Karar Bülteni
AYM 2022/94408 BN.
Anayasa Mahkemesi | Şeyhmus Demircan | 2022/94408 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/94408 |
| Karar Tarihi | 01.10.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahpuslar da ifade özgürlüğünden tam olarak yararlanır.
- Disiplin cezası için kurum düzeninin bozulması şarttır.
- Bir günlük yemek almamak tek başına suç değildir.
- İfade özgürlüğüne müdahalede yeterli gerekçe sunulmalıdır.
Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülerin anayasal haklarının, özellikle de ifade özgürlüklerinin sınırlarını ve güvencelerini netleştirmesi bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Temel hak ve hürriyetlerin cezaevinde bulunma gerekçesiyle tamamen ortadan kalkmadığını bir kez daha teyit eden yüksek mahkeme, mahpusların kurum uygulamalarına karşı barışçıl yöntemlerle gösterdikleri tepkilerin ifade özgürlüğü koruması altında olduğunu vurgulamıştır. Öğün reddetme eyleminin, salt yapılmış olması nedeniyle değil, cezaevi düzeni ve güvenliği üzerindeki somut etkileriyle değerlendirilmesi gerektiği hukuki bir standart olarak ortaya konulmuştur.
Benzer davalar ve infaz hukuku uygulamaları açısından bu kararın ciddi bir emsal etkisi bulunacaktır. İnfaz kurumları idareleri ve infaz hâkimlikleri, mahpuslara disiplin cezası verirken salt kanun lafzına dayanarak otomatik cezalandırma yoluna gidemeyeceklerdir. Her somut olayın cezaevinin güvenliğini, disiplinini veya düzenli yaşamını ne şekilde bozduğunun ilgili ve yeterli bir gerekçeyle açıklanması zorunluluğu getirilmiştir. Bu yaklaşım, mahpusların sessiz protesto niteliğindeki eylemlerine karşı idarenin tolerans eşiğini yükseltmesini ve ölçülülük ilkesine daha sıkı riayet etmesini sağlayacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvuruya konu uyuşmazlık, ceza infaz kurumunda tutuklu olarak bulunan başvurucu Şeyhmus Demircan'ın, idareye karşı gerçekleştirdiği protesto eylemi neticesinde disiplin cezası almasından kaynaklanmaktadır. Başvurucu, cezaevinde yaşanan bazı uygulamalara dikkat çekmek, taleplerinin ve dilekçelerinin işleme alınmamasını protesto etmek amacıyla bir gün boyunca sabah ekmeği ile öğle yemeğini almamıştır.
Ceza İnfaz Kurumu idaresi, bu eylemi protesto amacıyla idarece verilen yemeği topluca almama suçu kapsamında değerlendirerek başvurucuya bir ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası vermiştir. Başvurucu, sadece bir günlük yemek almama eyleminin cezaevi güvenliğini ve düzenini tehlikeye düşürmediğini, yapılan bu uygulamanın tamamen keyfî olduğunu belirterek infaz hâkimliğine ve ağır ceza mahkemesine itirazlarda bulunmuş ancak sonuç alamamıştır. Bunun üzerine ifade özgürlüğünün zedelendiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın ifade özgürlüğünü güvence altına alan 26. maddesi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun hükümlerini incelemiştir.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, hükümlü ve tutuklular da diğer tüm bireyler gibi Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanında bulunan temel hak ve hürriyetlerin tamamına ilkesel olarak sahiptir. Elbette ifade özgürlüğü mutlak, sınırsız bir hak değildir; bireyin ceza infaz kurumunda bulunmasının doğal ve kaçınılmaz bir sonucu olarak, kurum içi güvenliğin ve disiplinin sağlanması amacıyla bu haklara bazı sınırlamalar getirilebilir. Ancak bu sınırlamaların anayasal güvencelere uygun olabilmesi için demokratik toplum düzeninin gereklerine uyması, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve kesinlikle ölçülülük ilkesini ihlal etmemesi zorunludur.
Disiplin suçları bağlamında, 5275 sayılı Kanun m.42 idarece verilen yemeği topluca almama eylemine yönelik uygulanacak yaptırımları düzenlerken, aynı Kanun'un genel hüküm niteliğindeki 5275 sayılı Kanun m.37 düzenlemesi çok önemli bir sınır çizmektedir. Buna göre, bir disiplin suçunun oluşabilmesi için yalnızca özel hükümdeki maddi şartların gerçekleşmesi yeterli değildir; eylemin cezaevinde düzenli bir yaşamın sürdürülmesini, güvenliği ve disiplini somut ve kusurlu olarak ihlal etmesi şarttır. Dolayısıyla, doktrinde de kabul edildiği üzere, bir mahpusun yemek almama eylemi tek başına otomatik bir disiplin suçu oluşturmaz; bu eylemin cezaevi düzenini ve güvenliğini gerçekten bozacak nitelikte gerçekleştirilmesi gerekmektedir. İdarenin ve yargı mercilerinin, bu bozucu etkiyi somut olgularla ve hukuka uygun, ilgili, yeterli gerekçelerle ortaya koyması anayasal bir zorunluluk olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun bir günlük yemek istihkakını almamasını bir bütün olarak ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmiş ve bu özgürlüğe yönelik müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunu incelemiştir.
Olayda Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu, başvurucunun bir sabah ekmeğini ve bir öğle yemeğini almamasını toplu protesto kapsamında değerlendirerek ceza vermiş, infaz hâkimliği de herhangi bir derinlemesine değerlendirme yapmaksızın bu kararı hukuka uygun bulmuştur. Yüksek Mahkeme, 5275 sayılı Kanun m.37 gereğince sadece bir günlük yemeği reddetmenin doğrudan kurum disiplinini veya güvenliğini bozacak bir eylem olarak nitelendirilemeyeceğini tespit etmiştir.
Kararda, başvurucunun yalnızca bir gün süren bu eyleminin toplu protesto amacına ne derece elverişli olduğunun ve kurum düzenini somut olarak nasıl tehlikeye düşürdüğünün ne idare ne de infaz hâkimliği tarafından gösterilebildiği vurgulanmıştır. Eylemin kaç kişi tarafından ne şekilde yapıldığı, kurum güvenliğine etkisinin ne olduğu yönünde en ufak bir inceleme veya araştırma yapılmamıştır. Temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerde kamu makamlarının ilgili ve yeterli gerekçe sunma yükümlülüğü bulunduğunun altını çizen mahkeme, somut olayda bu zorunluluğun yerine getirilmediğini tespit etmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun eyleminin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığını ve cezaevi idaresinin gerekçelerinin yetersiz olduğunu belirterek Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.