Anasayfa Karar Bülteni AYM | Sinem Süder Niemeyer | BN. 2025/3488

Karar Bülteni

AYM Sinem Süder Niemeyer BN. 2025/3488

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2025/3488
Karar Tarihi 01.10.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Çocuğun iadesinde üstün yararı mutlak gözetilmelidir.
  • Fiziksel veya psikolojik zarar riski titizlikle incelenmelidir.
  • Ebeveynin uyuşturucu kullanımı iade engeli oluşturabilir.
  • İade davalarında iddialar eksiksiz şekilde araştırılmalıdır.

Bu karar, uluslararası çocuk kaçırma vakalarında ve mutat meskene iade davalarında çocuğun üstün yararının her türlü usuli ve şeklî engelin önünde tutulması gerektiğini hukuken çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, çocuğun iadesine karar verilirken taraf olunan uluslararası sözleşmelerin öngördüğü istisnai durumların, özellikle de çocuğun fiziksel veya psikolojik bir tehlikeye maruz kalma riskinin yüzeysel bir incelemeyle geçiştirilemeyeceğini hüküm altına almıştır. Ebeveynlerden birinin uyuşturucu madde kullanımı veya ağır hastalık gibi çocuğun refahını ve kişisel gelişimini doğrudan etkileyebilecek hayati nitelikteki iddiaların, sadece yargılamanın ivediliği gerekçe gösterilerek araştırmasız bırakılması, anayasal güvence altındaki aile hayatına saygı hakkının ihlali olarak nitelendirilmiştir.

Benzer iade davalarında emsal teşkil edecek bu karar, aile mahkemelerinin iade taleplerini incelerken uluslararası istinabe dâhil tüm delil toplama araçlarını sonuna kadar tüketmeleri gerektiğine işaret etmektedir. Yargı mercileri, sadece mutat meskene derhâl iade kuralına sıkı sıkıya bağlı kalmamalı, iadenin çocuk üzerinde yaratacağı travmatik, onarılamaz veya tehlikeli sonuçları somut deliller ışığında derinlemesine tahlil etmelidir.

Uygulamadaki önemi açısından bu içtihat, iddiaların ciddiyeti karşısında yargılamanın hızlı bitirilmesi amacının, çocuğun temel haklarının, güvenliğinin ve fiziksel/ruhsal bütünlüğünün önüne geçemeyeceğini vurgulamaktadır. İade kararlarının verilmesinde mahkemelere çok daha titiz bir araştırma yükümlülüğü getirilerek, uluslararası hukuk ile anayasal güvenceler arasındaki dengenin çocuk lehine kurulması sağlanmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu anne, Amerika Birleşik Devletleri'nde evli olduğu eşinin uyuşturucu madde etkisindeyken kendisine ve çocuğuna yönelik psikolojik, ekonomik ve fiziksel şiddet uygulaması ile ağır sağlık sorunları nedeniyle müşterek çocuklarını da alarak Türkiye'ye dönmüş ve ardından boşanma davası açmıştır. Bunun üzerine baba, çocuğun mutat meskeni olan Amerika Birleşik Devletleri'ne iade edilmesi talebiyle Lahey Sözleşmesi kapsamında merkezî makamlar aracılığıyla hukuki süreç başlatmıştır.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çocuğun iadesi için açılan davada, başvurucu anne, babanın düzenli olarak marihuana kullandığını ve ağır bir akciğer kanseri tedavisi gördüğünü, bu sebeple çocuğun iadesinin telafisi imkânsız tehlikeler doğuracağını belirterek iadenin reddini talep etmiştir. Mahkeme ise babanın sağlık durumu ve uyuşturucu kullanımına ilişkin yurt dışından istinabe yoluyla istenen delillerin toplanmasından yargılamayı uzatacağı gerekçesiyle vazgeçerek çocuğun iadesine karar vermiştir. Verilen kararın kanun yollarından geçerek kesinleşmesi üzerine uyuşmazlık Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 20 kapsamında güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkını temel almıştır. Uyuşmazlığın uluslararası boyutu nedeniyle çözüm, Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşme (Lahey Sözleşmesi) hükümlerine dayanmaktadır.

Söz konusu sözleşme, kural olarak yasa dışı yollarla yer değiştiren veya alıkonulan çocuğun mutat meskenine derhâl ve ivedilikle iadesini öngörmektedir. Ancak sözleşmenin 13. maddesi, iadenin çocuğu fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı veya müsamaha edilemeyecek başka bir duruma düşüreceği yönünde ciddi bir riskin bulunması hâlini katı bir istisna olarak düzenlemektedir.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, ebeveyn ve çocuk arasındaki aile yaşamının tesisinde dikkate alınması gereken en temel ve sarsılmaz unsur çocuğun üstün yararıdır. Mahkemeler, idari makamlar ve yasama organı tarafından çocukları ilgilendiren bütün kararlarda bu ilke en üstte gözetilmelidir. Çocuğun mutat meskene iadesine ilişkin davalarda yargı mercileri, tarafların menfaatleri ile çocuğun yüksek menfaati arasında adil bir denge kurmakla yükümlüdür. Özellikle anneye bağımlılık çağındaki çocukların, bakımını üstlenen ebeveynden koparılarak iade edilmesinin yaratacağı olumsuz etkiler dikkatle incelenmelidir.

Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı gibi çocuğun gelişimini, güvenliğini ve sağlığını doğrudan tehdit eden olgular, ceza hukuku sisteminde ciddi yaptırımlara tabi olduğu gibi, aile hukukunda da çocuğun üstün yararının onarılamaz şekilde zedelenmesine yol açabilecek kritik riskler olarak kabul edilmektedir. Bu tür vahim ihtimallerin varlığı hâlinde yargı makamları, iddiaları derinlemesine araştırmalı ve çocuğun zarar görme riskini tamamen dışlamadan hüküm kurmamalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesinde yürütülen yargılama sürecini, aile hayatına saygı hakkı ve çocuğun üstün yararı çerçevesinde detaylı biçimde incelemiştir. Somut olayda, yargılama aşamasında üç kişilik uzman heyeti tarafından hazırlanan sosyal inceleme raporunda; çocuğun Türkiye'ye çok iyi derecede uyum sağladığı, dil kullanımı, akademik gelişimi, sosyal becerileri ile aile bağlarının son derece sağlıklı olduğu açıkça tespit edilmiştir. Aynı raporda çocuğun babasıyla iletişim kurabildiği ancak yeniden Amerika Birleşik Devletleri'ne yerleşmek üzere gitmek istemediği de vurgulanmıştır.

Buna karşılık ilk derece mahkemesinin, başvurucu annenin babaya yönelik kronik uyuşturucu bağımlılığı ve ağır akciğer kanseri tedavisi iddialarına yaklaşımı son derece eksik ve özensiz bulunmuştur. Mahkeme, başlangıçta bu ciddi iddiaların araştırılması amacıyla Amerika Birleşik Devletleri makamlarına istinabe talepnameleri göndermiş, ancak sürecin uzayacağı ve davanın ivediliği gerekçesiyle bu hayati delillerin sonucunu beklemekten tek taraflı olarak vazgeçmiştir. Anayasa Mahkemesi, uyuşturucu kullanımının insan davranışları üzerindeki yıkıcı etkisinin ve babanın ağır hastalığının, küçücük bir çocuğun bakımı, güvenliği ve refahı üzerinde yaratabileceği tehlikelerin asla göz ardı edilemeyeceğini belirtmiştir.

Çocuğun, uyuşturucu kullanan bir ebeveynin yanına iade edilmesinin yaratacağı fiziksel ve psikolojik riskler, Lahey Sözleşmesi'nin açıkça düzenlediği istisnalar kapsamında mutlak surette aydınlatılması gereken meselelerdir. Mahkemenin, iade yargılamasının hızlı sonuçlandırılması gerekliliğini gerekçe göstererek, çocuğun can güvenliğini ve geleceğini doğrudan ilgilendiren bu iddiaları aydınlığa kavuşturmadan hüküm kurması, devletin aile hayatını korumaya yönelik pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmamaktadır. İddiaların somut bir şekilde bertaraf edilmeksizin, yetersiz ve yüzeysel gerekçelerle çocuğun iadesine karar verilmesi, ebeveyn ile çocuk arasındaki adil dengenin bozulmasına yol açmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, yargılama sürecinde çocuğun üstün yararı ile ilgili iddiaların yeterince araştırılmaması ve eksik inceleme ile hüküm kurulması nedenleriyle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: