Karar Bülteni
AYM Atilla Darendeli BN. 2022/39911
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2022/39911 |
| Karar Tarihi | 03.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahpusların bilgiye erişim hakkı keyfî kısıtlanamaz.
- Tehlikelilik hâli somut ve bireysel gerekçelerle kanıtlanmalıdır.
- Kategorik yasaklar ifade özgürlüğüne orantısız müdahaledir.
- Süregelen ihlallere karşı itiraz süresi kısıtlanamaz.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların ifade ve haber alma özgürlüklerinin sınırlarına ilişkin son derece önemli bir hukuki içtihat niteliği taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, mahpusların dış dünyayla iletişim kurma ve bilgi edinme araçlarından olan radyo ve televizyon gibi iletişim imkânlarından yararlanma hakkının, idarenin soyut ve genelleyici kategorik kararlarıyla kesin olarak engellenemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. İdarenin sahip olduğu takdir yetkisinin sınırsız ve denetimsiz olmadığını, her bir mahpusun tehlikelilik durumunun mutlaka somut verilerle ispatlanması gerektiğini vurgulaması bakımından karar büyük bir emsal değer taşımaktadır. Ayrıca, devam eden ve süreklilik arz eden bir hak ihlaline karşı yapılan itirazların süreden reddedilmesinin de hak arama hürriyetinin özüne aykırı olduğu tescillenmiştir.
Benzer nitelikteki uyuşmazlıklardaki emsal etkisine bakıldığında, bu karar ceza infaz kurumu idarelerinin mahpuslara yönelik kısıtlayıcı kararlar alırken ne tür bir inceleme yapması gerektiğine dair kesin ve bağlayıcı bir standart belirlemektedir. Özellikle belirli bir suç tipine veya örgüt mensubu ya da tehlikeli şeklindeki genel nitelemelere dayanılarak tüm mahpuslara toptancı bir yaklaşımla aynı yasağın uygulanması pratiği, bu içtihatla birlikte bütünüyle hukuka aykırı hâle gelmiştir. Uygulamadaki yansımaları değerlendirildiğinde, infaz hâkimlikleri ve ağır ceza mahkemelerinin idarenin soyut işlemlerini otomatik olarak onama alışkanlıklarını acilen terk etmesi gerekecek; her bir mahpusun durumunun ve uygulanacak yasağın kurum güvenliğine nasıl bir somut tehdit oluşturduğunun ayrıntılı ve bireyselleştirilmiş bir şekilde gerekçelendirilmesi yönünde kesin bir yargısal zorunluluk doğacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Adana F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan hükümlü olarak bulunan başvurucunun, tek kişilik odasında yer alan radyo ve televizyonuna idare tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin el konulmuştur. Ceza infaz kurumu yönetimi daha sonra genel bir karar alarak belirli bir suç grubundan olan ve tek kişilik odada kalan mahpuslara bu cihazların kesinlikle verilmeyeceğini duyurmuştur. Başvurucu, tehlikeli bir mahpus statüsünde olmadığını ve aynı kurumda diğer mahpuslara bu imkânın tanındığını belirterek cihazlarının kendisine iadesini talep etmiştir. Talebinin idarece süre aşımı gibi usuli nedenlerle reddedilmesi üzerine konuyu infaz hâkimliğine ve ardından ağır ceza mahkemesine taşıyan başvurucu, yargı mercileri nezdindeki itirazlarının genel ve soyut gerekçelerle reddedilmesi üzerine haber alma ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı çözerken öncelikle ifade ve haber alma özgürlüğünün temel dinamiklerini ve insan onuruna yaraşır yaşam hakkını dikkate almıştır. Mahpusların, ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucu olarak çeşitli kısıtlamalara tabi tutulması olağan kabul edilmekle birlikte, bu kişilerin temel anayasal haklardan tamamen ve kalıcı olarak mahrum bırakılamayacağı yerleşik bir anayasa hukuku ilkesidir.
Bu bağlamda, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.67 düzenlemesi hukuki incelemenin merkezinde yer almaktadır. Söz konusu maddeye göre, kurumda merkezî yayın sistemi bulunması hâlinde mahpusların bu sisteme bağlı olarak radyo ve televizyon yayınlarını izleme ve dinleme hakkı yasal olarak teminat altına alınmıştır. Ancak yasa koyucu aynı maddenin dördüncü fıkrasında, tehlikeli hâlde bulunan veya örgüt mensubu olan mahpuslar bakımından bu hakkın infaz kurumu idaresince kısıtlanabileceği kuralını da ihdas etmiştir.
Anayasa Mahkemesi, kanunla idareye verilen bu kısıtlama yetkisinin hiçbir şekilde keyfî, sınırsız ve denetimsiz bir şekilde kullanılamayacağının altını çizmektedir. İfade ve haber alma özgürlüğüne yönelik her türlü müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve mutlaka ölçülülük ilkesi sınırları içinde kalması anayasal bir zorunluluktur. İdarenin, bir mahpusun tehlikeli hâlde bulunduğunu veya cihaz bulundurmasının kurum güvenliğini somut bir biçimde zedeleyeceğini bireyselleştirilmiş bir gerekçeyle ortaya koyması şarttır. Salt suç tipine, geçmiş sabıka kaydına veya soyut örgüt mensubiyetine atıf yapılarak kategorik yasaklar getirilmesi, ifade özgürlüğüne yapılan açık ve orantısız bir müdahale olarak nitelendirilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olay tüm yönleriyle incelendiğinde, başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan hükümlü olarak bulunduğu ceza infaz kurumunda, idare ve gözlem kurulu tarafından bütünüyle genel ve kategorik bir karar alınarak belirli suç gruplarına radyo ve televizyon verilmesinin yasaklandığı görülmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu durumun şeklî anlamda 5275 sayılı Kanun m.67 kapsamında bir işlem olarak değerlendirilebileceğini tespit etmiş olsa da, idarenin kendisine tanınan bu takdir yetkisini amacına aykırı ve oldukça keyfî bir şekilde kullandığına dikkat çekmiştir.
Kurum idaresi, başvurucunun bireysel olarak neden tehlikeli olduğunu, taşıdığı iddia edilen örgüt mensubiyetinin mevcut koşullarda hücrede ne gibi bir güvenlik zafiyeti yaratacağını ve radyo televizyon izlemesinin kurumun genel düzenini nasıl tehdit edeceğini hiçbir şekilde ortaya koyamamıştır. İdare tarafından alınan kararlar tamamen genelleyici bir yaklaşımla, somut olaydan kopuk biçimde ve sadece başvurucunun hükümlü olduğu suç tipine atıfla oluşturulmuştur.
Bunun yanı sıra, başvurucunun devam eden ve ileriye dönük sürekli etkileri olan bu yasaklamaya karşı idareye yaptığı şikâyetin, idare tarafından sırf itiraz süresinin kaçırıldığı gibi şeklî bir gerekçeyle reddedilmesi de hukuken hatalı bulunmuştur. Çünkü radyo ve televizyon izleme hakkından mahrum bırakılma işlemi, anlık değil sürekli bir işlem niteliğinde olup, devam ettiği müddetçe her an itiraza konu edilebilecek bir doğaya sahiptir.
Yargısal denetim aşamasına bakıldığında ise, infaz hâkimliği ve itiraz mercii olan ağır ceza mahkemesinin de idarenin hukuki dayanaktan yoksun soyut işlemlerini hiçbir detaylı bir incelemeye tabi tutmaksızın doğrudan onadıkları anlaşılmıştır. Yargı mercileri, müdahalenin anayasal ilkelere uygunluğunu tartışmamış, başvurucuya uygulanan kısıtlamanın neden demokratik toplumda zorunlu olduğunu somut verilerle açıklama zahmetine girmemiştir. İlgili ve yeterli hiçbir gerekçe içermeyen bu yargı kararları, başvurucunun temel haklarını ciddi şekilde zedelemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vererek ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmetmiş ve başvuruyu kabul etmiştir.