Anasayfa Karar Bülteni AYM | Abdurrahman Ergin | BN. 2021/2219

Karar Bülteni

AYM Abdurrahman Ergin BN. 2021/2219

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/2219
Karar Tarihi 20.11.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Devlet gözetimindeki yaralanmalar inandırıcı şekilde açıklanmalıdır.
  • Güç kullanımı kesinlikle gerekli ve orantılı olmalıdır.
  • Kötü muamele iddiaları bağımsız ve etkili soruşturulmalıdır.
  • Hızlı ve delillerin eksiksiz toplandığı tahkikat zorunludur.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında mahpuslara yönelik kamu görevlileri tarafından uygulanan güç kullanımının sınırlarını ve devletin bu konudaki negatif ve pozitif yükümlülüklerini net bir şekilde çizmesi açısından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Kişilerin devletin tam kontrolü altında bulunduğu sırada meydana gelen yaralanmaların, kamu makamları tarafından tatmin edici ve inandırıcı bir biçimde açıklanması gerektiği kuvvetle vurgulanmıştır. Açıklama yükümlülüğünün yerine getirilmemesi durumunda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının doğrudan ihlal edilmiş sayılacağı tespiti, yaşam ve vücut bütünlüğü haklarının korunması adına emredici bir güvence sunmaktadır.

Emsal etkisi ve uygulamadaki önemi değerlendirildiğinde, bu karar, savcılık makamlarının ceza infaz kurumlarında gerçekleşen şiddet veya kötü muamele iddialarını soruştururken izlemeleri gereken yöntemi hassas standartlara bağlamaktadır. Soruşturmaların yalnızca idarece tek taraflı tutulan tutanaklara veya şüpheli konumunda olabilecek kişilerin düzenlediği evraklara dayandırılarak kapatılamayacağı, tüm delillerin eksiksiz ve bağımsız bir şekilde toplanması gerektiği ortaya konulmuştur. Bu durum, cezaevlerindeki benzer iddialarla karşılaşan mahpuslar için etkili bir hukuk yolu standardı sunarken, idari ve yargısal makamlara da keyfiliğin önlenmesi adına derinlemesine bir tahkikat yürütme sorumluluğu yüklemektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, bulunduğu ceza infaz kurumunda annesi ve eşiyle kapalı görüş yaptığı esnada, iletişimi sağlayan telefon ahizelerinin bozuk olması nedeniyle infaz koruma memurlarına durumu bildirmiştir. Memurların çözüm bulamayacaklarını ifade etmeleri üzerine sinirlenerek kapıyı tekmeleyen başvurucu, kısa süre sonra çok sayıda infaz koruma memurunun odaya gelerek görüşmeyi sonlandırmasını istemesiyle karşılaşmıştır. Başvurucunun bu talebi reddetmesi üzerine memurlar tarafından fiziki müdahalede bulunulmuştur. Olay sonrasında alınan genel adli muayene raporunda başvurucunun yüzünde, boynunda ve sırtında çeşitli yaralanmalar, kan toplanması ve kesiler olduğu tespit edilmiştir. Başvurucu, infaz koruma memurları tarafından darbedildiğini belirterek savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Ancak savcılık, yaralanmaların başvurucunun kendi eylemlerinden kaynaklandığı ve memurların yasal sınırları aşmadığı gerekçesiyle soruşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Yapılan itirazın da sulh ceza hâkimliği tarafından reddedilmesi üzerine başvurucu, kötü muamele yasağının ihlal edildiği talebiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen kötü muamele yasağı (insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı) ilkelerine dayanmıştır. Yerleşik içtihat prensiplerine göre, güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, kişinin tutumu nedeniyle kesin olarak gerekli olmadığı hâllerde fiziksel güce başvurmaları doğrudan bir anayasal hak ihlali oluşturur. Güç kullanımının kaçınılmaz olduğu istisnai durumlarda ise bu müdahalenin ölçülü olması, aşırıya kaçmaması ve kişinin gösterdiği dirençle orantılı bir şekilde uygulanması zorunludur.

Özellikle gözaltı veya ceza infaz kurumu gibi bireyin tamamen devletin fiilî kontrolü altında bulunduğu ortamlarda meydana gelen yaralanmalarda, devletin pozitif yükümlülükleri çok daha sıkı bir şekilde devreye girmektedir. Bu gibi durumlarda, yaralanmanın ne şekilde meydana geldiğine dair makul, tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirme yükümlülüğü doğrudan yetkili kamu makamlarına aittir. Zira olayın gerçekleşme koşullarına dair tüm deliller ve bilgiler idarenin uhdesinde bulunmaktadır.

Ayrıca, kötü muamele iddialarının varlığı hâlinde devletin etkili bir ceza soruşturması yürütme zorunluluğu bulunmaktadır. Bu usul güvencesi kapsamında; kasten yapıldığı ileri sürülen kötü muamele iddialarında derhâl ve ivedilikle bağımsız bir soruşturma başlatılmalı, olayı aydınlatacak tüm deliller eksiksiz olarak toplanmalıdır. Soruşturma makamları, yalnızca şüphelilerin veya idarenin kendi tuttuğu tutanaklarla yetinmemeli, kullanılan gücün mutlak surette gerekli ve orantılı olup olmadığını derinlemesine değerlendirmelidir. Aceleci davranılarak ve temelden yoksun sonuçlara dayanılarak verilen takipsizlik kararları, kötü muamele yasağının doğrudan usul boyutunun ihlaline yol açmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı hem maddi hem de usul boyutlarıyla ayrıntılı bir şekilde incelemiştir. Başvurucunun vücudunda tespit edilen çeşitli yaralanmalara ilişkin ayrıntılı doktor raporu bulunmasına rağmen, savcılık tarafından yürütülen soruşturmada bu yaralanmaların ne şekilde başvurucunun salt kendi eylemlerinden dolayı ortaya çıktığı açıklanmamıştır. Savcılığın ve idari makamların, başvurucunun iddialarını bertaraf edecek inandırıcı ve tatmin edici bir açıklama getirme yükümlülüğünü yerine getirmediği saptanmıştır. Bu nedenle, başvurucuya yönelik insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muamele gerçekleştirildiği ve anayasal yasağın maddi boyutunun ihlal edildiği kabul edilmiştir.

Soruşturmanın usul boyutu yönünden yapılan değerlendirmede ise savcılığın olay hakkında son derece eksik ve yetersiz bir araştırma ile sonuca ulaştığı tespit edilmiştir. Şüpheli infaz koruma memurlarının hiçbirinin ifadesine dahi başvurulmamış, yalnızca idarenin kendi bünyesindeki bir memur ve bilgisayar mühendisi tarafından düzenlenen CD inceleme tutanağına dayanılarak hüküm kurulmuştur. Üstelik bu tutanağı düzenleyen ve olaya dâhil olan kurumun personeli olmaları hasebiyle tarafsızlığı konusunda şüphe oluşabilecek kişiler dahi savcılık makamınca tanık sıfatıyla dinlenmemiştir. Soruşturma makamının, olayın tüm boyutlarıyla aydınlatılmasını sağlayacak nitelikte bağımsız ve kapsamlı bir delil toplama süreci yürütmediği, başvurucuda oluşan somut yaralanmaların memurların iddia edilen zor kullanma sınırlarını aşıp aşmadığı hususunda hiçbir somut değerlendirme yapmadığı görülmüştür. Bu durum, devletin etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü açıkça ihlal etmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: