Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Ahmet Merter Cunedioğlu vd. Kararı 2021/5649 B.

Anayasa Mahkemesi Ahmet Merter Cunedioğlu vd. Kararı 2021/5649 B.

Bu karar, idarenin hizmet kusurunun sonradan ortaya çıktığı durumlarda dava açma süresinin nasıl hesaplanması gerektiği ve yaşam hakkı ihlali iddialarının idari yargıdaki inceleme standartları açısından büyük bir hukuki anlam taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, terör saldırıları sonucunda yaşanan can kayıplarına ilişkin açılan tam yargı davalarında, idarenin eylemsizliğinin ve dolayısıyla hizmet kusurunun aylar veya yıllar sonra yürütülen bir ceza yargılaması ile ancak ortaya çıkabildiğini kabul etmiştir. Bu çerçevede idari eylemliliğin ve sorumluluğun gerçekten öğrenildiği tarihin, dava açma süresinin başlangıcı olarak alınması gerektiği vurgulanmıştır. Mahkemelerin, salt olayın meydana geldiği veya zararın telafisine yönelik idari sulhnamenin imzalandığı tarihi esas alarak katı bir süre hesabı yapması açıkça hukuka aykırı bulunmuştur.
search

Anayasa Mahkemesi
Ahmet Merter Cunedioğlu vd. Kararı 2021/5649 B.

8 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2021/5649
Karar Tarihi 03.07.2025
Taraf Ahmet Merter Cunedioğlu vd.
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
İdarenin hizmet kusuru iddiaları titizlikle incelenmelidir.
Dava açma süresi zararın öğrenilmesinden başlatılmalıdır.
Katı süre yorumu mahkemeye erişim hakkını zedeler.
Yaşam hakkı bağlamında özenli yargılama yapılması zorunludur.

Bu karar, idarenin hizmet kusurunun sonradan ortaya çıktığı durumlarda dava açma süresinin nasıl hesaplanması gerektiği ve yaşam hakkı ihlali iddialarının idari yargıdaki inceleme standartları açısından büyük bir hukuki anlam taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, terör saldırıları sonucunda yaşanan can kayıplarına ilişkin açılan tam yargı davalarında, idarenin eylemsizliğinin ve dolayısıyla hizmet kusurunun aylar veya yıllar sonra yürütülen bir ceza yargılaması ile ancak ortaya çıkabildiğini kabul etmiştir. Bu çerçevede idari eylemliliğin ve sorumluluğun gerçekten öğrenildiği tarihin, dava açma süresinin başlangıcı olarak alınması gerektiği vurgulanmıştır. Mahkemelerin, salt olayın meydana geldiği veya zararın telafisine yönelik idari sulhnamenin imzalandığı tarihi esas alarak katı bir süre hesabı yapması açıkça hukuka aykırı bulunmuştur.

Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlüdür; zira idare aleyhine açılacak tam yargı davalarında, özellikle ağır güvenlik zafiyeti ve terör eylemleri söz konusu olduğunda idari işlemlerin ve hizmet kusurlarının çok sonradan müfettiş raporları veya ceza soruşturmalarıyla gün yüzüne çıkması sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Bu tür istisnai ve ağır durumlarda vatandaşların hak arama hürriyetlerinin katı usul kurallarıyla engellenemeyeceği tescillenmiştir. Uygulamada, idare mahkemelerinin ceza yargılamasındaki bilgi, belge ve raporları iddiaların aydınlatılması bakımından uyuşmazlığın çözümünde mutlaka dikkate alması gerektiği ortaya konulmuştur. Böylelikle idarenin sorumluluğunun sadece sosyal risk ilkesi ile geçiştirilemeyeceği, şayet bir hizmet kusuru varsa bunun derinlemesine irdelenerek tazminat hukukunun genel prensiplerinin işletilmesi gerektiği net bir içtihat hâline getirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013 tarihinde elli bir kişinin hayatını kaybettiği bombalı terör saldırısında yakınlarını kaybeden vatandaşlar, olayda ağır ihmali bulunduğu tespit edilen idareye karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Başvurucular, patlamadan kısa bir süre sonra devletin sunduğu cüzi bir tazminat rakamını içeren idari sulhnameyi imzalamışlardır. Ancak çok daha sonra ortaya çıkan mülkiye müfettişi raporları ve emniyet yetkilileri aleyhine açılan ceza davaları, emniyet birimlerinin saldırıya dair somut istihbarat aldığını fakat gerekli güvenlik önlemlerini almadığını, yani idarenin olayda ağır bir hizmet kusuru bulunduğunu gün yüzüne çıkarmıştır.

Bunun üzerine başvurucular, idarenin hizmet kusuru bulunduğu gerekçesiyle daha önce imzalanan sulhnamenin iptali ve gerçek maddi, manevi zararlarının karşılanması için İçişleri Bakanlığı ile Hatay Valiliği aleyhine tam yargı davası açmıştır. İdare mahkemesi, ceza yargılamasındaki ihmal tespitlerini dikkate almamış, sürenin geçtiğini belirterek maddi tazminat taleplerini süre aşımı gerekçesiyle reddetmiş ve manevi tazminat talebini ise hizmet kusuru yerine sosyal risk ilkesi çerçevesinde değerlendirerek çok düşük bir tutarda kabul etmiştir. Bu hukuki sürecin adil olmadığı iddiası Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuruya konu edilmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken temel olarak yaşam hakkının usul boyutu ve adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan mahkemeye erişim hakkı bağlamındaki genel anayasal güvencelere dayanmıştır. İdarenin sorumluluğu ve terör zararlarının karşılanması hususunda 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun hükümleri ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında öngörülen dava açma süreleri, meselenin temel idari yargı çerçevesini oluşturmaktadır.

Yaşam hakkının usul boyutu bağlamında, kamu makamlarının gerçekleşen doğal olmayan ölüm olaylarına ilişkin makul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi anayasal bir zorunluluktur. Yaşam hakkı kapsamındaki sorumluluğu ortaya koymak adına idari yargıda açılan tazminat talepli tam yargı davalarında, yargı makamları idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığına ilişkin ceza yargılamasında elde edilen delilleri özenle toplamalı ve davacıların bu konudaki esaslı iddialarını gerekçeli olarak karşılamalıdır. İdarenin somut bir hizmet kusurunun varlığı iddiası, olayın sadece kusursuz sorumluluk hâllerinden olan sosyal risk ilkesi çerçevesinde değil, idarenin ağır kusur sorumluluğu kapsamında daha dikkatli değerlendirilmesini gerektiren yerleşik bir içtihat prensibidir.

Adil yargılanma hakkının alt unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı ise bireylerin iddialarını bir mahkeme önüne taşıyabilmesini ve etkili bir karar elde edebilmesini ifade eder. Kanunlarda idari işlemlere veya eylemlere karşı öngörülen dava açma sürelerinin hesaplanmasında, idari eylemin niteliğinin veya bu eylemden doğan zararın aradaki illiyet bağının çok sonradan öğrenildiği hâllerde, dava açma süresinin katı ve şekilci bir yaklaşımla olayın ilk gerçekleştiği tarihten başlatılması hukuka aykırıdır. İdarenin eylemsizliğinin ve hizmet kusurunun aylar veya yıllar sonra bir ceza yargılaması neticesinde ortaya çıktığı özgün durumlarda dava açma süresinin, bireylerin bu kusurdan ve dava hakkının doğduğundan haberdar olduğu makul tarihten itibaren başlatılması gerekliliği temel bir hukuk kuralıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı yaşam hakkının usul boyutu ve mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde iki ana başlıkta son derece detaylı olarak incelemiştir. İlk olarak yaşam hakkının usul boyutu açısından yapılan değerlendirmede, ilk derece idare mahkemesinin ve kesinleşen temyiz mercilerinin başvurucuların temel iddialarını ve sundukları çok net delilleri bütünüyle göz ardı ettiği tespit edilmiştir. Başvurucular, idarenin hizmet kusuru bulunduğunu mülkiye müfettiş raporu ve emniyet görevlileri hakkındaki ağır ceza yargılaması dosyası ile açıkça ortaya koymalarına rağmen, derece mahkemesi bu hayati delilleri toplamadan ve idarenin kusuru olmadığına nasıl kanaat getirdiğini tek bir cümleyle dahi açıklamadan karar vermiştir. Mahkemenin, uyuşmazlığı idarenin hiçbir kusuru bulunmadığı ön kabulüyle 5233 sayılı Kanun ve sosyal risk ilkesi kapsamında çözerek dosyayı kapatması, yaşam hakkının ihlali iddialarının gerektirdiği en temel dikkat ve özen yükümlülüğüyle açıkça çelişmiştir.

İkinci olarak adil yargılanma hakkı güvencelerinden mahkemeye erişim hakkı yönünden yapılan incelemede, dava açma süresinin hesaplanış biçimi detaylıca ele alınmıştır. Başvurucuların yakınlarını kaybettikleri terör patlamasının hemen ardından yasın ve kaosun getirdiği ortamda idari sulhname imzaladıkları tartışmasız olmakla birlikte; idarenin olaydaki asli hizmet kusurunun, istihbarat zafiyetinin ve ihmalinin çok daha sonra, ilgili polis müdürlerinin görevi kötüye kullanma suçundan ceza aldığı yargılama ve müfettiş raporlarıyla ortaya çıktığı net bir şekilde görülmüştür. Anayasa Mahkemesi, bireylerin idarenin bu türden gizli eylemsizliğini ve zararla olan illiyet bağını salt ölüm olayıyla birlikte derhâl öğrenmiş sayılamayacağını vurgulamıştır. İdare mahkemesinin, idarenin ağır hizmet kusurunun ancak sonradan anlaşıldığı bir olay örgüsünde dava açma süresini katı, toleranssız bir yaklaşımla geçmişte imzalanan idari sulhname tarihinden başlatması, vatandaşın mahkemeye erişim hakkına yönelik aşırı ve orantısız bir müdahale olarak nitelendirilmiştir. Derece mahkemesinin bu aşırı şekilci ve katı yorumu, mağdurların hak arama hürriyetini neredeyse imkânsız hâle getirmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucuların yaşam hakkının usul boyutunun ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.

Devletin hatasını yıllar sonra öğrendim, dava açma sürem geçti mi? expand_more
İdarenin hizmet kusurunun (örneğin güvenlik zafiyeti veya eylemsizliğinin) aylar veya yıllar sonra yürütülen bir ceza yargılaması ya da müfettiş raporlarıyla ortaya çıktığı istisnai durumlarda, dava açma süresi salt olayın yaşandığı tarihten başlatılamaz. Anayasa Mahkemesi'nin emsal içtihatlarına göre, idari eylemliliğin ve sorumluluğun gerçek anlamda öğrenildiği makul tarih, dava açma süresinin başlangıcı olarak kabul edilmelidir. İdare mahkemelerinin, olayın meydana geldiği tarihi esas alarak katı ve şekilci bir süre hesabı yapması, adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan mahkemeye erişim hakkınızı açıkça ihlal eder. Bu nedenle, devletin ağır hizmet kusurunu sonradan öğrendiğiniz tarihten itibaren makul süreler içinde dava açma hakkınız hukuken güvence altındadır.
Olaydan sonra devletten cüzi para alıp imza attım, tekrar dava açabilir miyim? expand_more
Meydana gelen ağır bir olay sonrasında yas ve kaos ortamında idari sulhname imzalayarak cüzi bir miktar tazminat almış olmanız, idarenin ağır kusurunun sonradan ortaya çıkması hâlinde hak aramanıza mutlak bir engel teşkil etmez. Anayasa Mahkemesi kararına konu somut olayda da görüldüğü üzere; idarenin istihbarat zafiyeti ve ağır hizmet kusuru gibi hususlar çok sonradan yürütülen müfettiş incelemeleri ve ceza davalarıyla gün yüzüne çıkmışsa, bireylerin idarenin bu gizli eylemsizliğini en baştan bilmesi beklenemez. Böyle bir durumda mahkemelerin, geçmişte imzalanan idari sulhname tarihini gerekçe göstererek katı usul kurallarıyla dava açma süresinin geçtiğini belirtmesi mahkemeye erişim hakkına yönelik orantısız bir müdahaledir. Dolayısıyla, sonradan ortaya çıkan bu ağır kusura dayanarak tam yargı davası açmanız ve gerçek maddi ile manevi zararınızı talep etmeniz mümkündür.
Memurların ihmalden ceza alması, benim tazminat davamı nasıl etkiler? expand_more
Kamu görevlilerinin ihmali, görevi kötüye kullanması veya gerekli güvenlik önlemlerini almamaları nedeniyle ceza almaları, idare aleyhine açacağınız tam yargı (tazminat) davaları için son derece kritik ve bağlayıcı delillerdir. Yaşam hakkının usul boyutu gereğince, idari yargı makamları idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığını değerlendirirken, ceza yargılamasında elde edilen delilleri, müfettiş raporlarını ve ihmal tespitlerini özenle toplamak ve kararında tartışmak zorundadır. Mahkemelerin bu hayati delilleri bütünüyle göz ardı ederek idarenin kusursuz olduğuna hükmetmesi, anayasal bir zorunluluk olan makul ivedilik ve özen yükümlülüğüyle açıkça bağdaşmaz.
Mahkeme devletin ihmalini hiç incelemedi, buna karşı ne yapmalıyım? expand_more
Mahkemenin sunduğunuz çok net delilleri (ceza dosyaları, müfettiş raporları vb.) bütünüyle göz ardı etmesi ve uyuşmazlığı yalnızca kusursuz sorumluluk hâllerinden olan "sosyal risk ilkesi" çerçevesinde değerlendirmesi, yaşam hakkınızın usul boyutunun açık bir ihlalidir. İdarenin somut bir hizmet kusurunun varlığı iddia ediliyorsa, mahkemeler bu iddiaları derinlemesine irdelemeli ve tazminat hukukunun genel prensiplerini mutlaka işletmelidir. Mahkemenin idarenin kusuru olmadığına nasıl kanaat getirdiğini dahi somut bir şekilde açıklamadan davanızı reddetmesi veya çok düşük manevi tazminatlara hükmetmesi adil yargılanma standartlarına aykırıdır; bu nedenle olağan kanun yollarını tükettikten sonra Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunarak yeniden yargılama talep edebilirsiniz.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir