Karar Bülteni
AYM Yüksel Gönültaş BN. 2021/14882
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/14882 |
| Karar Tarihi | 22.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahpusların haber alma hakkı keyfî kısıtlanamaz.
- Televizyon izleme imkânı ifade özgürlüğü kapsamındadır.
- Kısıtlama kararları somut ve ikna edici olmalıdır.
- İdarenin takdir yetkisi sınırsız ve denetimsiz değildir.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında tutuklu veya hükümlü olarak bulunan mahpusların ifade ve haber alma özgürlüğünün sınırlarına ilişkin oldukça önemli bir hukuki zemin sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi, cezaevinde televizyon yayınlarından yararlanma imkânının kısıtlanmasını doğrudan haber ve fikir alma özgürlüğü kapsamında değerlendirerek, idarenin bu konudaki kısıtlama işlemlerinin keyfî olamayacağını ve mutlaka somut gerekçelere dayanması gerektiğini bir kez daha vurgulamıştır. İdarenin güvenlik veya kurum düzeni gibi soyut ve genel geçer kavramların arkasına sığınarak uzun süreli hak mahrumiyeti yaratması açıkça hukuka aykırı bulunmuştur.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, idarenin takdir yetkisinin geniş olduğu kabul edilmekle birlikte, bu yetkinin hiçbir zaman sınırsız olmadığı netleşmiştir. Mahpusların dış dünyayla iletişim kurmalarını sağlayan televizyon, radyo veya benzeri yayınlara erişim hakları kısıtlanırken, bu müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı ve orantılı olduğu somut olgularla ispatlanmalıdır. Uygulamada, ceza infaz kurumlarının basmakalıp gerekçelerle aldığı kısıtlama kararlarına karşı infaz hâkimliklerinin yapacağı etkili denetimin önemi bu karar ile bir kez daha ortaya çıkmıştır. Karar, mahpus haklarının idari keyfiliğe karşı korunmasında güçlü bir güvence niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Olay, Erzincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunan başvurucu Yüksel Gönültaş'ın, cezaevi kantininden satın aldığı televizyonunun infaz koruma memurları tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeden elinden alınmasıyla başlamıştır. Başvurucu, kuruma girdikten sonra yaklaşık bir yıl boyunca sorunsuz şekilde kullandığı televizyonunun aniden alınması ve yaklaşık üç buçuk yıl boyunca kendisine televizyon izleme imkânı verilmemesi üzerine kurum idaresine başvurmuştur. İdare ve Gözlem Kurulunun başvurucunun taleplerini soyut istihbari ve güvenlik gerekçeleriyle reddetmesi üzerine başvurucu, infaz hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. İnfaz hâkimliği başvurucuyu haklı bulup idarenin kararını kaldırsa da, cezaevi idaresi yeniden altı aylık kısıtlama kararları alarak süreci uzatmıştır. Bunun üzerine başvurucu, televizyon izleme imkânından uzun süre haksız ve gerekçesiz olarak mahrum bırakıldığı, haber alma ve ifade özgürlüğünün engellendiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak hak ihlalinin tespitini ve manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve haber alma hakkı çerçevesinde bir değerlendirme yapmıştır. Müdahalenin yasal dayanağı olarak 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.67 hükmü dikkate alınmıştır. İlgili kanun maddesi, mahpusların radyo ve televizyon yayınlarından yararlanma imkânını düzenlemekte olup, bu hakkın kurumun güvenliği ve düzeni gözetilerek kısıtlanabileceğine cevaz vermektedir.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, tutuklu ve hükümlüler, cezaevinde bulunmanın doğası gereği getirilen zorunlu kısıtlamalar dışında, kural olarak Anayasa'da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin tamamına sahiptir. İfade özgürlüğü mutlak bir hak olmamakla birlikte, ancak suçun önlenmesi veya kurum güvenliğinin sağlanması gibi meşru amaçlarla sınırlandırılabilir. Ceza infaz kurumu idaresinin teknik araçlara erişim konusunda geniş bir takdir yetkisi bulunsa da, bu yetki ayrımcı, öngörülemez veya keyfî şekilde kullanılamaz.
Müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve mutlaka orantılı olması şarttır. İdare ve infaz hâkimlikleri, belirli bir iletişim veya haberleşme aracına getirilen kısıtlamanın kurumun asayişi için gerçekten gerekli olduğunu somut, ikna edici ve uyuşmazlıkla doğrudan ilgili gerekçelerle ortaya koymak zorundadır. Soyut istihbari değerlendirmeler veya basmakalıp güvenlik gerekçeleri, kişinin haber alma hakkını uzun süre ortadan kaldıran müdahaleleri meşrulaştırmak için tek başına yeterli kabul edilemez.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun televizyon yayınlarından yararlanma imkânının 25 Temmuz 2017 tarihinde hiçbir gerekçe gösterilmeksizin elinden alındığını ve yaklaşık üç buçuk yıl boyunca bu haktan mahrum bırakıldığını tespit etmiştir. İdare ve Gözlem Kurulunun kısıtlama kararlarında, başvurucunun yüksek güvenlikli bölümde barındırılması ile genel asayiş ve istihbari değerlendirmeler gibi tamamen soyut, basmakalıp ifadelere yer verildiği, kısıtlamayı zorunlu kılan somut ve ikna edici hiçbir fiili gerekçe sunulmadığı vurgulanmıştır.
İnfaz Hâkimliğinin, idarenin mahpusu haktan tamamen yoksun bırakma yetkisi bulunmadığına ve Kanun lafzı gereği yalnızca kısıtlama yapabileceğine hükmederek başvurucuyu haklı bulmasına rağmen, cezaevi idaresinin mahkeme kararı sonrasında dahi yine somut bir gerekçe sunmadan yeni bir kısıtlama kararı alması idari keyfiliğin bir göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Başvurucunun uzunca bir süre televizyon izleme imkânından mahrum bırakılması, haber ve fikir alma özgürlüğüne yönelik makul olmayan, ağır bir müdahale teşkil etmiştir. İdarenin ve itirazları inceleyen yargı mercilerinin, bu kısıtlamanın demokratik bir toplumda zorunlu bir ihtiyacı karşıladığını kanıtlayamadığı açıktır.
Anayasa Mahkemesi, idarenin sahip olduğu geniş takdir yetkisinin mahpusların bilgiye ulaşmasını anlamsız ve imkânsız hâle getirecek şekilde denetimsiz bir alan olarak kullanılamayacağına hükmetmiştir. Gerekçesiz ve uzun süreli bu müdahalenin, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve orantılılık ilkesine açıkça aykırı olduğu tespiti yapılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun televizyon yayınlarından yararlanma imkânının kısıtlanması nedeniyle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.