildir. İdareler ve mahkemeler, temel haklara yaptıkları müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ve orantılı olduğunu yeterli gerekçelerle kanıtlamak zorundadır. Aksi durumlarda verilen cezalar, Anayasa Mahkemesi tarafından hak ihlali olarak değerlendirilmektedir.
Kitap istedim diye görüş yasağı verdiler, Anayasa Mahkemesi ne diyor? expand_more
Anayasa Mahkemesi, yasal yayınları talep etmek gibi eylemler nedeniyle verilen ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezalarını eylemle kıyaslandığında oldukça ağır ve orantısız bulmaktadır. Mahkeme, cezaevinin güvenliğini ve iç düzenini bozmayan eylemlere bu yaptırımların uygulanmasının demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olduğunu belirtmiştir. Somut delil olmadan örgütlü bir eylem varsayımıyla verilen bu tür cezalar, Anayasa'nın 26. maddesinde korunan ifade özgürlüğünün ihlali kabul edilmektedir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir